Artık Kuran-ı Kerim size bir tık uzaklıkta…
İndeks AnaSayfa
ELMALILI MUHAMMED HAMDİ YAZIR MEALİ
7-ARAF:
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
1- Elif, lâm, mîm, sâd.
2- (Bu,) sana indirilen bir Kitab'tır. Onunla
(insanları) uyarman ve inananlara öğüt (vermen) hususunda göğsünde bir sıkıntı
olmasın.
3- (Ey insanlar) Rabbinizden, size indirilene
uyun ve O'ndan başka dostlara uymayın. Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz!
4- Nice kentler helak ettik. Gece
yatarlarken, yahut gündüz uyurlarken, azabımız onlara geliverdi.
5- Azabımız onlara geldiğinde "Biz
gerçekten zalimlermişiz!" demelerinden başka yalvarışları kalmadı.
6- Kendilerine elçi gönderilmiş olanlara da
soracağız, gönderilen elçilere de soracağız.
7- Ve elbette onlara, olan-biten herşeyi bir
bilgi ile anlatacağız; çünkü biz onlardan uzak değiliz.
8- O gün (amelleri tartacak) terazi haktır.
Kimin (sevap) tartıları ağır gelirse, işte onlar kurtulanlardır.
9- Kimin (sevap) tartıları hafif gelirse,
işte onlar da âyetlerimize haksızlık etmelerinden ötürü kendilerini ziyana
sokanlardır.
10- Doğrusu Biz sizi yeryüzünde,
yerleştirdik, orada size geçimlikler verdik; ne kadar da az şükrediyorsunuz!
11- Sizi yarattık, sonra size biçim verdik,
sonra da meleklere: "Âdem'e secde edin" dedik; hepsi secde ettiler,
yalnız İblis, secde edenlerden olmadı.
12- (Allah) buyurdu: "Sana emrettiğim
zaman, seni secde etmekten alıkoyan nedir?" (İblis): "Ben, dedi,
ondan hayırlıyım; beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın."
13- (Allah) buyurdu: "Öyleyse oradan in,
orada büyüklük taslamak senin haddin değildir. Çık, çünkü sen
aşağılıklardansın."
14- (İblis) dedi: (Bari) bana (insanların)
tekrar diriltilecekleri güne kadar süre ver."
15- (Allah) buyurdu: "Haydi sen süre
verilmişlerdensin."
16- "Öyleyse, dedi, beni azdırmana
karşılık, and içerim ki, ben de onlar(ı saptırmak) için senin doğru yolunun
üstüne oturacağım."
17- "Sonra (onların) önlerinden arkalarından,
sağlarından sollarından onlara sokulacağım ve sen, çoklarını şükredenlerden,
bulmayacaksın."
18- (Allah) buyurdu: "Haydi, sen,
yerilmiş ve kovulmuş olarak oradan çık. And olsun ki,onlardan sana kim uyarsa,
(bilin ki) sizin hepinizden (derleyip) cehennemi dolduracağım."
19- (Sonra Allah, Âdem'e hitab etti):
"Ey Âdem! Sen ve eşin cennette durun, dilediğiniz yerden yeyin; fakat şu
ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz."
20- Derken onların, kendilerinden gizli kalan
çirkin yerlerini kendilerine göstermek için onlara fısıldadı: "Rabbiniz,
başka bir sebepten dolayı değil, sırf ikiniz de birer melek ya da ebedî
kalıcılardan olursunuz diye sizi şu ağaçtan men etti." dedi.
21- Ve onlara: "Elbette ben size öğüt
verenlerdenim." diye de yemin etti.
22- Böylece onları aldatarak aşağı sarkıttı
(önceki mevkilerinden indirdi). Ağacı(n meyvesini) tadınca, çirkin yerleri
kendilerine göründü ve cennet yapraklarını üst üste yamayıp üzerlerini örtmeğe
başladılar. Rableri onlara seslendi: "Ben sizi o ağaçtan men etmedim mi ve
şeytan size apaçık düşmandır, demedim mi?"
23- Dediler ki: "Ey Rabbimiz! Biz
kendimize zulmettik, eğer bizi bağışlamaz ve bize rahmetinle muamele etmezsen
muhakkak ziyana uğrayacaklardan oluruz!"
24- (Allah) buyurdu: "Birbirinize düşman
olarak inin, sizin yeryüzünde bir süreye kadar kalıp geçinmeniz
gerekmektedir."
25- "Orada yaşayacaksınız, orada
öleceksiniz ve yine oradan (dirilip) çıkarılacaksınız!" dedi.
26- Ey Âdemoğulları, size çirkin yerlerinizi
örtecek giysi, süslenecek elbise indirdik. Hayırlı olan, takva elbisesidir.
İşte bu(nlar), Allah'ın âyetlerindendir, belki düşünüp öğüt alırlar.
27- Ey Âdemoğulları. Şeytan, ana babanızı,
çirkin yerlerini onlara göstermek için elbiselerini soyarak cennetten çıkardığı
gibi, sizi de (şaşırtıp) bir belaya düşürmesin! Çünkü o ve kabilesi, sizin
onları göremeyeceğiniz yerden sizi görürler. Biz, şeytanları, inanmayanların
dostu yaptık.
28- Onlar bir kötülük yaptıkları zaman:
"Babalarımızı bu yolda bulduk, bunu bize Allah emretti." derler. De
ki: "Allah kötülüğü emretmez. Allah'a karşı bilmediğiniz şeyleri mi
söylüyorsunuz?"
29- De ki: "Rabbim bana adaleti emretti.
Her mescidde yüzünüzü O'na doğrultun ve dini yalnız kendisine has kılarak O'na
yalvarın. İlkin sizi yarattığı gibi yine O'na döneceksiniz."
30- (O) bir topluluğu doğru yola iletti, bir
topluluğa da sapıklık hak oldu. Çünkü onlar, şeytanları Allah'tan başka dostlar
tuttular ve kendilerinin de doğru yolda olduklarını sanıyorlar.
31- Ey Âdemoğulları! Her mescide gidişinizde
güzel giysilerinizi giyin ve yiyin, için, fakat israf etmeyin, Çünkü Allah
israf edenleri sevmez.
