Artık Kuran-ı Kerim size bir tık uzaklıkta…
İndeks AnaSayfa
ELMALILI MUHAMMED HAMDİ YAZIR MEALİ
8-ENFAL:
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
1- Sana ganimetlerin bölüştürülmesini
soruyorlar. De ki, ganimetlerin taksimi Allah'a ve Resulüne aittir. Onun için
siz gerçekten mümin kimseler iseniz Allah'tan korkun da biribirinizle aranızı
düzeltin. Allah'a ve Resulü'ne itaat edin.
2- Gerçek müminler ancak o müminlerdir ki,
Allah anıldığı zaman yürekleri ürperir, âyetleri okunduğu zaman imanlarını
arttırır. Ve bunlar yalnızca Rablerine tevekkül ederler.
3- Onlar ki, namazı gereği gibi kılarlar ve
kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden Allah yoluna harcarlar.
4- İşte gerçekten mümin olanlar onlardır.
Onlara Rablerinin katında dereceler vardır, bağışlanma ve değerli rızık vardır.
5- Nitekim Rabbin seni, hak uğruna savaşmak
için evinden çıkarmıştı. Oysa müslümanların bir kısmı o zaman bundan
hoşlanmamışlardı.
6- Ve gerçek, gün gibi açığa çıktıktan sonra
bile seninle münakaşaya devam etmişlerdi; sanki göz göre göre ölüme
sürükleniyorlardı.
7. İşte o zaman Allah size iki taifeden
(kervan veya kureyş ordusundan) birini vaad ediyordu ki, sizin olacaktı. Siz
ise arzu ediyordunuz ki, şanı ve şerefi olmayan şey (kervan) sizin olsun.
Halbuki Allah, âyetleriyle hakkı yerine oturtmak ve kâfirlerin arkasını kesmek
istiyordu.
8- Ki, hakkın hak olduğunu tanıtsın ve batılı
büsbütün yok etsin, varsın o günahkârlar istemesin.
9- O vakit siz Rabbinizden yardım
diliyordunuz. O da: "Ben işte ardarda bin melekle size yardım
ediyorum" diye duanızı kabul buyurmuştu.
10- Bunu da Allah size sırf bir müjde olsun
ve bununla kalbleriniz yatışsın diye yapmıştı. Yoksa zafer ancak Allah
katındandır. Gerçekten Allah mutlak galiptir ve hikmet sahibidir.
11- O sırada size, yine katından bir güven ve
esenlik olmak üzere bir uyku sardırıyordu, sizi temizlemek, şeytanın
vesvesesini sizden gidermek, yüreklerinize kuvvet vermek ve ayaklarınızı sağlam
durdurmak için gökten üzerinize yağmur indiriyordu.
12- İşte o anda Rabbin meleklere şöyle
vahyediyordu: Ben sizinle beraberim, müminlere sebat verin. Kâfirlerin yüreğine
korku salacağım, hemen boyunlarının üstüne vurun, parmaklarına, parmaklarına
vurun".
13- Çünkü onlar Allah'a ve Resulüne karşı
geldiler. Kim Allah'a ve Resulüne karşı gelirse, bilsin ki Allah'ın azabı çok
çetindir.
14- İşte gördünüz ya, şimdilik siz bunu
tadın, şu da kesindir ki, ahirette kâfirlere cehennem azabı vardır.
15- Ey iman edenler! Toplu olarak kâfirlerle
karşılaştığınız zaman, onlara arkalarınızı dönmeyin (kaçmayın).
16- Böyle bir günde her kim onlara, tekrar
dönüp çarpışmak için geri çekilmek veya diğer bir safta yeniden mevzilenmek
hâlleri dışında, arkasını dönerse, muhakkak Allah'dan bir gazaba uğramış olur
ve varacağı yer cehennemdir, orası da ne kötü bir akıbettir.
17- Sonra onları siz öldürmediniz, lâkin
Allah öldürdü. Attığın zaman da sen atmadın, lâkin Allah attı. Bu da müminlere
güzel bir imtihan geçirtmek içindi. Allah işitendir, bilendir.
18- Gördünüz ya, Allah, kâfirlerin kurduğu
tuzağı işte böyle boşa çıkarır.
19- Fetih istiyorsanız, işte size fetih
gelmiştir, eğer aşırı gitmez de son verirseniz, hakkınızda daha hayırlıdır. Yok
eğer dönerseniz, biz de döneriz. O vakit askeriniz çok da olsa size hiç bir
şekilde fayda vermez. İyi biliniz ki, Allah müminlerle beraberdir.
20- Ey iman edenler, Allah'a ve Resulü'ne
itaat edin. İşitip durduğunuz halde onun emirlerinden yüz çevirmeyin!
21- Ve işitmedikleri halde
"işittik" diyenler gibi olmayın!
22- Çünkü yeryüzünde dolaşan canlıların Allah
katında en kötüsü anlamayan ve düşünmeyen sağırlarla dilsizlerdir.
23- Allah onlarda hayır görseydi onlara
işittirirdi, işittirseydi yine de aldırmaz arka dönerlerdi.
24- Ey iman edenler! Peygamber sizi, size
hayat verecek şeylere davet ettiği zaman, Allah'a ve Resul'e icabet edin. Ve
bilin ki Allah, kişi ile kalbi arasına girer. Ve siz kesinkes O'nun huzurunda
toplanacaksınız.
25- Ve öyle bir fitneden sakının ki, içinizden
yalnızca zulüm yapanlara dokunmakla kalmaz. Ve bilin ki, Allah'ın cezası
şiddetlidir.
26- Düşünün ve hatırlayın o zamanları ki,
hani bir vakitler siz yeryüzünde güçsüzdünüz, hor görülen bir azınlıktınız.
İnsanların sizi hırpalamasından korkuyordunuz, öyle iken O, sizi barındırdı ve
sizi
yardımıyla destekleyip güçlendirdi ve
şükretmeniz için temizlerinden rızık verdi.
27- Ey iman edenler! Allah'a ve Resul'e
hainlik etmeyiniz ki, bile bile kendi emanetlerinize hıyanet etmiş olmayasınız.
28- Ve iyi biliniz ki, mallarınız ve
evlatlarınız birer imtihan aracından başka birşey değildir. Allah katında büyük
ecir vardır.
29- Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten
sakınırsanız, O, size bir furkan (hakkı batıldan ayırdedecek bir anlayış) verir
ve günahlarınızı örtbas eder, sizi bağışlar. Allah büyük lütuf sahibidir.
