Artık Kuran-ı Kerim size bir tık uzaklıkta…
İndeks AnaSayfa
ELMALILI MUHAMMED HAMDİ YAZIR MEALİ
3-AL-İ İMRAN:
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
1- Elif, Lâm Mîm,
2- Allah, kendisinden başka tanrı olmayan,
hayy ve kayyûmdur.
3-4- O, sana kendisinden öncekileri tasdik
edip doğrulayan bu kitabı hak ile indirdi. Daha önce insanlara hidayet olarak
Tevrat'ı ve İncil'i de yine O indirmişti.. Evet bu Furkan'ı da O indirdi.
Gerçek şu ki, Allah'ın âyetlerini inkâr edenler için çetin bir azap vardır.
Allah çok güçlüdür, intikamını alır.
5- Şu da kesindir ki, ne yerde, ne de gökte
hiçbir şey Allah'a gizli kalmaz.
6- Sizi, rahimlerde dilediği gibi
şekillendiren O'dur. Kendisinden başka tanrı olmayan, şan, şeref ve hikmet
sahibi olan O'dur.
7- Sana bu kitabı indiren O'dur. Bunun
âyetlerinden bir kısmı muhkemdir ki, bu âyetler, kitabın anası (aslı) demektir.
Diğer bir kısmı da müteşabih âyetlerdir. Kalblerinde kaypaklık olanlar, sırf
fitne çıkarmak için, bir de kendi keyflerine göre te'vil yapmak için onun
müteşabih olanlarının peşine düşerler. Halbuki onun te'vilini Allah'dan başka
kimse bilmez. İlimde uzman olanlar, "Biz buna inandık, hepsi Rabbimiz
katındandır." derler. Üstün akıllılardan başkası da derin düşünmez.
8- Ey Rabbimiz! Bize ihsan ettiğin hidayetten
sonra kalblerimizi haktan saptırma, bize kendi katından rahmet ihsan eyle!
Şüphesiz ki, Sen bol ihsan sahibisin.
8- Ey Rabbimiz! Bize ihsan ettiğin hidayetten
sonra kalblerimizi haktan saptırma, bize kendi katından rahmet ihsan eyle!
Şüphesiz ki, Sen bol ihsan sahibisin.
9- Ey Rabbimiz! Muhakkak ki, Sen, geleceğinde
hiç şüphe olmayan bir günde bütün insanları bir araya toplayacaksın. Muhakkak
ki Allah, hiç sözünden caymaz.
10- Gerçek şu ki, kâfirlere, Allah'tan
gelecek bir zararı, ne malları, ne de evlatları engelleyemez. İşte onlar, o
ateşin yakıtı olacaklar.
11- Gidişatları, Firavun soyunun ve daha
öncekilerin gidişatı gibidir. Onlar, âyetlerimizi yalan saymışlardı. Bunun
üzerine Allah da onları işledikleri günahlar yüzünden yakalayıp alaşağı etti.
Allah, cezası çetin olandır.
12- O inkârcı kâfirlere de ki, siz mutlaka
yenilgiye uğrayacak ve toplanıp cehenneme doldurulacaksınız. Orası ne fena bir
döşektir.
13- Hiç şüphesiz karşı karşıya gelen iki
toplulukta size bir âyet, bir işaret ve ibret vardır. Onlardan biri Allah
yolunda savaşıyordu, öbürü de kâfirdi ve karşılarındakini göz kararıyla
kendilerinin iki katı görüyorlardı. Allah da gönderdiği yardımla dilediğini
destekliyordu. Gören gözleri olanlar için elbette bunda apaçık bir ibret
vardır.
14- İnsanlara kadınlar, oğullar, yüklerle
altın ve gümüş yığınları, salma atlar, davarlar, ekinler kabilinden aşırı
sevgiyle bağlanılan şeyler çok süslü gösterilmiştir. Halbuki bunlar dünya
hayatının geçici faydalarını sağlayan şeylerdir. Oysa varılacak yerin (ebedî
hayatın) bütün güzellikleri Allah katındadır.
15- De ki, size, o istediklerinizden daha
hayırlısını haber vereyim mi? Korunan kullar için Rablerinin yanında cennetler
var ki, altlarından ırmaklar akar, içlerinde ebedî kalmak üzere onlara, hem
tertemiz eşler var, hem de Allah'dan bir rıza vardır. Allah, o kulları görür.
16- Onlar ki, "Ey Rabbimiz! Biz inandık,
iman getirdik, artık bizim suçlarımızı bağışla ve bizi ateş azabından
koru!" derler.
17- O sabredenleri, o doğruluktan
şaşmayanları, o elpençe divan duranları, o nafaka verenleri ve seher
vakitlerinde o istiğfar edip yalvaranları (görür).
18- Allah şehadet eyledi şu gerçeğe ki, başka
tanrı yok, ancak O vardır. Bütün melekler ve ilim uluları da dosdoğru olarak
buna şahittir ki, başka tanrı yok, ancak O aziz, O hakîm vardır.
19- Doğrusu Allah katında din, İslâm'dır; o
kitap verilenlerin anlaşmazlıkları ise sırf kendilerine ilim geldikten sonra
aralarındaki taşkınlık ve ihtirastan dolayıdır. Her kim Allah'ın âyetlerini
inkâr ederse iyi bilsin ki, Allah hesabı çabuk görendir.
20- Buna karşı seninle münakayaşa
kalkışırlarsa de ki: "Ben, bana uyanlarla birlikte kendi özümü Allah'a
teslim etmişimdir". Kendilerine kitap verilenlere ve (kitap verilmeyen)
ümmîlere de ki: "Siz de İslâm'ı kabul ettiniz mi?" Eğer İslâm'a
girerlerse hidayete ermiş olurlar. Eğer yüz çevirirlerse, sana düşen şey ancak
tebliğ etmektir. Allah kulları görendir.
Allah'ın âyetlerini inkâr edenler ve haksız
yere peygamberleri öldürenler, insanlar içinde adaleti emredenlerin canına
kıyanlar yok mu? Bunları acıklı bir azapla müjdele!
22- İşte bunlar öyle kimselerdir ki, dünyada
da ahirette de bütün yaptıkları boşa gitmiştir. Onların hiçbir yardımcıları da
olmayacaktır.