32- De ki: "Allah'ın kulları için
çıkardığı zinetleri ve tertemiz rızıkları kim haram kılmış?" De ki:
"Bunlar, bu dünya hayatında inananlar içindir, kıyamet gününde de yalnız
onlara mahsustur". İşte böylece biz âyetleri bilen bir topluluğa uzun uzun
açıklıyoruz.
33- De ki: "Rabbim, sadece fuhşiyatı,
onun açık ve gizli olanını, günahları, haksız yere isyanı, haklarında hiç bir
delil indirmediği şeyleri Allah'a ortak koşmanızı ve Allah hakkında
bilmediğiniz şeyleri söylemenizi yasaklamıştır".
34- Her ümmetin bir eceli vardır. O ecel
geldiğinde, ne bir ân erteleyebilirler, ne de öne alabilirler.
35- Ey Âdemoğulları! Size içinizden
peygamberler gelip âyetlerimi anlattıklarında, kim Allah'tan korkar ve kendini
düzeltirse, işte onlar için korku yoktur. Onlar üzülmeyeceklerdir de.
36- Kim de âyetlerimizi yalanlar ve onlara
karşı büyüklük taslarsa, işte onlar cehennemliktirler ve orada ebedî olarak
kalacaklardır.
37- Allah'a karşı yalan uyduran yahut
âyetlerini yalanlayandan daha zalim kim olabilir? Onlara Kitap'tan nasipleri
erişir. Canlarını alacak elçilerimiz gelince onlara: "Allah'tan başka
taptıklarınız nerede?" derler. Onlar: "O taptıklarımız bizden sapıp
ayrıldılar." derler. Böylece kendilerinin kâfir olduklarına bizzat
şahitlik ederler.
38- Allah onlara: "Sizden önce geçmiş
cin ve insan topluluklarıyla beraber cehennem ateşine girin!" der.
Cehenneme giren her ümmet kendi din kardeşine lanet eder. Nihayet hepsi oraya
toplandığında, sonrakiler öncekiler hakkında derler ki: "Rabbimiz ! İşte
şunlar bizi doğru yoldan saptırdı. Onlara cehennem ateşinden kat kat azab
ver". Allah der ki: "Herkesin azabı kat kattır, fakat siz
bilemezsiniz".
39- Öncekiler de sonrakilere derler ki:
"Sizin bizden bir üstünlüğünüz yoktur. O halde yaptıklarınızdan dolayı
azabı tadın".
40- Bizim âyetlerimizi yalanlayan ve onlara
inanmaya tenezzül etmeyenler var ya, işte onlara göğün kapıları açılmayacak ve
deve (veya halat) iğne deliğinden geçinceye kadar onlar cennete giremeyeceklerdir.
İşte suçluları böyle cezalandırırız.
41- Onlara cehennemde ateşten bir yatak,
üstlerine de (ateşten) örtüler vardır. Biz zalimleri işte böyle cezalandırırız.
42- İman edenler ve iyi amellerde bulunanlar
-ki biz hiç kimseye gücünün üstünde bir şey teklif etmeyiz işte onlar cennet
ehlidir ve orada ebedî olarak kalacaklardır.
43- Orada kalblerinde bulunan kini çıkarıp
atarız. Onların altlarından ırmaklar akar. "Bizi buna erdiren Allah'a
hamdolsun. Eğer Allah bizi doğru yola sevk etmeseydi biz doğru yola
erişemezdik. Şüphesiz Rabbimizin peygamberleri bize gerçeği getirmişler."
derler. Onlara şöyle seslenilir: "İşte size cennet! Yaptıklarınıza
karşılık buna varis oldunuz".
44- Cennet ehli, cehennem ehline:
"Rabbimizin bize vaad ettiğini gerçek bulduk. Siz de Rabbinizin size vaad
ettiğini gerçek buldunuz mu?" diye seslenirler. Onlar da "evet"
derler. Bunun üzerine aralarında bir çağırıcı şöyle seslenir: "Allah'ın
laneti zalimler üzerine olsun!
45- Onlar, Allah'ın yolundan men ederler ve
onu eğriltmek isterler, ahireti de inkâr ederlerdi".
46- Cennetliklerle cehennemlikler arasında
bir perde vardır. A'raf üzerinde de, her iki taraftakileri simalarından tanıyan
kişiler vardır. Bunlar cennetliklere: "selâm olsun size" diye
seslenirler. Bunlar henüz cennete girmemiş, fakat girmeyi arzu eden
kimselerdir.
47- Gözleri cehennemlikler tarafına
çevrilince de :"Rabbimiz! Bizi zalim toplulukla beraber eyleme!"
derler.
48- A'raftakiler yüzlerinden tanıdıkları
kişilere seslenerek şöyle derler: "Ne topluluğunuz, ne de büyüklük
taslamanız, size hiç bir yarar sağlamadı".
49- "Allah onları hiç bir rahmete
erdirmiyecek, diye yemin ettiğiniz kimseler bunlar mıydı?" (Cennetliklere
dönerek): "Girin cennete, artık size ne korku vardır, ne de siz
üzüleceksiniz" derler.
50- Cehennemdekiler, cennettekilere:
"Bize biraz su akıtın veya Allah'ın size verdiği rızıktan bize de
verin." diye seslenirler. Cennettekiler de: "Allah, bunların ikisini
de kâfirlere haram kıldı." derler.
51- Onlar ki, dinlerini bir eğlence ve oyun
yerine koydular ve dünya hayatı kendilerini aldattı. Onlar, bugüne
kavuşacaklarını nasıl unuttular ve âyetlerimizi nasıl inkâr ettilerse, biz de
bugün onları öyle unuturuz.
52- Gerçekten onlara, bilgiye göre
açıkladığımız, inanan bir toplum için yol gösterici ve rahmet olan bir Kitap
getirdik.
53- İlle onun te'vilini mi gözetiyorlar? Onun
te'vili geldiği (verdiği haberler ortaya çıktığı) gün, önceden onu unutmuş
olanlar derler ki: "Doğrusu Rabbimizin elçileri gerçeği getirmiş. Şimdi
bizim şefaatçilerimiz var mı ki bize şefaat etsinler, yahut tekrar geri
döndürülmemiz mümkün mü ki eski yaptıklarımızdan başkasını yapalım?"
Onlar, kendilerini zarara soktular ve uydurdukları şeyler kendilerinden saptı,
kaybolup gitti.