30- Hani bir vakitler, o kâfirler, seni tutup
bağlamak veya öldürmek veya sürüp çıkarmak için sana tuzak kuruyorlardı da,
onlar tuzak kurarken Allah da karşılığında tuzak kuruyordu. Öyle ya, Allah
tuzakların en hayırlısını kurar.
31- Onlara âyetlerimiz okunduğu zaman,
"işittik, dilersek bunun gibisini biz de söyleriz, bu, eskilerin
efsanelerinden başka bir şey değildir" diyorlardı.
32- Bir vakit de, "Ey Allah, eğer bu
Senin katından gelmiş bir hak kitap ise, hiç durma üstümüze gökten taşlar
yağdır veya bize daha acı bir azap ver" demişlerdi.
33- Halbuki sen içlerinde iken Allah, onlara
azab edecek değildi. İstiğfar ettikleri sürece de Allah onlara azab edecek
değildir.
34- Şimdi ise Allah'ın kendilerine azab
etmemesi için neleri var ki? Oysa Mescid-i Haram'dan menediyorlar. Üstelik onun
hizmetine ehil
kişiler de değiller. Çünkü onun hizmetine
ehil olanlar ancak müttakilerdir. Lâkin çoğu bunu bilmezler.
35- Kâbe huzurunda onların duaları ise ıslık
çalıp el çırpmaktan başka birşey değildir. O halde inkârınızdan (ve
nankörlüğünüzden) dolayı bu azabı tadın bakalım.
36- Mallarını, Allah yolundan engellemek için
sarfeden o kâfirler, hiç şüphesiz yine onu sarfedecekler. Varsın sarfetsinler,
sonra o yüreklerine inen bir acı olacak, sonra da mağlup olacaklar. Zaten
kâfirler toplanıp cehenneme gönderilecekler.
37- Allah, murdarı temizden ayırdetmek için
ve bir de murdar kısmını birbiri üzerine bindirip hepsini bir araya getirmek ve
topunu birden cehenneme koymak için böyle yapar. İşte bunlar o hüsran içinde
kalanların ta kendileridir.
38- O kâfirlere de ki: Eğer bu işe son
verirlerse daha önce yaptıkları bağışlanacak. Yok yine karşı koymaya başlar,
isyana dönerlerse, önceki ümmetlere uygulanan kurallar kendilerine de
uygulanacak. (Artık o ilâhî uygulamayı beklesinler.)
39- Ortalıkta fitne kalmayıp, din tamamıyla
Allah'ın dini oluncaya kadar onlarla savaşın. Eğer vazgeçerlerse muhakkak ki,
Allah yaptıklarını görür.
40- Yok vazgeçmez de tekrar eskiye dönerlerse
artık bilin ki, Allah sizin yardımcınızdır. O ne güzel mevla, ne güzel
yardımcıdır.
41- Şunu da biliniz ki, ganimet olarak
aldığınız her hangi bir şeyden beşte biri mutlaka Allah içindir. O da
peygambere ve ona yakınlığı olanlara, yetimlere, miskinlere ve yolda kalmışlara
aittir. Eğer siz Allah'a iman etmiş, hak ile batılın ayrıldığı o gün, iki
ordunun karşı karşıya geldiği o (Bedir) günü kulumuza indirdiğimiz âyetlere
iman getirmiş iseniz bunu böyle biliniz. Ve biliniz ki, Allah, herşeye kâdirdir.
42- O vakit siz vadinin yakın bir yamacında
idiniz, onlarsa uzak yamacında idiler. Kervan da sizden daha aşağıda idi. Öyle
ki, şayet onlarla sözleşmiş olsaydınız, öyle bir buluşma yeri için mutlaka
anlaşmazlık çıkarırdınız. Fakat olması gereken (zafer)in olması için Allah
böyle takdir etti. Tâ ki, helak olan apaçık bir delil gördükten sonra helak
olsun, sağ kalanlar da yine apaçık bir delilden sonra yaşasın. Kesindir ki
Allah, işitendir, bilendir.
43- Hani o vakitler Allah sana uykunda
(rüyanda) onları az gösteriyordu. Eğer Allah sana onları kalabalık gösterseydi
korkacaktınız ve savaş konusunda anlaşmazlığa düşecektiniz. Fakat Allah böyle
bir şeyden sizi uzak tuttu. Çünkü O, gönüllerde yatanı da bilir.
44- Ve işte onlarla karşılaştığınız vakit
onları sizin gözünüze az gösteriyordu, sizi de onların gözlerinde azaltıyordu.
Çünkü Allah o mukadder olan işi yerine getirecekti. Bütün işler Allah'a
döndürülür.
45- Ey iman edenler, bir düşman topluluğu ile
karşılaştığınız zaman sebat edin ve Allah'ı çokça zikredin ki, kurtuluşa
eresiniz.
46- Ayrıca Allah'a ve Resulü'ne itaat edin.
Ve birbirinizle didişmeyin. Sonra içinize korku düşer ve kuvvetiniz elden
gider. Sabırlı olun, çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.
47- Çalım atarak ve halka gösteriş yaparak
yurtlarından çıkanlar ve Allah yoluna engel koyanlar gibi olmayın. Allah
onların bütün yaptıklarını çepeçevre kuşatmıştır.
48- Şeytan, onlara amellerini güzel
gösterdiği zaman, "Bu gün insanlardan size galip gelecek yoktur, ben de
size yardımcıyım." demişti. Fakat iki tarafın karşı karşıya geldiği
görününce arkasını dönüp kaçtı ve şöyle dedi: "Ben sizden kesinlikle
uzağım. Ben sizin göremeyeceğiniz şeyler görüyorum ve ben Allah'dan korkarım.
Ayrıca Allah'ın azabı çok çetindir."
49- O sırada münafıklar ve kalblerinde hastalık
bulunanlar, (müslümanlar hakkında) "şu adamları dinleri aldattı"
diyorlardı. Oysa her kim Allah'a tevekkül ederse bilsin ki, Allah galiptir,
güçlüdür ve hikmet sahibidir.
50- Melekler, o kâfirlerin yüzlerine ve
sırtlarına vura vura ve "Tadın bakalım cehennem azabını!" diye diye
canlarını alırken hallerini bir görmeliydin.
51- İşte bu, sizin kendi ellerinizle meydana
getirdiğiniz bir sonuçtur. Hiç şüphesiz Allah, kullarına hiçbir şekilde zalim
biri değildir.