23- Görmüyor musun, o kendilerine kitaptan
bir nasip verilmiş olanlar, aralarında hüküm vermek için Allah'ın kitabına
davet olunuyorlar da, sonra içlerinden bir kısmı yüz çevirerek dönüp
gidiyorlar.
24- Bunun sebebi, onların "belli
günlerden başka bize asla ateş azabı dokunmaz" demeleridir.
Uydurageldikleri yalanlar dinlerinde kendilerini aldatmaktadır.
25- O geleceğinde hiç şüphe olmayan günde
kendilerini bir araya topladığımız ve hiç kimseye haksızlık edilmeden herkese
ne kazandıysa tamamen ödendiği vakit halleri nasıl olacaktır?
26- De ki: "Ey mülkün sahibi Allah'ım!
Sen mülkü dilediğine verirsin, dilediğinden de onu çeker alırsın, dilediğini
aziz edersin, dilediğini zelil edersin. Hayır Senin elindedir. Muhakkak ki, Sen
her şeye kâdirsin.
27- Geceyi gündüzün içine sokarsın, gündüzü
gecenin içine sokarsın; ölüden diri çıkarırsın, diriden ölü çıkarırsın.
Dilediğine de hesapsız rızık verirsin.
28- Müminler, müminleri bırakıp da kâfirleri
dost edinmesin ve onu her kim yaparsa Allah'dan ilişiği kesilmiş olur, ancak
onlardan bir korunma yapmanız başkadır. Bununla beraber Allah sizi kendisinden
korunmanız hususunda uyarır. Nihâyet gidiş Allah'adır.
29- De ki, göğüslerinizdekini gizleseniz de,
açığa vursanız da Allah onu bilir. Göklerde ne var, yerde ne varsa hepsini
bilir. Hiç şüphesiz Allah, her şeye kadirdir.
30- O gün her nefis, ne hayır işlemişse, ne
kötülük yapmışsa onları önünde hazır bulur. Yaptığı kötülüklerle kendi arasında
uzak bir mesafe bulunsun ister. Allah, size asıl kendisinden çekinmenizi
emreder. Şüphesiz ki Allah, kullarını çok esirger.
31- De ki, siz gerçekten Allah'ı seviyorsanız
bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve suçlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah çok
esirgeyici ve bağışlayıcıdır.
32- De ki, Allah'a ve Peygamber'e itaat edin!
Eğer aksine giderlerse, şüphe yok ki Allah kâfirleri sevmez.
33- Gerçekten Allah, Adem'i, Nuh'u, İbrahim
soyunu ve İmran soyunu âlemler üzerine seçkin kıldı.
34- Bir zürriyet olarak birbirinden
gelmişlerdir. Allah her şeyi işitendir, bilendir.
35- İmran'ın karısı: "Rabbim,
karnımdakini tam hür olarak sana adadım, benden kabul buyur, şüphesiz sen
işitensin, bilensin." demişti.
36- Onu doğurunca -Allah onun ne doğurduğunu
bilip dururken- şöyle dedi: "Rabbim, onu kız doğurdum; erkek, kız gibi
değildir. Ona Meryem adını verdim. Onu ve soyunu koğulmuş şeytanın şerrinden
sana ısmarlıyorum".
37- Bunun üzerine Rabbi onu güzel bir şekilde
kabul buyurdu ve onu güzel bir bitki gibi yetiştirdi ve Zekeriyya'nın
himayesine verdi. Zekeriyya ne zaman kızın bulunduğu mihraba girse, onun
yanında yeni bir yiyecek bulurdu. "Meryem! Bu sana nereden geldi?"
deyince, o da: "Bu, Allah katındandır." derdi. Şüphesiz Allah,
dilediğine hesapsız rızık verir.
38- Orada Zekeriyya, Rabbine dua etti:
"Rabbim! Bana katından hayırlı bir nesil ver. Şüphesiz sen, duayı hakkıyle
işitensin" dedi.
39- Zekeriyya mabedde namaz kılarken melekler
ona: "Allah sana, Allah'dan bir kelimeyi doğrulayıcı, efendi, nefsine
hakim ve iyilerden bir peygamber olarak Yahya'yı müjdeler." diye
ünlediler.
40- Zekeriyya: "Ey Rabbim, benim nasıl
oğlum olabilir? Bana ihtiyarlık gelip çattı, karım ise kısırdır." dedi.
Allah: "Öyledir, fakat Allah dilediğini yapar." buyurdu.
41- Zekeriyya: "Rabbim! (oğlum olacağına
dair) bana bir alâmet ver" dedi. Allah da buyurdu ki: "Senin için
alâmet, insanlara üç gün, işaretten başka söz söyleyememendir. Ayrıca Rabbini
çok an, sabah akşam tesbih et".
42 - Hani melekler: "Ey Meryem! Allah
seni seçti, seni tertemiz yarattı ve seni dünya kadınlarına üstün kıldı.
43- Ey Meryem! Rabbine divan dur ve secdeye
kapan ve rüku' edenlerle beraber rüku' et" demişlerdi.
44- İşte bu, sana vahyettiğimiz gayb
haberlerindendir. (Yoksa) "Meryem'i kim himayesine alıp koruyacak?"
diye kalemlerini (kur'a için) atarlarken sen yanlarında değildin. (Bu hususta)
Tartışırlarken de yanlarında bulunmadın.
45- Melekler şöyle demişti: "Ey Meryem!
Allah sana kendisinden bir kelimeyi müjdeliyor ki, adı Meryem oğlu İsa
Mesih'dir; dünyada da ahirette de itibarlı, aynı zamanda Allah'a çok yakınlardandır.
46- Beşikte de, yetişkin çağında da
insanlarla konuşacak ve iyilerden olacaktır.
47- (Meryem): "Ey Rabbim, bana bir beşer
dokunmamışken benim nasıl çocuğum olur?" dedi. Allah: "Öyle ama,
Allah dilediğini yaratır, bir şeyin olmasını dilediğinde ona sadece 'ol!' der,
o da hemen oluverir." dedi.