54- Şüphesiz Rabbiniz Allah, gökleri ve yeri
altı günde yarattı, sonra Arş üzerine hükümran oldu. O, geceyi durmadan onu
kovalayan gündüze bürüyüp örter; güneş, ay ve yıldızlar emrine âmâdedir. İyi
biliniz ki yaratma ve emir O'nundur. Âlemlerin Rabbi olan Allah ne yücedir.
55- Rabbinize yalvara yalvara ve gizlice dua
edin. Çünkü O, haddi aşanları sevmez.
56- Düzeltildikten sonra yeryüzünde
bozgunculuk yapmayın. O'na, korkarak ve rahmetini umarak dua edin. Muhakkak ki
Allah'ın rahmeti, iyilik edenlere yakındır.
57- Rahmetinin önünde müjdeci olarak
rüzgarları gönderen O'dur. O rüzgarlar, yağmur yüklü bulutları yüklenince, onu
kurak bir memlekete gönderir, sonra onunla yağmur yağdırır ve onunla her çeşit
ürünü yetiştiririz. İşte Biz, ölüleri de böyle diriltiriz. Gerekir ki düşünür,
ibret alırsınız.
58- Güzel memleketin bitkisi, Rabbinin
izniyle çıkar; kötü olandan ise yararsız bitkiden başka bir şey çıkmaz. İşte
biz, şükreden bir toplum için âyetleri böyle açıklarız.
59- Andolsun ki Nûh'u elçi olarak kavmine
gönderdik de dedi ki: "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin sizin O'ndan başka
bir ilâhınız yoktur. Doğrusu ben, üstünüze gelecek büyük bir günün azabından
korkuyorum."
60- Kavminden ileri gelenler dediler ki:
"Biz seni apaçık bir sapıklık içinde görüyoruz".
61- (Nûh) dedi ki: "Ey kavmim! Bende
herhangi bir sapıklık yok, ben âlemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir
elçiyim."
62- "Size Rabbimin gönderdiği gerçekleri
duyuruyorum, size öğüt veriyorum ve Allah tarafından, sizin bilmediğiniz
şeyleri biliyorum."
63- (Allah'ın azabından) sakınıp da rahmete
nail olmanız için, içinizden sizi uyaracak bir adam vasıtasıyla size bir
zikir(kitap) gelmesine şaştınız mı?"
64- O'nu yalanladılar, biz de O'nu ve O'nunla
beraber gemide bulunanları kurtardık, âyetlerimizi yalanlayanları boğduk! Çünkü
onlar, kalb gözleri körleşmiş bir kavim idiler.
65- Âd (kavmin)e de kardeşleri Hûd'u
(gönderdik): "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan başka bir
ilâhınız yoktur. (O'na karşı gelmekten) sakınmaz mısınız?" dedi.
66- Kavminden ileri gelen kâfirler dediler
ki: "Biz seni bir çılgınlık içinde görüyoruz, ve gerçekten seni
yalancılardan sanıyoruz."
67- (Hûd), "Ey kavmim! Bende çılgınlık
yok, ben âlemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir elçiyim." dedi.
68- "Size Rabbimin gönderdiği gerçekleri
tebliğ ediyorum ve ben sizin için güvenilir bir öğütçüyüm."
69- "Sizi uyarması için içinizden bir
adam aracılığı ile, size bir zikir gelmesine şaştınız mı? Düşünün ki (Allah)
sizi, Nûh kavminden sonra, onların yerine hâkimler yaptı ve yaratılışta sizi
onlardan üstün kıldı. Allah'ın nimetlerini hatırlayın ki, kurtuluşa
eresiniz."
70- Dediler ki: "Ya, demek sen tek
Allah'a kulluk edelim ve atalarımızın taptıklarını bırakalım diye mi (bize)
geldin? Eğer doğrulardan isen bizi tehdit ettiğin (o azabı) bize getir!"
71- (Hûd) dedi ki: "Artık size Rabbinizden
bir azap ve bir hışım inmiştir. Haklarında Allah'ın hiç bir delil indirmediği,
sadece sizin ve atalarınızın taktığı kuru isimler hususunda benimle tartışıyor
musunuz? Bekleyin öyleyse, şüphesiz ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim!
72- Onu ve onunla beraber olanları
rahmetimizle kurtardık ve âyetlerimizi yalanlayıp da iman etmeyenlerin kökünü
kestik.
73- Semûd kavmine de kardeşleri Sâlih'i
(gönderdik): "Ey kavmim dedi, Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan başka bir
ilâhınız yoktur. Size Rabbinizden açık bir delil geldi. İşte şu, Allah'ın
devesi, size bir mucizedir; bırakın onu Allah'ın yeryüzünde yesin (içsin),
sakın ona bir kötülük etmeyin, yoksa sizi acı bir azap yakalar."
74- Düşünün ki (Allah) Âd'dan sonra sizi
hükümdarlar kıldı. Ve yer yüzünde sizi yerleştirdi: O'nun düzlüklerinde
saraylar yapıyorsunuz, dağlarında evler yontuyorsunuz.
Artık Allah'ın nimetlerini hatırlayın da
yeryüzünde fesatçılar olarak karışıklık çıkarmayın.
75- Kavminden büyüklük taslayan ileri
gelenler, içlerinden zayıf görünen müminlere: "Siz, dediler, Sâlih'in,
gerçekten Rabbi tarafından gönderildiğini biliyor musunuz?" (Onlar da):
"(Evet), doğrusu biz onunla gönderilene inananlarız!" dediler.
76- Büyüklük taslayanlar: "Biz, sizin
inandığınızı inkâr edenleriz!" dediler.
77- Derken dişi deveyi boğazladılar ve
Rablerinin buyruğundan dışarı çıktılar; "Ey Sâlih, eğer hakikaten
elçilerdensen, bizi tehdit ettiğin (o azabı) bize getir! "dediler.
78- Bunun üzerine hemen onları, o sarsıntı
yakaladı, yurtlarında diz üstü çökekaldılar.
79- Sâlih de o zaman onlardan yüz çevirdi ve
şöyle dedi: "Ey kavmim! And olsun ki ben size Rabbimin elçiliğini tebliğ
ettim ve size öğüt verdim, fakat siz öğüt verenleri sevmiyorsunuz."
80- Lût'u da (peygamber olarak) gönderdik.
Kavmine dedi ki: "Sizden önce âlemlerden hiç birinin yapmadığı fuhuşu mu
yapıyor sunuz?