52- Tıpkı Firavun'un izinden gidenlerle onlardan
öncekilerin gidişi gibi onlar da Allah'ın âyetlerini tanımadılar, Allah da
kendilerini günahları yüzünden tutuklayıverdi. Çünkü Allah çok kuvvetli ve
azabı çok çetin olandır.
53- Bu, Allah'ın bir kavme verdiği nimeti,
onlar kendilerini değiştirmedikçe değiştirmemesinden dolayıdır. Gerçekten de
Allah hakkiyle işiten, herşeyi bilendir.
54- Tıpkı Firavun'un izinden gidenlerle
onlardan öncekilerin gidişi gibi, Rabblerinin âyetlerini yalanladılar. Biz de
onları günahları yüzünden helâk ettik. Firavun ile arkasından gidenleri suda
boğduk. Hepsi de zalim idiler.
55- Allah katında kımıldayıp debelenen
canlıların en kötüsü, inkara saplanıp da bir türlü iman etmeyenlerdir.
56- Onlar, kendileriyle antlaşma yaptığın
halde her defasında antlaşmalarını bozarlar ve bundan hiç çekinmezler.
57- Bundan dolayı onları harpte yakalarsan,
kendilerinden sonrakilere de gözdağı olacak şekilde ağır bir cezaya çarptır,
belki ibret alırlar.
58- Eğer bir kavmin, sözleşmeye aykırı bir
hainlik yapmasından korkarsan, savaştan önce aynı şekilde antlaşmayı bozduğunu
kendilerine bildir. Çünkü Allah hainleri sevmez.
59- O kâfirler ileri geçip kurtulduklarını
sanmasınlar. Onlar kesinlikle (bizi) aciz bırakamazlar.
60- Siz de gücünüzün yettiği kadar onlara
karşı her çeşitten kuvvet biriktirin ve cihad için atlar hazırlayın ki, onlarla
hem Allah'ın düşmanlarını, hem de kendi düşmanlarınızı, ayrıca Allah'ın bilip
de sizin bilmediğiniz daha başkalarını korkutasınız. Allah yolunda her ne
harcarsanız onun sevabı size eksiksiz ödenir ve asla haksızlığa
uğratılmazsınız.
61- Eğer onlar barıştan yana olurlarsa, sen
de barıştan yana ol! Ve Allah'a güven. Çünkü işiten ve bilen O'dur.
62- Eğer sana hile yapmak isterlerse,
muhakkak ki sana Allah yeter. Seni yardımıyla ve müminlerle güçlendirecek olan
O'dur.
63- Müminlerin kalplerini birbirlerine O
ısındırdı. Yoksa yeryüzünde ne varsa sen hepsini harcasaydın yine de onların
kalblerini (böylesine) ısındıramazdın. Lâkin Allah, kalplerini kaynaştırdı.
Muhakkak ki, O azizdir, hakimdir.
64- Ey Peygamber! Sana Allah yetişir,
arkandan gelen müminlerle beraber.
65- Ey Peygamber! Müminleri cihada teşvik
eyle. Eğer sizden sabredecek yirmi kişi olursa ikiyüze galip gelirler ve eğer
sizden yüz kişi olursa kâfirlerden bin kişiye galip gelirler. Çünkü onlar hakkı
ve akıbeti düşünmeyen anlayışsız bir kavimdirler.
66- Şimdi Allah sizden yükü hafifletti ve
sizde bir zaaf olduğunu bildi. O halde sizden sabredecek yüz kişi olursa ikiyüz
düşmana galip gelirler, sizden bin kişi olursa Allah'ın izniyle ikibin düşmana
galip gelirler. Allah sabredenlerle beraberdir.
67- Hiçbir peygamberin, yeryüzünde ağır
basmadıkça (kesin zafere ulaşıp üstün gelmedikçe) esirleri olması layık
değildir. Siz dünya malını istersiniz, oysa Allah ahireti kazanmanızı murad
eder. Allah azizdir, hakimdir.
68- Eğer Allah'dan bir yazı (hüküm) bulunmasa
idi aldığınız fidyeden dolayı size mutlaka büyük bir azab dokunurdu.
69- Artık elde ettiğiniz ganimetten helâl ve
hoş olarak yiyin ve Allah'a karşı gelmekten sakının. Muhakkak ki, Allah
bağışlayıcıdır ve merhamet edicidir.
70- Ey Peygamber, elinizdeki esirlere de ki:
"Eğer Allah sizin kalblerinizde bir hayır bulursa, sizden alınandan daha
hayırlısını size verir ve günahlarınızı bağışlar. Çünkü Allah
bağışlayıcıdır."
71- Eğer sana hıyanet etmek isterlerse iyi
bilsinler ki, bundan önce Allah'a hainlik ettiklerinden dolayı Allah onların
ezilmelerine imkân verdi. Allah her şeyi hakkıyla bilen hüküm ve hikmet
sahibidir.
72- Gerçekten de iman edip hicret eden,
mallarıyla ve canlarıyla Allah yolunda cihad veren, onları barındırıp yardım
edenler, işte bunlar birbirlerinin dostlarıdırlar. İman ettiği halde henüz
hicret etmemiş olanlar, hicret edinceye kadar onlar üzerinde herhangi bir
velayet hakkınız yoktur. Bununla beraber dinde sizden yardım isterlerse, sizinle
arasında antlaşma bulunanlar aleyhine bir durum olmadıkça, onlara yardım
etmeniz de üzerinize borçtur. Allah bütün yaptıklarınızı görüp duruyor.
73- Kâfirler de aslında birbirlerinin
dostları ve yardımcılarıdırlar. Eğer siz de öyle yapmazsanız, yeryüzünde büyük
bir fitne ve fesat çıkar.
74- O kimseler ki, iman ettiler, hicret
ettiler ve Allah yolunda cihada katıldılar, bir kısımları da onları barındırıp
yer, yurt sahibi yaptılar ve yardıma koştular, işte bunlar hakkıyla mümin
olanlardır. Bunlara bir mağfiret ve cömertçe bir rızık vardır.
75- Daha sonradan hicret edip sizinle beraber
savaşa katılanlar da sizdendirler. Bir de akraba olanlar, Allah'ın kitabına
göre, birbirlerine daha yakındırlar. Şüphe yok ki, Allah her şeyi bilir.
9-TEVBE:
1- Allah'dan ve Resulü'nden bir ültimatomdur
bu, kendileriyle antlaşma yaptığınız müşriklere:
2- Bundan böyle yeryüzünde dört ay daha
istediğiniz gibi gezip dolaşın. Şunu da bilin ki, Allah'ı aciz bırakacak
değilsiniz. Allah kâfirleri mutlaka perişan edecektir.