48- Allah ona kitab (okuma ve yazmay)ı,
hikmeti ve Tevrat ile İncil'i öğretir.
49- Allah onu İsrailoğullarına (şöyle
diyecek) bir peygamber olarak gönderir: "Şüphesiz ki ben size Rabbinizden
bir âyet (mucize, belge) getirdim: Size, kuş biçiminde çamurdan birşey yaparım
da içine üflerim, Allah'ın izniyle o, kuş olur; anadan doğma körü ve alacalıyı
iyileştiririm ve Allah'ın izniyle ölüleri diriltirim. Evlerinizde ne yiyor ve
neleri biriktiriyorsanız size haber veririm".
50- "Önümdeki Tevrat'ı doğrulayıcı
olarak ve size haram kılınan bazı şeyleri helal kılmak için (geldim) ve
Rabbiniz tarafından size bir mucize getirdim. Artık Allah'tan korkun da bana
uyun".
51- "Şüphesiz Allah, benim de Rabbim,
sizin de Rabbinizdir. Onun için hep O'na kulluk edin! İşte bu, doğru
yoldur".
52- İsa onların inkârlarını hissedince:
"Allah yolunda yardımcılarım kim?" dedi. Havariler: "Allah
yolunda yardımcılar biziz. Allah'a iman ettik. Şahit ol ki, biz muhakkak
müslümanlarız." dediler.
53- Ey Rabbimiz, senin indirdiğine iman
ettik, o peygambere de uyduk. Artık bizi şahidlerle beraber yaz.
54- Onlar hileye başvurdular, Allah da
onların tuzağını boşa çıkardı. Allah hileleri boşa çıkaranların en
hayırlısıdır.
55- O zaman Allah şöyle dedi: "Ey İsa,
şüphesiz ki seni öldüreceğim, seni kendime yükselteceğim ve seni inkârcılardan
temizleyeceğim. Hem sana uyanları, kıyamete kadar o küfredenlerin üstünde
tutacağım. Sonra dönüşünüz banadır, ayrılığa düştüğünüz hususlarda aranızda
hükmedeceğim".
56- "İnkâr edenlere gelince, onlara
dünyada da, ahirette de şiddetli bir şekilde azab edeceğim, onların hiçbir
yardımcıları da olmayacaktır".
57- "İman edip iyi işler yapanlara
gelince, Allah onların mükafatlarını tastamam verecektir. Allah zalimleri
sevmez".
58- İşte bu sana okuduğumuz, âyetlerden ve
hikmetli Kur'ân'dandır.
59- Doğrusu Allah katında İsa'nın
(yaratılışındaki) durumu, Âdem'in durumu gibidir; onu topraktan yarattı, sonra
ona "ol!" dedi, o da oluverdi.
60- Bu hak (gerçek) senin rabbindendir, o
halde şüphecilerden olma.
61- Sana (gerekli) bilgi geldikten sonra
artık kim bu konuda seninle tartışacak olursa, de ki: "Gelin, oğullarımızı
ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi
çağıralım, sonra da lanetleşelim; Allah'ın lanetinin yalancılara olmasını
dileyelim".
62- İşte (İsa hakkında söylenen) gerçek kıssa
budur. Allah'tan başka hiçbir tanrı yoktur. Muhakkak ki Allah çok güçlüdür ve
hikmet sahibidir.
63- Eğer (haktan) yüz çevirirlerse, şüphesiz
ki Allah bozguncuları çok iyi bilendir.
64- De ki: Ey kitap ehli! Sizinle bizim
aramızda ortak olan bir söze geliniz. Allah'tan başkasına kulluk etmeyelim,
O'na hiçbir şeyi eş tutmayalım ve Allah'ı bırakıp da kimimiz kimimizi
ilâhlaştırmasın. Eğer onlar yine yüz çevirirlerse, deyin ki: "Şahit olun
biz müslümanlarız".
65- Ey Kitap ehli! İbrahim hakkında niçin
tartışıyorsunuz? Oysa Tevrat da, İncil de ondan sonra indirilmiştir. Siz hiç
düşünmüyor musunuz?
66- İşte siz böylesiniz. Haydi biraz bilginiz
olan şey hakkında tartıştınız, ya hiç bilginiz olmayan şey hakkında niçin
tartışıyorsunuz? Allah bilir, siz bilmezsiniz.
67- İbrahim, ne yahudi, ne de hıristiyandı;
fakat o, Allah'ı bir tanıyan dosdoğru bir müslümandı, müşriklerden de değildi.
68- Doğrusu onların İbrahim'e en yakın olanı,
ona uyanlar, şu Peygamber ve iman edenlerdir. Allah da müminlerin dostudur.
69- Kitap ehlinden bir grup sizi saptırmak
istediler, halbuki sırf kendilerini saptırıyorlar da farkına varmıyorlar.
70- Ey kitap ehli! (gerçeği) gördüğünüz
halde, niçin Allah'ın âyetlerini inkâr ediyorsunuz?
71- Ey kitap ehli! Niçin hakkı batıla
karıştırıyor ve bile bile gerçeği gizliyorsunuz?
72- Kitap ehlinden bir grup: "Müminlere
indirilene günün başlangıcında inanın, sonunda da inkâr edin, belki onlar da
dönerler." dedi.
73- "Ve kendi dininize uyanlardan
başkasına inanmayın" (dediler). De ki: "Şüphesiz doğru yol, Allah'ın
yoludur". (Onlar kendi aralarında): "Size verilenin benzerinin hiçbir
kimseye verilmiş olduğuna, yahut Rabbinizin huzurunda sizin aleyhinize deliller
getireceklerine" (de inanmayın dediler). De ki: "Lütuf Allah'ın
elindedir, onu dilediğine verir. Allah, rahmeti bol olan, her şeyi hakkıyla
bilendir".
74- Rahmetini dilediğine tahsis eder. Allah,
büyük lütuf ve kerem sahibidir.
75- Kitap ehlinden öylesi vardır ki, ona
yüklerle mal emanet etsen, onu sana eksiksiz iade eder. Fakat öylesi de vardır
ki, ona bir dinar emanet etsen, tepesine dikilip durmadıkça onu sana iade
etmez. Bu da onların, "Ümmîlere karşı yaptıklarımızdan bize vebal
yoktur." demelerinden dolayıdır. Ve onlar, bile bile Allah'a karşı yalan
söylerler.