81- Çünkü siz kadınları bırakıp da şehvetle
erkeklere gidiyorsunuz. Belki de siz haddi aşan bir kavimsiniz.
82- Kavminin cevabı: "Onları (Lût'u ve
taraftarlarını) kentinizden çıkarın, çünkü onlar, fazla temizlenen insanlarmış!
"demelerinden başka bir şey olmadı.
83- Biz de onu ve ailesini kurtardık, yalnız
karısı(nı kurtarmadık) çünkü o, geride kalanlardan oldu.
84- Ve üzerlerine bir (azab) yağmuru
yağdırdık. Bak ki günahkârların sonu nasıl oldu!
85- Medyen'e de kardeşleri Şuayb'ı
(gönderdik): "Ey kavmim, dedi, Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan başka bir
ilâhınız yoktur. Size Rabbinizden açık bir delil geldi: Ölçüyü ve tartıyı tam
yapın, insanların eşyalarını eksik vermeyin, düzeltildikten sonra yeryüzünde
bozgunculuk yapmayın; eğer inanan (insan)lar iseniz, böylesi sizin için daha
iyidir!"
86- Tehdit ederek, inananları Allah yolundan
alıkoyarak ve o yolun eğriliğini arayarak öyle her yolun başında oturmayın.
Düşünün ki siz az idiniz de O sizi çoğalttı. Bakın ki bozguncuların sonu nasıl
olmuştur.
87- Eğer içinizden bir grup benimle
gönderilene inanır, bir grup da inanmazsa, Allah aramızda hükmedinceye kadar
sabredin. O, hüküm verenlerin en hayırlısıdır.
88- Kavminden ileri gelen kibirliler dediler
ki: "Ey Şu'ayb! Ya mutlaka seni ve seninle beraber inananları kentimizden
çıkarırız, ya da dinimize dönersiniz!" Dedi ki; "İstemesek de mi
(bizi yurdumuzdan çıkaracak veya dinimizden döndüreceksiniz?)"
89- (Andolsun ki), Allah bizi ondan
(kâfirlikten) kurtardıktan sonra tekrar sizin dininize dönersek, Allah'a karşı
iftira etmiş oluruz. Rabbimiz Allah'ın dilemesi hali müstesna geri dönmemiz
bizim için olacak şey değildir. Rabbimizin ilmi her şeyi kuşatmıştır. Biz
sadece Allah'a dayanırız. Ey Rabbimiz! Bizimle kavmimiz arasında adaletle
hükmet. Çünkü sen hükmedenlerin en hayırlısısın.
90- Kavminden ileri gelen kâfirler dediler
ki: "Eğer Şu'ayb'a uyarsanız o takdirde siz mutlaka ziyana
uğrarsınız."
91- Derken o (müthiş) sarsıntı onları
yakalayıverdi, yurtlarında diz üstü çökekaldılar.
92- Şu'ayb'ı yalanlayanlar, sanki yurtlarında
hiç şenlik tutmamış gibi oldular. Şu'ayb'ı yalanlayanlar var ya işte ziyana
uğrayanlar, onlar oldular.
93- (Şu'ayb) onlardan öteye döndü de:
"Ey kavmim! dedi, ben size Rabbimin gönderdiği gerçekleri duyurdum ve size
öğüt verdim, artık kâfir bir kavme nasıl acırım?"
94- Biz hangi ülkeye bir peygamber
gönderdiysek, onun halkını -yalvarıp yakarsınlar diye mutlaka yoksulluk ve
darlıkla sıkmışızdır.
95- Sonra kötülüğü değiştirip yerine iyilik
(bolluk) getirdik, nihayet çoğaldılar ve: "Atalarımıza da böyle darlık ve
sevinç dokunmuştu." dediler ve hemen onları, hiç farkında olmadıkları bir
sırada ansızın yakaladık.
96- (O) ülkelerin halkı inanıp (Allah'ın
azabından) korunsalardı, elbette üzerlerine gökten ve yerden bolluklar açardık;
fakat yalanladılar, biz de onları kazandıklarıyla yakaladık.
97- Acaba o ülkelerin halkı, geceleyin
uyurlarken kendilerine azabımızın gelmeyeceğinden emin mi idiler?
98- Yoksa o ülkelerin halkı, kuşluk vakti
eğlenirlerken onlara azabımızın gelmeyeceğinden emin mi idiler?
99- Allah'ın tuzağından (kurtulacaklarına)
emin mi oldular? Ziyana uğrayan topluluktan başkası, Allah'ın tuzağından emin
olmaz.
100- Önceki sahiplerinden sonra yeryüzüne
vâris olanlara hâlâ şu gerçek belli olmadı mı ki: Eğer biz dileseydik onları da
günahlarından dolayı musibetlere uğratırdık! Biz onların kalplerini mühürleriz
de onlar (gerçekleri) işitmezler.
101- İşte o ülkeler ki, sana onların
haberlerinden bir kısmını anlatıyoruz Andolsun ki, peygamberleri onlara apaçık
deliller (mucizeler) getirmişlerdi. Fakat önceden yalanladıkları gerçeklere
iman edecek değillerdi. İşte o kâfirlerin kalplerini Allah böyle mühürler.
102- Onların çoğunda, sözde durma (diye bir
şey) bulamadık. Gerçek şu ki, onların çoğunu yoldan çıkmış bulduk.
103- Sonra onların arkasından Musa'yı
mucizelerimizle Firavun'a ve topluluğuna gönderdik. Tuttular o mucizeleri inkâr
ettiler. Ettiler de bak, o bozguncuların âkıbetleri nasıl oldu!
104- Musa: "Ey Firavun! Bil ki ben
âlemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir peygamberim." dedi.
105- Allah'a karşı ilk görevim, hak olandan
başka bir şey söylemememdir. Gerçekten ben size Rabbinizden bir mucize
getirdim, artık İsrailoğullarını benimle gönder.
106- Firavun: "Eğer bir mucize getirdiysen
ve eğer doğru söyleyenlerden isen onu göster" dedi.
107- Bunun üzerine Musa, asâsını yere
bırakıverdi, o da birdenbire kocaman bir ejderha kesiliverdi.
108- Ve Musa elini koynundan çıkarıverdi, eli
bembeyaz olmuş, bakanların gözünü kamaştırıyordu.