3- Ayrıca büyük hac günü Allah ve Rasulü
tarafından insanlara bir ilandır ki, Allah da Resulü de müşriklerle yapılan
antlaşmalara artık bağlı değildir. Eğer hemen tevbe ederseniz, bu sizin için
hayırlıdır. Yok yine tevbeden yüz çevirirseniz biliniz ki, Allah'ı yıldıracak
değilsiniz. Kâfirleri acı bir azap ile müjdele.
4- Ancak kendileriyle antlaşma yapmış
olduğunuz müşriklerden size olan ahitlerinde hiçbir eksiklik yapmamış ve sizin
aleyhinize hiçbir kimseye yardımda bulunmamış olanlar bunun dışındadır. Siz de
onlarla olan antlaşmanızın hükümlerine antlaşma süresinin sonuna kadar uyunuz.
Muhakkak ki, Allah müttakileri sever.
5- Şu haram aylar bir çıktı mı artık o
müşrikleri nerede bulursanız öldürün, yakalayın, hapsedin ve bütün geçit
başlarını tutun. Eğer tevbe ederler ve namaz kılıp zekatı verirlerse onları
serbest bırakın. Muhakkak ki, Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
6- Eğer müşriklerden biri aman dilerse, ona
aman ver. Ta ki, Allah'ın kelâmını dinlesin. Sonra onu güvenlik içinde olduğu
yere kadar gönder. Çünkü bunlar gerçekten de bilgisiz bir kavimdirler.
7- O müşriklerin Allah katında ve Resulü
katında herhangi bir ahdi nasıl olabilir? Ancak Mescid-i Haram yanında antlaşma
yaptıklarınız var ki, bunlar size karşı doğru durdukça siz de onlara doğru
olun. Allah (hainlikten) sakınanları elbette sever.
8- Onlarla nasıl sözleşme olabilir ki, sizin
aleyhinize ellerine bir fırsat geçse, hakkınızda ne bir antlaşma gözetirler, ne
de bir yemin. Dil ucuyla sizi hoşnud etmeye çalışırlar, fakat kalbleri o
kadarına da razı olmaz. Zaten onların çoğu fasıktırlar.
9- Allah'ın âyetlerini az bir çıkara
değiştirdiler de Allah yolundan engellediler. Gerçekten de bunlar ne fena
şeyler yapageldiler.
10. Bir mümin hakkında ne bir yemin
gözetirler, ne de bir antlaşma. Bunlar işte böyle haddi aşan kimselerdir.
11. Eğer tevbe ederler, namazı kılarlar,
zekatı verirlerse dinde kardeşleriniz olurlar. Biz âyetleri, bilen bir kavme
açıklarız.
12. Eğer verdikleri sözden sonra yeminlerini
bozar ve dininize dil uzatırlarsa, o küfür öncülerini hemen öldürün. Çünkü
onların yeminleri yoktur. Ola ki, vazgeçerler.
13- Yeminlerini bozan, Peygamber'i yurdundan
çıkarmaya azmeden ve üstelik ilk önce size saldırmaya başlayanlara karşı
savaşmaz mısınız? Yoksa onlardan korkuyor musunuz? Eğer mümin iseniz her şeyden
önce Allah'dan korkmalısınız.
14- Onlarla savaşın ki Allah, sizin
ellerinizle onların cezasını versin ve ...
onları rezil ve rüsvay etsin, yardımıyla sizi
onlara muzaffer kılsın. Ve mümin bir kavmin yüreklerini ferahlandırsın.
15. Ve kalblerindeki öfkeyi gidersin. Allah
dilediğine tevbeyi nasib eder. Allah her şeyi bilir, hüküm ve hikmet sahibidir.
16. Yoksa siz hep kendi halinize terk
olunacağınızı mı sandınız? Allah'ın, içinizden cihad edenleri ve Allah'tan,
Resulü'nden, müminlerden başka kimseye sığınmayan ve başkaca sığınacak bir yer
aramayanları görmediğini mi (zannediyorsunuz)? Allah bütün yaptıklarınızdan
haberdardır.
17- Müşrikler kendi inkârlarına kendileri
şahit olup dururlarken Allah'ın mescidlerini imar etmeleri mümkün değildir. Onların
bütün yaptıkları boşa gitmiştir. Ve onlar ateş içinde ebedi olarak
kalacaklardır.
18- Allah'ın mescidlerini, ancak Allah'a ve
ahiret gününe inanan, namazı kılan, zekatı veren ve Allah'dan başkasından
korkmayan kimseler imar ederler. İşte hidayet üzere oldukları umulanlar
bunlardır.
19- Siz hacılara su dağıtma ve Mescid-i
Haram'ı imar etme işiyle Allah'a ve ahiret gününe iman edip, Allah yolunda
cihad edenlerin yaptığı işi bir mi tutuyorsunuz? Bunlar Allah katında eşit
olamazlar. Allah zalimler topluluğuna hidayet ihsan etmez.
20- İman edip de hicret edip, mallarıyla,
canlarıyla Allah yolunda cihad edenler, Allah katında en büyük dereceye
sahiptirler. İşte bunlar murada ermiş olan mutlu kullardır.
21- Rab'leri, onları kendi katından bir
rahmet, bir rıza ve bir cennetle müjdeler ki o cennette onlar için bitmez
tükenmez nimetler vardır.
22- Onlar orada ebedi kalırlar. Çünkü en
büyük mükâfat Allah katındadır.
23- Ey iman edenler! Eğer babalarınız ve
kardeşleriniz imana karşılık küfürden hoşlanıyorlarsa, onları dost edinmeyiniz.
Sizden her kim onları dost edinirse işte onlar da zalimlerin ta kendileridir.
24- Onlara de ki; eğer babalarınız,
oğullarınız, kardeşleriniz, kadınlarınız, akrabalarınız, kabileniz, elde
ettiğiniz mallar, kesada uğramasından korktuğunuz ticaret, hoşlandığınız evler
ve meskenler, size Allah ve Resulünden ve Allah yolunda cihaddan daha sevimli
ise, artık Allah'ın emri gelinceye kadar bekleyin. Allah böyle fasıklar
topluluğuna hidayet nasip etmez.