76- Hayır, kim sözünü yerine getirir ve
kötülüklerden korunursa, şüphesiz Allah da korunanları sever.
77- Allah'a verdikleri sözü ve yeminlerini az
bir paraya satanlar var ya, işte onların ahirette bir payı yoktur; Allah
kıyamet günü onlarla hiç konuşmayacak, onlara bakmayacak ve onları
temizlemeyecektir. Onlar için acı bir azab vardır.
78- Kitap ehlinden öyle bir güruh da vardır
ki, siz onu kitaptan sanasınız diye, dillerini kitaba doğru eğip bükerler.
Halbuki o, kitaptan değildir. "Bu, Allah katındandır." derler; oysa
o, Allah katından değildir. Allah'a karşı, kendileri bilip dururken, yalan
söylerler.
79- İnsanlardan hiçbir kimseye, Allah
kendisine kitap, hüküm ve peygamberlik verdikten sonra, kalkıp insanlara:
"Allah'ı bırakıp bana kul olun." demesi yakışmaz. Fakat onun:
"Öğrettiğiniz ve okuduğunuz kitap gereğince Rabb'e halis kullar olun"
(demesi uygundur).
80- Ve O size: "Melekleri ve
peygamberleri tanrılar edinin." diye de emretmez. Siz müslüman olduktan
sonra, size hiç inkârı emreder mi?
81- Allah peygamberlerden şöyle söz almıştı:
"Andolsun ki size kitab ve hikmet verdim, sonra yanınızda bulunan
(kitaplar)ı doğrulayıcı bir peygamber geldiğinde ona muhakkak inanacak ve ona
yardım edeceksiniz! Bunu kabul ettiniz mi? Ve bu hususta ağır ahdimi üzerinize
aldınız mı?" demişti. Onlar: "Kabul ettik" dediler. (Allah da)
dedi ki: "Öyleyse şahit olun, ben de sizinle beraber şahit
olanlardanım".
82- Artık bundan sonra her kim dönerse, işte
onlar yoldan çıkmışların ta kendileridir.
83- Onlar, Allah'ın dininden başkasını mı
arıyorlar? Halbuki göklerde ve yerde ne varsa hepsi, ister istemez O'na boyun
eğmiştir ve O'na döndürülüp götürüleceklerdir.
84- De ki: "Allah'a, bize indirilen
(Kur'ân)e, İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a ve torunlarına indirilene,
Musa'ya, İsa'ya ve peygamberlere Rablerinden verilenlere inandık. Onların
arasında hiçbir fark gözetmeyiz, biz O'na teslim olmuşlarız".
85- Kim İslâm'dan başka bir din ararsa ondan
asla kabul edilmeyecek ve o ahirette de zarar edenlerden olacaktır.
86- İnandıktan, Peygamber'in hak olduğuna
şehadet ettikten ve kendilerine açık deliller geldikten sonra, inkâra sapan bir
milleti Allah nasıl doğru yola eriştirir? Allah zalimler güruhunu doğru yola
iletmez.
87- İşte onların cezaları, Allah'ın,
meleklerin, insanların hepsinin laneti onların üzerlerindedir.
88- Onlar bu (lanetin) içinde ebedî
kalacaklardır. Kendilerinden ne bu azab hafifletilir, ne de yüzlerine bakılır.
89- Ancak bundan sonra tevbe edip kendini
düzeltenler başka. Şüphesiz ki Allah, çok bağışlayan ve çok esirgeyendir.
90- Şüphesiz imanlarının arkasından küfreden,
sonra da küfrünü artırmış olanların tevbeleri asla kabul olunmaz. İşte onlar
sapıkların ta kendileridir.
91- Muhakkak ki inkâr edenler ve kâfir
oldukları halde de ölenler, yeryüzü dolusu altın fidye verseler bile hiç
birisinden asla kabul edilmeyecektir. İşte dayanılmaz azab onlar içindir.
Onların hiçbir yardımcıları da yoktur.
92- Sevdiğiniz şeylerden (Allah yolunda)
harcamadıkça, gerçek iyiliğe asla erişemezsiniz. Her ne harcarsanız Allah onu
hakkıyla bilir.
93- Tevrat indirilmeden önce, İsrail
(Yakub)in kendisine haram kıldığı dışında, yiyeceklerin hepsi İsrailoğullarına
helal idi. De ki: "Eğer doğrulardan iseniz, haydi Tevrat'ı getirip
okuyun".
94- Kim bundan sonra Allah'a karşı yalan
uydurursa, işte onlar zalimlerin ta kendileridir.
95- De ki: "Allah doğru söylemiştir.
Öyle ise dosdoğru, Allah'ı birleyici olarak İbrahim'in dinine uyun. O,
müşriklerden değildi".
96- Şüphesiz insanlar için kurulan ilk mabed,
Mekke'deki çok mübarek ve bütün âlemlere hidayet kaynağı olan Beyt (Kabe)dir.
97- Onda apaçık deliller, İbrahim'in makamı
vardır. Oraya giren güvene erer. Ona bir yol bulabilenlerin Beyt'i haccetmesi
Allah'ın insanlar üzerinde bir hakkıdır. Kim inkâr ederse, şüphesiz Allah bütün
âlemlerden müstağni (kimseye muhtaç değil, her şey ona muhtaç)dir.
98- De ki: "Ey kitap ehli! Allah
yaptıklarınızı görüp dururken niçin Allah'ın âyetlerini inkâr
ediyorsunuz?"
99- De ki: "Ey kitap ehli! Gerçeği görüp
bildiğiniz hâlde niçin Allah'ın yolunu eğri göstermeye yeltenerek müminleri
Allah'ın yolundan çevirmeye kalkışıyorsunuz? Allah yaptıklarınızdan habersiz
değildir".
100- Ey iman edenler! Kendilerine kitap
verilenlerden herhangi bir gruba uyarsanız, imanınızdan sonra sizi döndürüp
kâfir yaparlar.