109- Firavun'un kavminden ileri gelenler,
"Muhakkak bu çok bilgili bir sihirbazdır." dediler.
110- O, sizi yurdunuzdan çıkarmak istiyor.
(Firavun): "O halde siz ne diyorsunuz?" dedi.
111- Onlar da "onu ve kardeşini beklet,
şehirlere de toplayıcılar gönder." dediler.
112- "Bütün bilgiç sihirbazları sana
getirsinler."
113- O sihirbazlar Firavun'a geldiler:
"Galip gelirsek bize muhakkak mükâfat var değil mi?" dediler.
114- "Evet" dedi (Firavun),
"Üstelik o zaman benim yakınlarımdan olacaksınız."
115- Sihirbazlar, Musa'ya: "Ey Musa!
Önce sen mi hünerini ortaya koyacaksın, yoksa biz mi?" dediler.
116- Musa, "Siz atın" dedi.
Atacaklarını atınca herkesin gözünü büyülediler ve onları dehşete düşürdüler.
Doğrusu büyük bir sihir gösterdiler.
117- Biz de Musa'ya "Sen de asânı
bırakıver." diye vahyettik. Birdenbire asâ, onların bütün uydurduklarını
yakalayıp yutuverdi.
118- Artık hakikat ortaya çıkmış ve onların
bütün yaptıkları boşa gitmişti.
119- Orada mağlup olmuş ve küçük düşmüşlerdi.
120- Sihirbazlar hep birden secdeye
kapandılar.
121- "Âlemlerin Rabbine iman
ettik." dediler.
122- "Musa'nın ve Harun'un
Rabbine."
123- Firavun: "Ben size izin vermeden
iman ettiniz ha!" dedi. "Şüphesiz bu bir hiledir, siz bunu şehirde
kurmuşsunuz, yerli halkı oradan çıkarmak istiyorsunuz, sonra
anlayacaksınız!"
124- "Ellerinizi ve ayaklarınızı
çaprazlama kestireceğim, sonra da bilin ki, sizi astıracağım."
125- Onlar da: "Şüphesiz o takdirde biz
Rabbimize döneceğiz." dediler.
126- "Senin bize kızman da sırf
Rabbimizin âyetleri gelince onlara iman etmemizden dolayıdır. Ey Rabbimiz!
Üzerimize sabır yağdır ve canımızı müslüman olarak al." derler.
127- Firavun kavminin ileri gelenleri dediler
ki: "Seni ve ilâhlarını terketsinler de yeryüzünde fesat çıkarsınlar diye
mi Musa'yı ve kavmini serbest bırakacaksın?" Firavun da dedi ki:
"Onların oğullarını öldüreceğiz, kızlarını sağ bırakacağız ve onlar
üzerinde kahredici bir üstünlüğe sahibiz."
128- Musa, kavmine dedi ki: "Allah'ın
yardımını ve lütfunu isteyin ve sabır gösterin. Şüphesiz ki yeryüzü
Allah'ındır. Kullarından dilediğini ona mirasçı kılar. Sonunda kurtuluş
müttakilerindir."
129- Kavmi de dediler ki: "Sen bize
gelmeden önce de eziyet gördük, sen geldikten sonra da." Musa dedi ki:
"Umulur ki, Rabbiniz düşmanlarınızı helak edip de sizi yeryüzünde halife
kılacaktır ve sizin nasıl işler yaptığınıza bakacaktır."
130- Gerçekten biz, Firavun sülâlesini,
senelerce kıtlık ve gelir noksanlığı içinde tutup kıvrandırdık ki, düşünüp
ibret alsınlar.
131- Fakat kendilerine iyilik geldiği zaman,
işte bu bizim hakkımızdır, dediler, başlarına bir kötülük gelince de, işte bu
Musa ile yanındakilerin uğursuzluğu yüzünden, dediler. İyi bilin ki, onların
uğursuzluğu Allah katındandır. Lâkin çoğu bunu bilmezler.
132- "Ve sen büyülemek için her ne mucize
getirirsen getir, biz sana inanacak değiliz," dediler.
133- Biz de kudretimizin ayrı ayrı alâmetleri
olmak üzere başlarına tufan, çekirge, haşereler, kurbağalar ve kan gönderdik,
yine inad edip direndiler ve çok mücrim (suçlu) bir kavim oldular.
134- Ne zaman ki, azap üzerlerine çöktü,
dediler ki, "Ey Musa! Bizim için Rabbine dua et, sana olan ahdi hürmetine
eğer bizden bu azabı kaldırır uzaklaştırırsan, yemin olsun ki, sana kesinlikle
iman edeceğiz. Ve İsrailoğullarını seninle birlikte göndereceğiz."
135- Ne zaman ki, belli bir süreye kadar
onlardan azabı kaldırdık, derhal yeminlerini bozdular.
136- Biz de, âyetlerimizi inkâr ettikleri ve
onlara kulak vermedikleri için kendilerinden intikam aldık da hepsini denizde
boğduk.
137- Ve o hırpalanıp ezilmekte olan kavmi de
yeryüzünün, bereketle donattığımız doğusuna ve batısına mirasçı yaptık. Ve
böylece Rabbinin, İsrailoğullarına olan o güzel vaadi, sabırları yüzünden
gerçekleşti. Biz de Firavun ile kavminin yapageldikleri sanat eserlerini ve
diktikleri binaları yerle bir ettik.
138- Ve İsrailoğullarının denizden
geçmelerini sağladık? Derken bir kavme vardılar ki, onlar, kendilerine mahsus
bir takım putlara tapıyorlardı. Dediler ki; Ey Musa! Onların tanrıları gibi,
sen de bize bir tanrı yap! Musa da onlara dedi ki: Siz gerçekten cahillik eden
bir kavimsiniz.
139- Çünkü o gördüklerinizin içinde
bulundukları din, yok olmaya mahkûmdur ve bütün yaptıkları batıldır.
140- Sizi âlemlere üstün kılan Allah olduğu
halde, ben size O'ndan başka ilâh mı arayayım! dedi.
141- Hani sizi, Firavun sülâlesinin elinden
kurtardığımız zaman, hatırlasanıza, size azabın kötüsünü yapıyorlardı;
oğullarınızı öldürüyorlar, kızlarınızı sağ bırakıyorlardı. Bunda sizin için
Rabbiniz tarafından büyük imtihan vardı.