25- İnkâr kabul etmez bir durumdur ki, Allah
size birçok yerde yardım etti. Özellikle Huneyn Günü ki, o gün kendi çokluğunuz
size güven vermişti de o gün size onun bir faydası olmamıştı. Yeryüzü bütün
genişliğine rağmen başınıza dar gelmişti. Sonra da bozguna uğrayarak gerisin
geri dönüp kaçmaya başlamıştınız.
26- Sonra Allah, Resulünün üzerine ve
müminlerin üzerine sekinetini (kalplere huzur veren rahmetini) indirdi ve gözle
görmediğiniz ordular indirdi de kendisini tanımayan kâfirleri azaba uğrattı. Ve
o kâfirlerin cezası işte budur.
27- Sonra bütün bu olup bitenlerin arkasından
Allah, dilediğine tevbe nasib eder. Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet
edicidir.
28- Ey iman edenler! Müşrikler bir
pisliktirler. Artık bu yıldan sonra Mescid-i Haram'a yaklaşmasınlar. Eğer
yoksulluktan korkarsanız Allah sizi dilediğinde lütuf ve ihsanıyla
zenginleştirecektir. Allah gerçekten alîmdir, hakîmdir.
29- Kendilerine kitap verilenlerden oldukları
halde ne Allah'a, ne ahiret gününe inanmayan, Allah'ın ve Resulünün haram
kıldığını haram tanımayan ve hak dini din edinmeyen kimselere alçalmış
oldukları halde elden cizye verecekleri hale gelinceye kadar savaş yapın.
30- Yahudiler, "Uzeyir Allah'ın
oğlu" dediler, Hıristiyanlar da "Mesih Allah'ın oğlu", dediler.
Bu onların kendi ağızlarıyla uydurdukları sözlerdir. Daha önce inkâra sapmış
olanların sözlerine benzetiyorlar. Allah onları kahretsin, nasıl da
saptırıyorlar!
31- Onlar, Allah'dan başka bilginlerini ve
rahiplerini de kendilerine Rab edindiler, Meryem oğlu Mesih'i de. Oysa onlar
bir olan Allah'a ibadet etmekle emrolunmuşlardı. Allah'dan başka hiçbir ilâh
yoktur. O, müşriklerin ortak koştuğu şeylerden de münezzehtir.
32- Allah'ın nurunu ağızlarıyla söndürmek
istiyorlar, Allah da razı olmuyor. Fakat kâfirler istemeseler de Allah nurunu
tamamlamayı diliyor.
33- O öyle bir Allah'dır ki, Resulünü
hidayetle ve hak dinle bütün dinlere üstün kılmak için göndermiştir. Müşrikler
hoşlanmasalar da. 34- Ey iman edenler, şurası bir gerçektir ki, yahudi
hahamları ile hıristiyan rahiplerinin bir çoğu insanların mallarını haksız yere
yerler ve Allah yolundan saptırırlar. Bir de altın ve gümüşü hazineye doldurup,
onları Allah yolunda sarfetmeyenleri bu yüzden acıklı bir azap ile müjdele!
35- O gün o altın ve gümüşlerin üstü cehennem
ateşinde kızdırılacak da bunlarla alınları, yanları ve sırtları dağlanacak
(onlara): "İşte bu kendi canınız için saklayıp biriktirdiğiniz şeydir.
Haydi şimdi tadın bakalım şu biriktirdiğiniz şeyin tadını!" denilecek.
36- Doğrusu, Allah katında ayların sayısı
oniki aydır. Gökleri ve yeri yarattığı günkü Allah yazısında (böyle
yazılmıştır). Bunlardan dördü haram aylardır. Bu da doğru olan dinin hükmüdür.
Bu sebeple bunlar hakkında nefislerinize haksızlık yapmayınız. Müşrikler size
karşı topyekün savaştıkları gibi siz de onlara karşı topyekün savaş açın. Ve
iyi bilin ki, Allah müttakilerle beraberdir.
37- O "Nesi'" (denilen bir haram
ayı geciktirmek âdeti), olsa olsa küfürde fazlalıktır ki, kâfirler onunla
şaşırtılır, onu bir yıl helâl, bir yıl haram sayarlar ki, Allah'ın haram
kıldığının sayısına uydursunlar da Allah'ın haram kıldığını helâl kılsınlar.
İşte böylece kendilerine kötü işleri güzel gösterildi. Allah da kâfir olan bir
kavmi doğru yola iletmez.
38- Ey iman edenler! Size ne oldu ki,
"Allah yolunda cihada çıkın." denilince olduğunuz yere yığılıp
kaldınız. Yoksa ahiretten vazgeçip dünya hayatına razı mı oldunuz? Fakat dünya
hayatının zevki ahiretin yanında ancak pek az birşeydir.
39- Eğer topluca savaşa katılmazsanız, O sizi
acı bir azaba uğratır ve yerinize başka bir kavmi getirir ve siz O'na zerrece
bir zarar veremezsiniz. Allah'ın herşeye gücü yeter.
40- Eğer siz ona (Peygamber'e) yardım
etmezseniz, Allah ona yardım eder. Hani o kâfirler, onu Mekke'den çıkardıkları
vakit sadece iki kişiden biri iken, ikisi de mağarada bulundukları sırada
arkadaşına "Üzülme, çünkü Allah bizimledir." diyordu. Allah onun
kalbine sükûnet ve kuvvet indirmişti ve onu görmediğiniz bir orduyla
desteklemişti. Kâfirlerin sözünü alçaltmıştı. Yüce olan Allah'ın kelimesidir.
Ve Allah güçlüdür, hikmet sahibidir.
41- Ey müminler! İster hafif techizatla,
ister ağırlıklı olarak seferber olun ve mallarınızla, canlarınızla Allah
yolunda cihad edin. Eğer bilirseniz böylesi sizin için daha hayırlıdır.
42- Eğer o sefer, yakın bir ganimet ve kolay
bir sefer olsaydı mutlaka peşine düşer gelirlerdi. Fakat o meşakkatli yolculuk
kendilerine uzun bir sefer geldi. Bununla beraber, "Bizim de gücümüz
yetseydi, sizinle beraber elbette sefere çıkardık." diyerek Allah'a yemin
edecekler, nefislerini helake sürükleyecekler. Allah biliyor ki, onlar iyice
yalancıdırlar.
43- Allah seni affetsin. Doğru söyleyenler
kimler, gerçekten yalancılar kimlerdir, bunların iyice belli olmasını
beklemeden niçin onlara izin verdin?
44- Allah'a ve ahiret gününe inananlar,
mallarıyla ve canlarıyla cihad etmeyi görev bildiklerinden (zaten geri kalmak
için) senden izin istemezler. Allah o muttakilerin kimler olduğunu bilir.