101- Size Allah'ın âyetleri okunup dururken
ve Allah'ın elçisi de aranızda iken nasıl inkâra saparsınız? Kim Allah'a
sımsıkı bağlanırsa, kesinlikle doğru yola iletilmiştir.
102- Ey iman edenler! Allah'tan, O'na yaraşır
şekilde korkun ve ancak müslümanlar olarak can verin.
103- Hep birlikte Allah'ın ipine (kitabına,
dinine) sımsıkı sarılın. Parçalanıp ayrılmayın. Allah'ın üzerinizdeki nimetini
düşünün. Hani siz birbirinize düşmanlar idiniz de, O, kalplerinizi
birleştirmişti. İşte O'nun (bu) nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Yine
siz, bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi O kurtarmıştı. İşte
Allah size âyetlerini böyle apaçık bildiriyor ki, doğru yola eresiniz.
104- İçinizden hayra çağıran, iyiliği emredip
kötülükten men eden bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa eren onlardır.
105- Kendilerine apaçık deliller geldikten
sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın. İşte bunlar için büyük bir
azap vardır.
106- O gün bazı yüzler ağarır, bazı yüzler
kararır. Yüzleri kararanlara: "İmanınızdan sonra küfrettiniz ha? Öyle ise
inkâr etmenize karşılık azabı tadın" (denecektir).
107- Yüzleri ağaranlara gelince, (onlar)
Allah'ın rahmeti içindedirler. Onlar orada ebedî kalacaklardır.
108- Bunlar Allah'ın, sana gerçek olarak
okuyageldiğimiz, âyetleridir. Allah âlemlere hiçbir haksızlık etmek istemez.
109- Göklerde ve yerde olanların hepsi
Allah'ındır. Bütün işler Allah'a döndürülür.
110- Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı
ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten vazgeçirmeğe çalışır ve Allah'a
inanırsınız. Kitap ehli de inansaydı kendileri için elbette daha hayırlı
olurdu. İçlerinden iman edenler de var, ama pek çoğu yoldan çıkmışlardır.
111- Onlar size eziyetten başka bir zarar
veremezler. Eğer sizinle savaşmaya kalkışsalar, size arkalarını dönüp kaçarlar.
Sonra kendilerine yardım da edilmez.
112- Onlar nerede bulunurlarsa bulunsunlar,
üzerlerine alçaklık damgası vurulmuştur. Meğer ki Allah'ın ipine ve insanlar
(müminler)ın ahdine sığınmış olsunlar. Onlar Allah'ın hışmına uğradılar ve
üzerlerine de miskinlik damgası vuruldu. Bunun sebebi, onların Allah'ın
âyetlerini inkâr etmiş olmaları ve haksız yere peygamberleri öldürmeleridir.
Ayrıca isyan etmiş ve haddi de aşmışlardı.
113- Hepsi bir değildirler. Kitap ehli içinde
doğruluk üzere bulunan bir ümmet (topluluk) vardır ki, gecenin saatlerinde
onlar secdeye kapanarak Allah'ın âyetlerini okurlar.
114- Allah'a ve ahiret gününe inanırlar,
iyiliği emrederler, kötülükten vazgeçirmeye çalışırlar, hayır işlerinde de
birbirleriyle yarışırlar. İşte onlar iyi insanlardandır.
115- Onlar ne hayır işlerlerse karşılıksız
bırakılmayacaklardır. Allah kendisinden gereği gibi sakınanları bilir.
116- O inkâr edenler (var ya), onların ne
malları, ne de evlatları, onlara Allah'a karşı hiçbir fayda sağlamayacaktır.
Onlar, ateş halkıdır; orada ebedi kalacaklardır.
117- Onların bu dünya hayatında
harcadıklarının durumu, kendilerine zulmeden bir topluluğun ekinlerini vurup da
mahveden kavurucu ve soğuk bir rüzgarın hali gibidir. Allah onlara zulmetmedi.
Fakat kendileri, kendilerine zulmediyorlar.
118- Ey iman edenler! Kendi dışınızdakilerden
sırdaş edinmeyin. Çünkü onlar size fenalık etmekten asla geri kalmazlar, hep
sıkıntıya düşmenizi isterler. Kin ve düşmanlıkları ağızlarından taşmaktadır.
Kalplerinde gizledikleri ise daha büyüktür. Düşünürseniz, biz size âyetleri
açıkladık.
119- İşte siz öyle kimselersiniz ki, onları
seversiniz, halbuki onlar sizi sevmezler, siz kitap(lar)ın hepsine inanırsınız,
onlarsa sizinle buluştukları zaman "inandık" derler. Başbaşa
kaldıkları zaman da kinlerinden dolayı parmaklarının uçlarını ısırırlar. De ki:
"kininizle geberin!". Şüphesiz ki Allah göğüslerin (gönüllerin) özünü
bilir.
120- Size bir iyilik dokunsa fenalarına
gider, başınıza bir kötülük gelse onunla sevinirler. Eğer sabreder ve Allah'dan
gereğince korkarsanız, onların hileleri size hiçbir zarar vermez; çünkü Allah
onları kendi amelleriyle kuşatmıştır.
121- Hani sen sabah erkenden müminleri savaş
mevzilerine yerleştirmek için ailenden ayrılmıştın. Allah, hakkıyla işiten ve
bilendir.
122- O zaman içinizden iki takım bozulmaya
yüz tutmuştu. Halbuki Allah onların yardımcısı idi. İnananlar, yalnız Allah'a
dayanıp güvensinler.
123- Andolsun, sizler güçsüz olduğunuz halde
Allah size Bedir'de yardım etmişti. Allah'tan sakının ki, O'na şükretmiş
olasınız.
124- O zaman sen müminlere: "Rabbinizin
size, indirilmiş üç bin melek ile yardım etmesi size yetmez mi?" diyordun.
125- Evet, sabreder ve (Allah'tan)
korkarsanız, onlar ansızın üzerinize gelseler, Rabbiniz size nişanlı nişanlı
beş bin melekle yardım eder.
126- Allah, bunu size sırf bir müjde olsun ve
kalpleriniz bununla yatışsın diye yaptı. Yardım, yalnız daima galip ve hikmet
sahibi olan Allah katındandır.