142- Ve Musa'ya otuz geceye vaat verdik ve
süreye bir on gece daha ekledik ve böylece Rabbinin mikatı (tayin ettiği vakit)
tam kırk gece oldu. Musa, kardeşi Harun'a şöyle dedi: Kavmim içinde benim
yerime geç, ıslaha çalış ve bozguncuların yolundan gitme!
143- Ne zaman ki, Musa, mikatımıza geldi,
Rabbi ona kelâmıyla ihsanda bulundu. "Ey Rabbim, göster bana kendini de
bakayım sana". dedi. Rabbi ona buyurdu ki; "Beni katiyyen göremezsin
ve lâkin dağa bak, eğer o yerinde durabilirse, sonra sen de beni
göreceksin". Daha sonra Rabbi
dağa tecelli edince onu yerle bir ediverdi,
Musa da baygın düştü. Ayılıp kendine gelince, "Sen sübhansın",
"tevbe ettim, sana döndüm ve ben inananların ilkiyim," dedi.
144- Allah buyurdu: Ey Musa! Sana verdiğim
peygamberlikle ve kelâmımla seni insanlar üzerine seçkin kıldım. Sana verdiğime
sıkı sarıl ve şükredenlerden ol!
145- Ve onun için o levhalarda her şeyden
yazdık, nasihat ve hükümlerin ayrıntılarına ait herşeyi (belirttik). Haydi
bunlara sıkı sarıl, kavmine de emret, onlar da en güzeline sarılsınlar. Size
yakında o fasıkların yurdunu göstereceğim.
146- Yeryüzünde haksız yere büyüklük
taslayanları, âyetlerimizi anlamaktan uzak tutacağım. Onlar ki, bütün
âyetlerimizi görseler de onlara iman etmezler. Doğru yolu görseler de o yolu
tutup gitmezler. Eğer sapıklık yolunu görürlerse tutar onu izlerler. Çünkü
onlar âyetlerimizi inkâr etmeyi âdet edinmişler ve onlardan hep gafil
olagelmişlerdir.
147- Âyetlerimizi ve ahiretteki karşılaşmayı
inkâr edenlerin amelleri hepten boşa gitmiştir. Çekecekleri ceza kendi yaptıklarından
başkası mı olacaktır?
148- Musa'nın arkasından kavmi, tutmuş süs
takılarından böğüren bir
buzağı heykeli edinmişlerdi. O buzağının
kendilerine bir söz söylemediğini ve bir yol gösteremediğini görmemişler miydi?
Fakat yine de onu tanrı edindiler ve zalimlerden oldular.
149- Ne zaman ki, ellerine kırağı düşürüldü
(yaptıklarına pişman oldular), o zaman sapıtmış olduklarını gördüler.
"Yemin olsun ki; eğer Rabbimiz bize merhamet etmez ve bizi bağışlamazsa,
muhakkak biz kötü akıbete düşenlerden olacağız." dediler.
150- Musa, öfkeli ve üzüntülü olarak kavmine
döndüğünde şöyle dedi: "Bana arkamdan ne kötü bir halef oldunuz!
Rabbinizin emriyle dönüşümü beklemeden acele mi ettiniz?" Elindeki
levhaları bıraktı ve kardeşi Harun'u başından tutarak kendine doğru çekmeye
başladı. Harun, "Ey anamın oğlu!" dedi, "inan ki, bu kavim beni
güçsüz buldu, az daha beni öldürüyorlardı, sen de bana böyle yaparak düşmanları
sevindirme ve beni bu zalim kavimle bir tutma."
151- Musa dedi ki: "Ey Rabbim! Beni ve
kardeşimi bağışla! Bizi rahmetinin içine al. Sen merhametlilerin en
merhametlisisin."
152- Şüphesiz o buzağıyı tanrı edinenlere
Rablerinden bir gazap, dünya hayatında iken de bir zillet erişecektir. İşte
biz, iftiracıları böyle cezalandırırız.
153- O kötü amelleri işleyip de sonra
arkasından tevbe ve iman edenler için hiç şüphe yok ki, Rabbin bundan sonra
yine de affedici ve merhamet edicidir.
154- Musa'nın öfkesi geçince levhaları aldı.
Onlardaki yazıda, ancak Rablerinden korkanlar için bir hidayet ve rahmet vardı.
155- Bir de Musa, mîkatımız için (tayin
ettiğimiz vakitte tevbe için) kavminden yetmiş erkek seçti. Ne zaman ki,
bunları o sarsıntı yakaladı, işte o zaman Musa: "Rabbim! dedi, dileseydin
bunları da, beni de daha önce helâk ederdin.
Şimdi bizi, içimizdeki o beyinsizlerin yaptıkları yüzünden helâk mi edeceksin?
O iş de senin imtihanından başka bir şey değildi. Sen bu imtihanla dilediğini
sapıklıkta bırakır, dilediğini de hidayete erdirirsin. Bizim velimiz sensin.
Artık bizi bağışla, merhamet et, sen bağışlayanların en hayırlısısın."
156- "Ve bize hem bu dünyada bir iyilik
yaz, hem de ahirette. Biz gerçekten de tevbe edip senin hidayetine
döndük." Buyurdu ki, azabım var, onu dilediğime isabet ettiririm, rahmetim
de vardır , o ise her şeyi kaplamış ve kuşatmıştır. Onu da özellikle
korunanlara, zekatını verenlere ve âyetlerimize inananlara mahsus kılacağım.
157- Onlar ki, o ümmî peygambere uyarlar,
yanlarındaki Tevrat ve İncil'de yazılmış bulacakları o peygambere uyup, onun
izinden giderler ki, o, onlara iyiyi emreder ve onları kötülüklerden alıkoyar,
temiz ve hoş şeyleri kendilerine helâl kılar, murdar ve kötü şeyleri de
üzerlerine haram kılar, sırtlarından ağır yükleri indirir, üzerlerindeki
bağları ve zincirleri kırar atar, işte o vakit ona iman eden, ona kuvvetle
saygı gösteren, ona yardımcı olan ve onun peygamberliği ile birlikte indirilen
nuru izleyen kimseler var ya, işte asıl murada eren kurtulmuşlar onlardır.