45- Senden izin isteyenler, olsa olsa Allah'a
ve ahiret gününe inanmayanlar olabilir. Onların kalbleri hep işkillidir. Bundan
dolayı şüphe içinde bocalayıp dururlar.
46- Eğer sizinle beraber cihada çıkmak
isteselerdi, elbette onunla ilgili olarak bir takım hazırlıklar yaparlardı.
Fakat Allah davranmalarını istemedi de onları yoldan alıkoydu ve (kendilerine):
"oturun oturanlarla beraber" denildi.
47. Eğer içinizde sizinle beraber cihada
çıkmış olsalardı, bozgunculuk etmekten başka şeye yaramayacaklardı ve aranıza
fitne sokmak için uğraşacaklardı. İçinizde onların laflarına kanacaklar da
vardı. Allah, o zalimleri iyi bilir.
48- Şurası kesindir ki, bunlar daha önce de
fitne çıkarmak istediler ve sana türlü işler çevirdiler. Nihayet hak yerini
buldu ve Allah'ın emri onların zoruna gitmesine rağmen açığa çıktı.
49- İçlerinden "Aman bana izin ver,
başımı derde sokma" diyen de var. Dikkat et, başlarını asıl kendileri
derde soktular. Hiç şüphesiz cehennem, kâfirleri elbette kuşatacaktır.
50- Eğer sana bir iyilik dokunursa fenalarına
gider. Eğer sana bir musibet gelirse "Biz zaten tedbirimizi önceden
almıştık." derler ve sevine sevine dönüp giderler.
51- De ki: "Hiçbir zaman bize Allah'ın
bizim için takdir ettiğinden başkası dokunmaz. O bizim mevlamızdır. Müminler
yalnızca Allah'a tevekkül etsinler."
52- De ki: "Siz bizde iki güzelliğin
(Zafer veya şehitliğin) birinden başkasını mı gözetirsiniz? Biz ise size
Allah'ın kendi katından veya bizim elimizle bir azap indirmesini gözetiyoruz.
Haydi siz gözetedurun, biz de sizinle beraber gözetmekteyiz."
53- O münafıklara şunu da de ki; gerek
isteyerek, gerek istemeyerek infak edip durun. O infak ettikleriniz sizden
hiçbir zaman kabul edilmeyecektir. Çünkü siz fasık bir kavimsiniz.
54- İnfakların onlardan kabul olunmamasına
sebep, gerçekte Allah'a ve Resulüne inanmamaları, namaza ancak üşene üşene
gelmeleri, verdiklerini de ancak istemeye istemeye vermeleridir.
55- Onların malları da, evlatları da sakın
seni imrendirmesin. Bu olsa olsa, Allah'ın onları dünya hayatında bu gibi
şeylerle azaba uğratmasından ve canlarının kâfir olarak çıkmasını murat etmiş
olmasından başka birşey değildir.
56- Hiç şüphesiz onlar, sizden olduklarına
dair yemin de ederler. Halbuki sizden değildirler. Fakat onlar öyle bir
kavimdirler ki, korkudan ödleri patlıyor.
57- Eğer sığınacak bir yer veya barınacak
mağaralar veyahut girilecek bir delik bulsalardı başlarını diker o tarafa doğru
koşarlardı.
58- İçlerinde (topladığın) sadakalar hakkında
sana tariz eden (dil uzatan) ler de var. Eğer o sadakalardan kendilerine
verilmişse hoşnut olurlar, verilmemişse hemen kızarlar.
59. Ne olurdu bunlar, Allah ve Resulünün
kendilerine verdiğine razı olsalar da "Bize Allah yeter. Allah bize lütuf
ve ihsanından yine lutfeder, verir. Bizim bütün rağbetimiz Allah'adır"
deselerdi.
60- Sadakalar ancak şunlar içindir: Fakirler,
yoksullar, o işte çalışan görevliler, müellefe-i kulûb (kalbleri İslâm'a
ısındırılacaklar), köleler, borçlular, Allah yolundakiler, yolda kalmışlar.
Allah tarafından böyle farz kılındı. Allah her şeyi bilendir, hüküm ve hikmet
sahibidir.
61- Yine onların içinde öyleleri vardır ki,
Peygamber'i incitiyorlar ve "O her söyleneni dinleyen bir kulaktır."
diyorlar. De ki; "Sizin için bir hayır kulağıdır. Allah'a inanır,
müminlere inanır, ayrıca sizden iman edenlere de bir rahmettir". Allah'ın
Resulünü incitenlere acıklı bir azap vardır.
62- Gönlünüzü hoş etmek için gelir size yemin
ederler. Bunlar eğer mümin iseler Allah'ı ve Resulünü razı etmeleri daha
doğrudur.
63- Bilmiyorlar mı ki, kim Allah'a ve
Resulüne karşı gelirse, ona muhakkak ki içinde ebedi kalınacak cehennem ateşi
vardır. İşte rüsvaylığın büyüğü de budur.
64- Münafıklar, kalblerindekileri bütünüyle
haber verecek bir sûrenin tepelerine inmesinden çekinirler. De ki, alay edip
durun bakalım, Allah o sizin çekindiğiniz şeyi kesinlikle ortaya çıkaracaktır.
65- Eğer kendilerine sorarsan, "Biz sırf
lafa dalmış, şakalaşıyorduk." derler. De ki: "Allah ile, âyetleri ile
ve peygamberi ile mi alay ediyorsunuz?"
66- Boşuna özür dilemeyin, iman ettik
dedikten sonra küfrünüzü açığa vurdunuz. İçinizden bir kısmını affetsek bile
bir kısmını suçlarında ısrar ettikleri için azabımıza uğratacağız.
67- Münafıkların erkekleri de kadınları da
birbirlerine benzerler. Kötülüğü emreder, iyilikten sakındırırlar ve Allah
yolunda harcamaktan ellerini sıkı tutarlar. Allah'ı unuttular da, Allah da
onları unuttu. Gerçekten de münafıklar hep fâsık kimselerdir.
68- Allah, erkek kadın bütün münafıklara ve
bütün kâfirlere cehennem ateşini ebedî olarak vaad buyurdu. O ateş onlara
yeter. Allah onlara lânet etmiştir. Onlara bitmez tükenmez bir azap vardır.