127- (Allah bu yardımı) inkâr edenlerden bir
kısmını kessin veya perişan etsin de umutsuz olarak dönüp gitsinler (diye
yaptı).
128- Bu işten sana hiçbir şey düşmez.
(Allah), ya onların tevbesini kabul eder, yahut onlara, zalim olduklarından
dolayı azab eder.
129- Göklerde ve yerde olanların hepsi
Allah'ındır. Dilediğini bağışlar, dilediğine azab eder. Allah, çok bağışlayan,
çok esirgeyendir.
130- Ey iman edenler! Kat kat artırılmış
olarak faiz yemeyin. Allah'tan sakının ki kurtuluşa eresiniz.
131- Kâfirler için hazırlanmış olan ateşten
sakının.
132- Allah ve Peygambere itaat edin ki, size
de merhamet edilsin.
133- Rabbinizin bağışına ve genişliği
göklerle yer arası kadar olan, Allah'tan gereği gibi korkanlar için hazırlanmış
bulunan cennete koşun!
134- O (Allah'tan hakkıyla korka)nlar,
bollukta ve darlıkta Allah için harcarlar, öfkelerini yutarlar, insanları
affederler. Allah iyilik edenleri sever.
135- Ve onlar çirkin bir günah işledikleri,
yahut nefislerine zulmettikleri zaman Allah'ı hatırlayarak hemen günahlarının
bağışlanmasını dilerler. Allah'tan başka günahları kim bağışlayabilir? Bir de
onlar, bile bile, işledikleri (günah) üzerinde ısrar etmezler.
136- İşte onların mükafatı (ödülleri) Rableri
tarafından bağışlanma ve altından ırmaklar akan, ebedî kalacakları
cennetlerdir. Çalışanların mükafatı ne güzeldir!
137- Muhakkak ki sizden önce birçok olaylar,
şeriatler gelip geçmiştir. Yeryüzünde gezin, dolaşın da yalancıların sonunun
nasıl olduğunu bir görün.
138- Bu (Kur'ân) insanlar için bir açıklama,
Allah'dan gereğince korkanlar için doğru yolu gösterme ve bir öğüttür.
139- Gevşemeyin, üzülmeyin, eğer hakikaten
inanıyorsanız, muhakkak üstün olan sizsinizdir.
140- Eğer size (Uhud savaşında) bir yara
değmişse, (Bedir harbinde) o topluma da benzeri bir yara dokunmuştu. O günler
ki, biz onları insanlar arasında döndürür dururuz. (Bu da) Allah'ın sizden iman
edenleri ayırt etmesi ve sizden şahitler edinmesi içindir. Allah zalimleri
sevmez.
141- Bir de bu, Allah'ın iman edenleri tertemiz
seçip, kâfirleri yok etmesi içindir.
142- Yoksa siz, Allah içinizden cihad
edenleri belli etmeden, sabredenleri ortaya çıkarmadan cennete girivereceğinizi
mi sandınız?
143- Andolsun ki siz ölümle karşılaşmadan
önce onu arzuluyordunuz. İşte onu gördünüz, ama bakıp duruyorsunuz.
144- Muhammed, ancak bir peygamberdir. Ondan
önce de peygamberler gelip geçmiştir. Şimdi o ölür veya öldürülürse gerisin
geriye (eski dininize) mi döneceksiniz? Kim (böyle) geri dönerse, Allah'a
hiçbir şekilde zarar veremez. Allah şükredenleri mükafatlandıracaktır.
145- Allah'ın izni olmadıkça hiçbir kimseye
ölmek yoktur. (Ölüm) belirli bir süreye göre yazılmıştır. Kim dünya menfaatini
dilerse, kendisine ondan veririz. Kim de ahiret sevabını isterse ona da ondan
veririz. Biz şükredenleri mükafatlandıracağız.
146- Nice peygamberler vardı ki, kendileriyle
beraber birçok Allah dostları çarpıştılar; Allah yolunda başlarına gelenlerden
yılgınlık göstermediler, zaafa düşmediler, boyun eğmediler. Allah sabredenleri
sever.
147- Onların sözleri ancak: "Rabbimiz!
Bizim günahlarımızı ve işlerimizdeki taşkınlıklarımızı bağışla ve (yolunda)
ayaklarımızı diret, Kâfirler güruhuna karşı da bize yardım et!" demekten
ibaretti.
148- Allah da onlara hem dünya nimetini, hem
de ahiret sevabının güzelliğini verdi. Allah güzel davrananları sever.
149- Ey iman edenler! Siz eğer kâfir olanlara
uyarsanız, sizi topuklarınız üstünde gerisin geriye çevirirler. O zaman
büsbütün kaybedersiniz.
150- Hayır! Sizin mevlanız Allah'tır. O,
yardım edenlerin en hayırlısıdır.
151- Allah'ın, hakkında hiçbir delil
indirmediği şeyleri O'na ortak koşmalarından dolayı, inkâr edenlerin kalplerine
korku salacağız. Onların yurtları ateştir. Zalimlerin dönüp varacağı yer ne
kötüdür!
152- Siz Allah'ın izni ile düşmanlarınızı
öldürürken, Allah, size olan vaadini yerine getirmiştir. Allah size sevdiğiniz
(galibiyeti) gösterdikten sonra zaafa düştünüz. (Peygamber'in verdiği) emir
hakkında tartışmaya kalkıştınız ve isyan ettiniz. Kiminiz dünyayı istiyordu,
kiminiz ahireti istiyordu. Sonra Allah sizi, denemek için onlardan geri çevirdi
ve sizi bağışladı. Allah müminlere karşı çok lütufkârdır.