158- De ki; ey insanlar! Ben sizin hepinize
Allah'ın resulüyüm. O Allah ki, göklerin ve yerin bütün mülkü O'nundur. O'ndan
başka hiçbir ilâh yoktur. Öldüren de, dirilten de O'dur. Bundan dolayı gelin,
Allah'a ve resulüne iman edin. Allah'a ve Allah'ın bütün kelâmlarına iman etmiş
bulunan o ümmî peygambere, evet ona uyun ki, hidayete erebilesiniz.
159- Musa'nın kavminden doğru yolu gösteren
ve doğrulukla adalet yapan bir topluluk da vardı.
160- Biz onları oniki kabileye, o kadar
ümmete ayırdık. Ve kavmi kendisinden su istediği zaman Musa'ya, elindeki asâ
ile taşa vur, diye vahyettik, vurunca hemen o taştan oniki pınar akmaya
başladı. Halkın her biri su alacağı yeri iyice öğrendi. Bulutu da üzerlerine
gönderdik, gölgeledik. Onlara kudret helvası ve bıldırcın indirdik. Size rızık
olarak ihsan ettiğimiz nimetlerin temizinden yiyiniz, dedik. Onlar zulmü bize yapmadılar,
lakin kendi kendilerine zulmediyorlardı.
161- Ve o vakit onlara denilmişti ki; Şu
şehre yerleşin ve orada dilediğiniz şeylerden yiyin, "hitta"
(günahlarımızı bağışla.) deyin ve secde ederek kapısından girin ki, suçlarınızı
bağışlayalım. İyilere nimetlerimizi daha da arttıracağız.
162- İçlerinden bir kısım zalimler, sözü
değiştirdiler, kendilerine söylenenden başka şekle soktular. Zulmü alışkanlık
haline getirdikleri için biz de üzerlerine gökten azap yağdırdık.
163- Bir de onlara, o deniz kıyısındaki
şehrin başına gelenleri sor. O sırada onlar cumartesi yasağına riayet
etmiyorlardı. Cumartesi günü balıklar akın akın geliyorlardı, yasak olmadığı
gün gelmiyorlardı. Yoldan çıkıp sapıklık yaptıkları için biz de onları işte
böyle sınıyorduk.
164- İçlerinden bir topluluk, "Allah'ın
helâk edeceği, ya da çetin bir azapla cezalandıracağı bir kavme ne diye nasihat
ediyorsunuz" dediği vakit, o uyarıda bulunanlar dediler ki; "Rabbiniz
tarafından mazur görülmemiz için, bir de belki günahlardan sakınırlar
diye."
165- Onlar yapılan bunca nasihatı unuttukları
zaman, o kötülükten sakındıranları kurtardık, o zalimleri de fena
hareketlerinden dolayı şiddetli bir azaba uğrattık.
166- Böylece onlar kibre kapılıp yasak
kılınan şeylerden vazgeçmeyince, biz de onlara, hor ve zelil maymunlar olun,
dedik.
167- O Vakit Rabbin işte şu ahdi ilan edip
bildirdi ki: Kıyamet gününe kadar onlara en kötü muameleyi yapacak olan
kimseleri başlarına gönderecektir. Muhakkak ki, Rabbin hızla cezalandırandır ve
yine muhakkak ki O, çok affedici, çok merhametlidir.
68- Ve onları yeryüzünde birçok ümmetlere
ayırdık. İçlerinde iyi olanları da vardı, olmayanları da. Onları biz, bazan
nimetlerle, bazan da musibetlerle imtihana çektik. Sonunda belki hakka dönerler
diye.
169- Derken kitabı (Tevrat'ı) miras alan
bozuk bir nesil bunların yerini aldı. Bize nasıl olsa mağfiret edilecek
diyerek, şu alçak dünya malını alıyorlar, yine onun gibi bir mal ve rüşvet
gelse onu da alırlar. Allah'a karşı haktan başka bir şey söylemeyeceklerine
dair kendilerinden o kitabın hükmü üzere misak alınmamış mıydı? Ve onun
içindekileri okuyup öğrenmemişler miydi? Oysa ahiret yurdu Allah'tan korkanlar
için daha hayırlıdır. Hâlâ aklınızı başınıza almayacak mısınız?
170- Kitaba sarılanlara ve namazı kılmaya
devam edenlere gelince, biz o iyilerin ecrini hiçbir zaman yitirmeyiz.
171- Hani bir zamanlar biz o dağı gölgelik
gibi tepelerine çekmiştik de üzerlerine düşüyor zannettikleri bir sırada
demiştik ki; "size verdiğimiz kitabı kuvvetle tutun ve içindekini
hatırınızdan çıkarmayın, umulur ki korunursunuz."
172- Bir de Rabbin, Âdemoğullarından,
bellerindeki zürriyetlerini alıp da onları kendi nefislerine şahit tutarak: Ben
sizin Rabbiniz değil miyim?" dediği vakit, "pekâlâ Rabbimizsin,
şahidiz" dediler. (Bunu) kıyamet günü "Bizim bundan haberimiz
yoktu." demeyesiniz diye (yapmıştık).
173- Yahut, atalarımız daha önce şirk
koşmuşlardı. Biz onlardan sonra gelen bir nesil idik, şimdi o batıl yolu
tutanların yaptıkları yüzünden bizi helâk mi edeceksin, demeyesiniz diye
(yapmıştık).
174- Ve işte biz, âyetleri böyle ayrıntılı
olarak açıklıyoruz ki, belki dönerler.
175- Onlara, kendisine âyetlerimizi
sunduğumuz o adamın kıssasını da anlat; âyetlerden sıyrılıp çıktı, derken onu
şeytan arkasına taktı, en sonunda da helak olanlardan oldu.
176- Ve eğer dileseydik onu o âyetlerle
yüceltirdik, fakat o alçaklığa saplandı kaldı ve kendi keyfinin ardına düştü.
Artık onun ibret verici hali o köpeğin haline benzer ki, üzerine varsan da
dilini uzatır solur, bıraksan da solur. İşte bu, âyetlerimizi inkâr eden kavmin
misalidir. Bu kıssayı iyice anlat, belki biraz düşünürler.
177- Âyetlerimizi inkâr edip, sırf
kendilerine zulmeden o kavmin hali ne kadar kötüdür!
178- Allah kime hidayet ederse, o hidayete
erer, kimi de dalalette bırakırsa, işte onlar hüsrana uğrayanların ta kendileri
olurlar.