69- (Ey münafıklar!) siz de tıpkı kendinizden
öncekiler gibisiniz. Oysa onlar sizden daha güçlü, kuvvetli, mal ve evlatça
sizden daha varlıklı idiler. Dünya nimetlerinden paylarına düşen kadar zevk
sürdüler. Sizden öncekiler kısmetlerine düşen kadarıyla nasıl zevk sürmek
istedilerse siz de onlar gibi kısmetinize düşen kadarıyla zevk sürmeye
baktınız, siz de sizden önce batağa dalanlar gibi batağa daldınız. İşte
bunların dünyada ve ahirette bütün amelleri heder olup gitti ve işte bunlar hep
hüsran içinde kalanlardır.
70- Onlara, kendilerinden öncekilerin; Nuh
Kavmi'nin, Âd'in, Semûd'un, İbrahim Kavmi'nin, Medyen Ashabı'nın ve o
mü'tefikelerin haberi gelmedi mi? Onların hepsine peygamberleri delillerle
gelmişlerdi. Demek ki Allah, onlara zulmetmiş değildi, lâkin onlar kendi
kendilerine zulmediyorlardı.
71- Erkek ve kadın bütün müminler
birbirlerinin dostları ve velileridirler. İyiliği emrederler, kötülükten
vazgeçirirler, namazı kılarlar, zekâtı verirler, Allah'a ve Resulüne itaat
ederler. İşte bunları Allah rahmetiyle yarlığayacaktır. Çünkü Allah azîzdir,
hakîmdir.
72- Allah mümin erkeklere ve mümin kadınlara,
altlarından ırmaklar akan cennetler vaad buyurdu. Orada ebedi kalacaklardır.
Hem de Adn cennetlerinde hoş meskenler vaad etmiştir. Allah'ın rızası ise
hepsinden büyüktür. İşte asıl büyük kurtuluş da budur.
73- Ey Peygamber, kâfirlerle ve münafıklarla
savaş. Onlara karşı katı ol. Onların varacakları yer cehennemdir ve orası ne
kötü bir yerdir.
74- Onlar, kötü bir şey söylemedik, diyerek
Allah'a yemin ederler. Onlar o küfür kelimesini kesinlikle söylediler. İslâm'a
girdikten sonra yine kâfirlik ettiler. Ve o başaramadıkları cinayeti
tasarladılar. Halbuki intikam almaları için Allah'ın, Resulü ile onları
lütfundan zenginleştirmiş olmasından başka bir sebep yoktu. Eğer tevbe
ederlerse haklarında hayırlı olur. Yok yanaşmazlarsa Allah onları dünyada da,
ahirette de acıklı bir azaba uğratır. Yeryüzünde onları koruyacak veya onlara
yardım edecek bir kimse de bulunmaz.
75. Yine onlardan kimi de Allah'a şöyle
ahdetmişlerdi: "Eğer bize lütuf ve kereminden ihsan ederse biz de elbette
zekâtı veririz ve kesinlikle salihlerden oluruz." diye söz vermişlerdi.
76. Ne zaman ki, Allah lutfedip onlara
ihsanda bulundu, onlar da cimrilik edip yüz çevirdiler ve zaten yan çizip
duruyorlardı.
77. Allah'a verdikleri sözü tutmadıkları ve
yalan söyledikleri için, O da bu yaptıklarının sonucunu kıyamet gününe kadar
yüreklerinde sürüp gidecek bir münafıklığa çevirdi.
78. Allah'ın, onların sırlarını da,
fısıltılarını da bilip durduğunu ve Allah'ın bütün bilinmeyenleri bildiğini
hâlâ öğrenemediler mi?
79. Müminlerden zekâttan fazla olarak kendi
gönülleriyle bağışta bulunanlara, bir de güçlerinin yettiğinden fazlasını
bulamayanlara bakıp da onlarla alay edenleri Allah, maskaraya çevirmiştir.
Onlara pek acıklı bir azap vardır.
80. Onlar için Allah'dan ister mağfiret dile,
ister dileme. Onlar için yetmiş kere mağfiret dilesen de yine Allah onları
affetmeyecektir. Bu, onların Allah'ı ve Resulünü inkâr etmelerinden dolayı
böyledir. Allah, böylesine baştan çıkmış fasıklar güruhuna hidayet etmez.
81- Savaştan geri kalan münafıklar,
Resulullah'ın hilafına, onun savaşa gitmesine karşılık, oturup kalmalarıyla
ferahladılar ve mallarıyla, canlarıyla Allah yolunda cihad etmekten
hoşlanmadılar, üstelik "Bu sıcakta savaşa gitmeyin." dediler. De ki:
"Cehennem ateşi daha sıcaktır." Keşke anlayabilselerdi.
82- Kazandıkları günahın cezası olarak, artık
az gülsünler, çok ağlasınlar.
83- Eğer Allah, seni onlardan bir kısmının
yanına döndürür de onlar başka bir cihada seninle birlikte çıkmak için senden
izin isterlerse, de ki; "Artık siz hiçbir zaman benimle çıkamayacaksınız.
Daha önce oturup kalmaktan hoşlanıyordunuz. Bundan böyle artık geride
kalanlarla beraber oturup kalın."
84- Ve onlardan biri ölürse asla namazını
kılma ve kabirinin başına gidip durma. Çünkü onlar Allah'ı ve Resulünü
tanımadılar. Ve fasık olarak can verdiler.
85- Onların ne malları, ne de evlatları seni
imrendirmesin. Allah, onları dünyada bunlarla cezalandırmayı ve canlarının
kâfir olarak çıkmasını murad ediyor, başka değil.
86- "Allah'a iman edin ve Resulü ile
birlikte cihada gidin." diye bir sûre indirildiği zaman, içlerinden mal
mülk sahibi olanlar senden izin istediler ve "Bırak bizi oturanlarla
beraber oturalım." dediler.
87- Onlar, oturanlarla beraber oturmaktan
hoşlandılar. Kalblerine mühür vuruldu. Bundan dolayı onlar anlayışsızdırlar.
88- Fakat Peygamber ve onunla beraber olan
müminler mallarıyla, canlarıyla cihad ettiler. İşte bütün hayırlar onlarındır.
Murada erenler de işte onlardır.
89- Allah onlara, altından ırmaklar akan
cennetler hazırladı. İçlerinde ebedi kalacaklar. İşte o büyük kurtuluş budur.
90- Bedevilerden özür bahane edenler,
kendilerine izin verilsin diye geldiler. Allah'a ve Resulüne yalan söyleyenler
de oturdular kaldılar. Bunlardan kâfir olanlara acıklı bir azap isabet
edecektir.