153- Peygamber sizi arkanızdan çağırıp
dururken, siz boyuna uzaklaşıyor, hiç kimseye dönüp bakmıyordunuz. Bundan
dolayı Allah, size gam üstüne gam verdi ki, ne elinizden gidene, ne de başınıza
gelene üzülmeyesiniz. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
154- Sonra o kederin ardından (Allah)
üzerinize öyle bir eminlik, öyle bir uyku indirdi ki, o, içinizden bir zümreyi
örtüp bürüyordu. Bir zümre de canları sevdasına düşmüştü. Allah'a karşı,
cahiliyet zannı gibi, hakka aykırı bir zan besliyorlar ve "Bu işten bize
ne?" diyorlardı. De ki: "Bütün iş Allah'ındır". Onlar sana
açıklamayacaklarını içlerinde saklıyorlar (ve) diyorlar ki: "Bize bu işten
bir şey olsaydı burada öldürülmezdik". Onlara şöyle söyle: "Eğer siz
evlerinizde olsaydınız bile, üzerlerine öldürülmesi yazılmış olanlar yine
muhakkak yatacakları (öldürülecekleri) yerlere çıkıp gidecekti. Allah (bunu)
göğüslerinizin içindekini denemek ve yüreklerinizdekini temizlemek için yaptı.
Allah göğüslerin içinde olanı bilir.
155- İki toplumun karşılaştığı gün, içinizden
yüz çevirip gidenler var ya, şeytan onların kazandıkları bazı şeylerden dolayı
ayaklarını kaydırmak istedi. Ama yine de Allah onları affetti. Kuşkusuz Allah
çok bağışlayandır, halim(çok yumuşak)dir.
156- Ey iman edenler! Sizler inkâr edenler ve
yeryüzünde sefere veya savaşa çıkan kardeşleri için: "Eğer bizim yanımızda
olsalardı ölmezlerdi ve öldürülmezlerdi." diyenler gibi olmayın. Allah
bunu, onların kalplerine bir hasret (yarası) olarak koydu. Allah, diriltir ve
öldürür. Allah yaptıklarınızı görmektedir.
157- Eğer Allah yolunda öldürülür veya
ölürseniz, Allah'ın bağışlaması ve rahmeti, (sizin için) onların topladıkları
(dünyalıkları)ndan daha hayırlıdır.
158- Andolsun, ölseniz de, öldürülseniz de
Allah'ın huzurunda toplanacaksınız.
159- Sen (o zaman), sırf Allah'ın rahmetiyle
onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, onlar senin
etrafından dağılıp giderlerdi. Artık onları sen bağışla, onlar için Allah'dan
mağfiret dile. (Yapacağın) işlerde onlara da danış, bir kere de azmettin mi,
artık Allah'a dayan. Muhakkak ki Allah kendine dayanıp güvenenleri sever.
160- Allah size yardım ederse, sizi yenecek
yoktur. Eğer sizi yardımsız bırakırsa, artık ondan sonra size kim yardım
edebilir? Müminler ancak Allah'a güvenip dayansınlar.
161- Hiçbir peygambere ganimet malını
gizlemesi (devlet-millet malını aşırması) yaraşmaz. Kim böyle bir aşırma ve
ihanette bulunursa kıyamet günü aşırdığını boynuna yüklenerek getirir. Sonra da
herkese kazandığının karşılığı tastamam ödenir, onlar haksızlığa da uğramazlar.
162- Allah'ın rızasına uyan kimse, Allah'ın
hışmına uğrayan ve varacağı yer cehennem olan kimse gibi midir? Varış yeri
olarak ne kötüdür orası!
163- Onlar (insanlar) Allah katında derece
derecedirler. Allah, onların yaptıklarını görmektedir.
164- Andolsun ki Allah, müminlere
kendilerinden, onlara kendi âyetlerini okuyan, onları arındıran ve onlara kitab
ve hikmeti öğreten bir Peygamber göndermekle büyük bir lütufta bulunmuştur.
Oysa onlar, daha önce apaçık bir sapıklık içindeydiler.
165- (Bedir'de düşmanı) iki katına
uğrattığınız bir musibet (Uhud'da) size çarpınca mı: "Bu nereden"
dediniz? De ki: "Bu başınıza gelen kendinizdendir". Şüphesiz Allah
her şeye kâdirdir.
166-167- İki topluluğun karşılaştığı günde
başınıza gelen musibet de Allah'ın izniyledir. Bu da müminleri belirlemesi ve
hem de münafıklık yapanları ayırt etmesi içindir. Ve onlara: "Geliniz,
Allah yolunda savaşınız veya (hiç olmazsa) savunmaya geçiniz." denilmişti.
Onlar ise: "Biz savaşmasını (veya savaş olacağını) bilseydik arkanızdan
gelirdik." demişlerdi. Onlar, o gün, imandan çok küfre yakındılar.
kalblerinde olmayanı ağızlarıyla söylüyorlardı. Allah neyi gizlediklerini daha iyi
bilendir.
168- Kendileri oturup kaldıkları halde
kardeşleri için: "Eğer bize uysalardı öldürülmezlerdi" dediler.
Onlara de ki: "Eğer iddianızda doğru iseniz, kendinizden ölümü
uzaklaştırınız".
169- Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler
sanma. Bilakis onlar diridirler, Rab'leri katında rızıklanmaktadırlar.
170- Allah'ın lütfundan verdiği nimetle
sevinçlidirler. Arkalarından kendilerine ulaşamayan kimselere de hiç bir korku
olmayacağını ve üzülmeyeceklerini müjdelemek isterler.
171- Onlar, Allah'ın nimetini, keremini ve
Allah'ın, müminlerin ecrini zayi etmeyeceğini müjdelerler.
172- Kendilerine yara dokunduktan sonra da
Allah ve Peygamberi'nin davetine uydular. Hele onlardan iyilik edenlere ve
gereğince Allah'tan korkanlara büyük bir mükafat vardır.
173- İnsanlar onlara: "Düşmanlarınız
size karşı ordu topladı, onlardan korkun." dediklerinde, bu, onların
imanını artırdı ve şöyle dediler: "Allah bize yeter. O ne güzel
vekildir".
174- Bunun üzerine kendilerine hiç bir
kötülük dokunmadan Allah'ın nimeti ve lütfuyla geri döndüler ve Allah'ın
rızasına uydular. Allah büyük lütuf sahibidir.
175- (Size o haberi getiren) ancak şeytandır,
(sadece) kendi dostlarını korkutabilir. Onlardan korkmayın, eğer mümin iseniz
benden korkun.
176- Küfürde yarışanlar seni üzmesin. Onlar,
Allah'a hiç bir şekilde zarar veremezler. Allah onlara ahirette bir pay
vermemek istiyor. Onlar için büyük bir azap vardır.