179- Andolsun ki, cinlerden ve insanlardan
birçoğunu cehennem için yarattık. Onların kalbleri vardır, fakat onunla gerçeği
anlamazlar. Gözleri vardır, fakat onlarla görmezler. Kulakları vardır, fakat
onlarla işitmezler. İşte bunlar hayvanlar gibidirler. Hatta daha da
aşağıdırlar. Bunlar da gafillerin ta kendileridir.
180- Oysa en güzel isimler Allah'ındır.
Bundan dolayı Allah'a onlarla dua edin. Onun isimlerinde sapıklık eden
mülhidleri (inkârcıları) terkedin. Onlar yakında yaptıklarının cezasını
çekecekler.
181- Yine bizim yarattığımız insanlardan öyle
bir ümmet var ki, onlar hakka yol gösterirler ve o hak ile adaleti yerine
getirirler.
182- Âyetlerimizi inkâr edenlere gelince, biz
onları, bilemiyecekleri yönlerden derece derece düşüşe yuvarlayacağız.
183- Ayrıca ben onlara mühlet de veririm.
Fakat benim tuzak kurup helâk edişim pek çetindir.
184- Onlar arkadaşlarında herhangi bir cinnet
bulunmadığını hiç düşünmediler mi? O, açık bir uyarıcıdan başka biri değildir.
185- Allah'ın göklerdeki ve yerdeki mülkiyet
ve tasarrufuna, Allah'ın yaratmış olduğu herhangi bir şeye ve ecellerinin
gerçekten yaklaşmış olması ihtimaline hiç bakmadılar mı? Artık bu Kur'ân'dan
sonra başka hangi söze inanacaklar.
186- Allah kimi saptırırsa onu yola getirecek
bir kimse yoktur. O, onları kendi hâllerine bırakır ve kendi azgınlıkları
içinde yuvarlanıp giderler.
187- Sana, ne zaman kopacak diye kıyamet
vaktini soruyorlar. De ki; onun bilgisi yalnızca Rabbimin katındadır. Onu tam
vaktinde koparacak olan O'ndan başkası değildir. Onun ağırlığına göklerde ve
yerde dayanacak bir kimse yoktur. O size ansızın gelecektir. Sanki sen onu çok
iyi biliyormuşsun
gibi sana soruyorlar. De ki, onun bilgisi Allah
katındadır. Fakat insanların çoğu bunu bilmezler.
188- De ki, ben kendi kendime Allah'ın
dilediğinden başka ne bir menfaat elde etmeye, ne de bir zararı önlemeye malik
değilim. Ben eğer gaybı bilseydim daha çok hayır yapardım ve kötülük denilen
şey yanıma uğramazdı. Ben iman edecek bir kavme müjde veren ve uyaran bir
peygamberden başka biri değilim.
189- Sizi bir tek nefisten yaratan, onunla
sükûnet bulsun diye eşini de ondan yaratan Allah'tır. O, eşini kucaklayıp
sarılınca (ona yaklaşınca), eşi hafif bir yük yüklendi (hâmile kaldı). Bir
müddet böyle geçti, derken yükü ağırlaştı. O vakit ikisi birden Rableri olan
Allah'a şöyle dua ettiler: "Eğer bize salih bir evlat verirsen, biz
muhakkak şükredenlerden olacağız."
190- Fakat Allah, kendilerine salih bir evlat
verince, her ikisi de tuttular verdiği evlatlar üzerine ona ortak koşmaya
başladılar. Allah, onların koştukları şirkten münezzehtir.
191- Hiçbir şey yaratmayan ve kendileri
yaratılmış olan putları mı Allah'a ortak ediyorlar, ona eş koşuyorlar?
192- Bu putlar, ne o tapınanlara, ne de kendi
kendilerine yardım edebilirler.
193- Eğer siz onları doğru yola çağırsanız,
size uymazlar. Onları ha çağırmışsınız, ha çağırmayıp susmuşsunuz, hiç fark
etmez.
194- Allah'ı bırakıp taptıklarınız da tıpkı
sizin gibi kullardır. Eğer iddianızda doğru iseniz haydi onları çağırın da size
cevap versinler.
195- Onların yürüyecek ayakları, tutacak
elleri, görecek gözleri veya işitecek kulakları mı var? De ki: "Haydi
çağırın o ortaklarınızı, sonra bana istediğiniz tuzağı kurun ve elinizden
gelirse göz açtırmayın."
196- "Zira benim velim, o kitabı indiren
Allah'tır. Ve O, salih kullarına sahip çıkar."
197- "Sizin Allah'tan başka
taptıklarınız ise ne size yardım edebilirler, ne de kendi kendilerine
yardımları dokunur."
198- "Siz onları doğru yola çağıracak
olsanız da duymazlar." Onların sana baktıklarını görürsün, bakarlar, ama
görmezler.
199- Sen yine de affa sarıl, iyiliği emret ve
cahillerden yüz çevir.
200- Eğer şeytandan bir vesvese, bir gıcık
gelirse hemen Allah'a sığın. Muhakkak ki, Allah hakkıyla işiten, kemaliyle
bilendir.
201- Allah'tan korkanlar, kendilerine
şeytandan bir vesvese iliştiği zaman, durup düşünürler de derhal kendi
basiretlerine sahib olurlar.
202- Şeytanların kardeşlerine gelince, onlar
öbürlerini sapıklığa sürüklerler, sonra da yakalarını bırakmazlar.
203- Onlara (arzularına göre) bir âyet
getirmediğin zaman, derleyip toplasaydın ya derler, sen de de ki; ben ancak
Rabbimden bana ne vahyolunuyorsa ona uyarım, işte bütünüyle bu Kur'ân,
Rabbinizden gelen basiretlerdir (kalp gözünü açacak beyanlardır), iman eden bir
kavim için hidayettir, rahmettir.
204- Kur'ân okunduğu zaman, hemen susup onu
dinleyin, umulur ki, rahmete nâil olursunuz.
205- Sabah akşam demeden, kendi içinden,
korkarak ve yalvararak, alçak sesle Rabbini an ve gafillerden olma.
206- Zira Rabbinin katında olanlar, Allah'a
kulluk etmekten asla kibirlenmezler, O'nu tenzih eder, şanını ulularlar ve
yalnızca O'na secde ederler.


İndeks
AnaSayfa