177- İman karşılığında inkarı satın alanlar
Allah'a hiç bir zarar veremezler. Onlar için acı bir azap vardır.
178- Kâfirler, kendilerine mühlet vermemizin,
şahısları için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Biz onlara bu mühleti, ancak
günahlarını artırsınlar diye veriyoruz. Onlar için alçaltıcı bir azap vardır.
179- Allah, müminleri içinde bulunduğunuz şu
durumda bırakacak değildir, pisi temizden ayıracaktır. Ve Allah sizi gayba
vakıf kılacak da değildir. Fakat Allah, peygamberlerinden dilediğini seçip
(gaybı bildirir). O halde Allah'a ve peygamberlerine iman edin. Eğer iman eder
ve günahlardan korunursanız, sizin için büyük bir mükafat vardır.
180- Allah'ın, kendilerine lütfundan verdiği
nimetlere karşı cimrilik edenler, bunun, kendileri için hayırlı olduğunu
sanmasınlar. Hayır o, kendileri için şerdir. Cimrilik ettikleri şey, kıyamet
gününde boyunlarına dolanacaktır. Göklerin ve yerin mirası Allah'a aittir.
Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
181- Allah, "Şüphesiz Allah fakirdir,
biz zenginiz." diyenlerin lafını elbette duymuştur. Onların söylediklerini
ve peygamberleri haksız yere öldürmelerini yazacağız ve şöyle diyeceğiz:
"Tadın o yakıcı azabı!".
182- "Bu, kendi ellerinizin yapıp öne
sürdüğünün karşılığıdır". Allah kullar(ın)a asla zulmetmez.
183- "Ateşin yiyeceği bir kurban
getirmedikçe hiç bir peygambere iman etmeyeceğimize dair Allah bize ahidde
bulundu." diyenlere de ki: "Benden önce size bazı peygamberler açık
belgelerle ve sizin dediğiniz şeyle geldi. Eğer doğru insanlarsanız, ya onları
niçin öldürdünüz?"
184- Eğer seni yalanladılarsa, senden önce
açık deliller, hikmetli sayfalar ve aydınlatıcı kitap getiren peygamberler de yalanlanmıştı.
185- Her canlı ölümü tadacaktır. Kıyamet günü
ecirleriniz size eksiksiz olarak verilecektir. Kim cehennemden uzaklaştırılıp
cennete konursa o, gerçekten kurtuluşa ermiştir. Dünya hayatı, aldatıcı zevkten
başka birşey değildir.
186- Muhakkak siz, mallarınız ve canlarınız
hususunda imtihan olunacaksınız. Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve
Allah'a ortak koşanlardan size eziyet verici bir çok söz işiteceksiniz. Eğer
sabreder ve Allah'dan gereği gibi korkarsanız, şüphesiz işte bu azmi gerektiren
işlerdendir.
187- Bir zaman Allah, kendilerine kitap
verilenlerden, "Onu mutlaka insanlara açıklayacaksınız, onu
gizlemiyeceksiniz." diye söz almıştı. Onlar ise bunu kulak ardı ettiler ve
onu az bir dünyalığa değiştiler. Yaptıkları bu alışveriş ne kadar kötüdür.
188- O yaptıklarına sevinen ve yapmadıkları
şeylerle de övülmek isteyenlerin (onacaklarını) sanma! Onların azaptan
kurtulacaklarını da sanma! Onlar için can yakıcı bir azap vardır.
189- Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır.
Allah her şeye kâdirdir.
190- Göklerin ve yerin yaratılışında, gece
ile gündüzün birbiri ardınca gelip gidişinde selim akıl sahipleri için
gerçekten açık, ibretli deliller vardır.
191- Onlar ayaktayken, otururken ve yanları
üzerine yatarken Allah'ı anarlar; göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde
düşünürler. Ve "Rabbimiz! Sen bunu boş yere yaratmadın, Sen yücesin, bizi
ateşin azabından koru." derler.
192- "Rabbimiz! Sen kimi cehennem
ateşine sokarsan onu rezil etmişsindir. Zalimlerin hiç yardımcıları
yoktur".
193- "Rabbimiz! Biz, 'Rabbinize iman
edin' diye imana çağıran bir davetçi işittik, hemen iman ettik. Rabbimiz!
Günahlarımızı bağışla, kötülüklerimizi ört, bizleri sana ermiş kullarınla
beraber yanına al".
194- "Rabbimiz! bize peygamberlerine
vaad ettiğini ver, kıyamet günü bizi rezil etme. Muhakkak sen verdiğin sözden
dönmezsin".
195- Rableri onlara şu karşılığı verdi:
"Ben, erkek olsun, kadın olsun, sizden, hiçbir çalışanın amelini zayi
etmeyeceğim. Sizler birbirinizdensiniz. Göç edenler, yurtlarından çıkarılanlar,
yolumda eziyet edilenler, savaşanlar ve öldürülenler... Onların günahlarını
elbette örteceğim ve Allah katından bir mükafat olmak üzere, onları altından
ırmaklar akan cennetlere de koyacağım. En güzel mükafat Allah katındadır".
196- Kâfirlerin diyar diyar dolaşmaları sakın
seni aldatmasın.
197- Bu, az bir geçimliktir. Sonra onların
varacakları yer cehennemdir. Ne kötü bir yataktır orası!
198- Fakat Rablerinden gereğince korkanlar
için altlarından ırmaklar akan cennetler vardır. Onlar orada ebedî olarak
kalacaklar, Allah katından ağırlanacaklardır. İyiler için Allah katındakiler
daha hayırlıdır.
199- Kitap ehlinden öyleleri var ki, Allah'a
inanırlar, size indirilene ve kendilerine indirilene -Allah'a boyun eğerek
inanırlar. Allah'ın âyetlerini az bir değere değişmezler. Onların mükafatı da
Allah katındadır. Şüphesiz Allah, hesabı çabuk görendir.
200- Ey iman edenler! Sabredin,
düşmanlarınıza karşı sebat gösterin, nöbet bekleşin, Allah'dan gereğince korkun
ki, kurtuluşa eresiniz.


İndeks
AnaSayfa