91- Allah ve Resulü adına nasihat ettikleri
takdirde ne zayıflara, ne hastalara, ne de verecek birşey bulamayan yoksullara
savaştan kalmaktan dolayı bir günah yoktur. İyilik edenleri ayıplamaya bir yol
yoktur. Allah gafurdur, rahîmdir.
92- Kendilerini bindirip savaşa gönderesin
diye gönüllü olarak sana geldiklerinde, "Sizi bindirecek birşey
bulamıyorum." dediğin zaman, bu uğurda harcayacakları birşey
bulamadıklarından dolayı üzülüp gözlerinden yaş döke döke geri dönüp gidenlere
de bir günah yoktur.
93- Kınamaya yol, ancak zengin oldukları
halde geri kalmak için senden izin isteyenleredir. Bunlar geri kalanlarla
beraber olmayı tercih ettiler. Allah da kalblerini mühürledi. Onlar, artık
başlarına geleceği bilmezler.
94- Savaştan dönüp yanlarına geldiğinizde
size özür beyan edecekler. De ki: "Özür beyan etmeyin. Size kesinlikle
inanmayız. Allah bize, sizin durumunuzdan haberler verdi". Bundan sonra da
Allah ve Resulü yaptıklarınızı görecektir. Daha sonra da gizliyi ve âşikârı
bilen Allah'a döndürüleceksiniz. O vakit O, size neler yapmış olduğunuzu tek
tek haber verecektir.
95- Dönüp de yanlarına geldiğinizde
kendilerinden yüz çeviresiniz (hesaba çekmekten vazgeçesiniz) diye Allah'a
yemin edecekler. Siz de onlardan yüz çevirin. Çünkü onlar gerçekten murdar
kimselerdir. Yaptıklarının cezası olarak nihayet varacakları yer cehennemdir.
96- Kendilerinden razı olasınız diye size
yemin ederler. Eğer siz onlardan razı olursanız, şunu bilin ki Allah, o
fasıklar güruhundan kesinlikle razı olmaz.
97- Bedeviler inkâr ve münafıklık bakımından
daha beterdirler. Bununla beraber Allah'ın, Resulüne indirdiği (hükümlerin)
sınırlarını bilmemeye daha yatkındırlar. Allah alîmdir, hakîmdir,
98- Bedevilerden kimi de var ki, verdiğini
angarya sayar ve sizin üzerinize belalar gelmesini bekler. O çirkin belalar
kendi başlarına olsun! Allah herşeyi işitendir, bilendir.
99- Yine bedevilerden kimi de vardır ki,
Allah'a ve ahiret gününe inanır ve harcadığını Allah katında yakınlıklara ve
Peygamber'in dualarını almaya vesile sayar. Gerçekten de bu, onlar için bir
yakınlıktır. Allah onları rahmeti içine koyacaktır. Şüphesiz ki, Allah
bağışlayıcıdır ve rahmet edicidir.
100- Muhacir ve Ensar'dan İslâm'a ilk önce
girenlerin başta gelenleri ve iyi amellerle onların ardınca gidenler var ya,
işte Allah onlardan razı oldu, onlar da Allah'dan razı oldular ve onlara,
altlarında ırmaklar akan cennetler hazırladı ki, içlerinde ebedi kalacaklar.
İşte büyük ve muhteşem kurtuluş budur.
101- Hem çevrenizdeki bedevilerden münafıklar
var, hem de Medine halkından münafıklıkta ısrar edenler var. Sen onları
bilmezsin. Onları biz biliriz. Biz onları iki kere azaba uğratacağız. Daha
sonra da büyük bir azaba itilecekler.
102- Onlardan bir kısmı günahlarını itiraf
ettiler. Ve iyi bir amelle kötü bir ameli karıştırdılar. Ola ki, Allah
tevbelerini kabul eder. Çünkü Allah gafurdur, rahîmdir.
103- Onların mallarından sadaka al ki, onunla
kendilerini temizlersin, tertemiz edersin. Bir de haklarında hayır dua et.
Çünkü senin duan kalblerini yatıştırır. Allah işitendir, bilendir.
104- Onlar bilmiyorlar mı ki, Allah
kullarının tevbesini kabul eder ve sadakaları da alır. Allah tevbeleri kabul
edendir, çok merhametlidir.
105- Ve de ki; "Çalışın! Yaptıklarınızı
hem Allah görecek, hem Resulü, hem de müminler görecektir. Sonra da gizliyi ve
açığı bilen Allah'ın huzuruna iletileceksiniz. İşte o zaman, neler yaptığınızı
size O bildirecektir.
106- Savaşa katılmayanlardan diğer bir
kısmının affı da Allah'ın emrini beklemek için geri bırakılmıştır. Ya
kendilerini cezalandırır ya da tevbelerini kabul eder. Allah alîmdir, hakîmdir.
107- Bir de müslümanlara zarar vermek,
kâfirlik etmek ve müslümanların arasına ayrılık sokmak ve daha önce Allah ve
Resulü'ne karşı savaş açmış olanı beklemek için mescid yapanlar var.
"İyilikten başka bir maksadımız yoktu." diye yemin de edecekler.
Fakat bunların kesinlikle yalancı olduklarına Allah şahittir.
108- O mescit içinde sen kesinlikle namaza
durma. Ta ilk gününde temeli takva üzerine kurulan mescit elbette içinde namaz
kılmana daha layıktır. Onun içinde günahlarından arınmayı seven kişiler vardır.
Allah da arınmış, ak pak olmuş olanları sever.
109- O halde binasını Allah korkusu ve Allah
rızası üzerine kurmuş olan mı hayırlıdır, yoksa binasını yıkılmak üzere olan
bir uçurumun kenarına kurup da onunla birlikte cehenneme yuvarlanan mı daha
hayırlı? Allah, zalimler güruhunu hidayete erdirmez.
110- Onların kurmuş oldukları bu türlü
binalar, kalpleri parça parça olmadıkça, kalblerinde bir nifak düğümü olup
kalacaktır. Allah, alîmdir, hakîmdir.
111- Allah, müminlerden, canlarını ve
mallarını, kendilerine cennet vermek üzere satın almıştır: Allah yolunda
çarpışacaklar da öldürecekler ve öldürülecekler. Bu, Tevrat'ta da, İncil'de de
Kur'ân'da da Allah'ın kendi üzerine yüklendiği bir ahittir. Allah'dan ziyade
ahdine riayet edecek kim vardır? O halde yaptığınız alış-veriş ahdinden dolayı
size müjdeler olsun! Ve işte o büyük kurtuluş budur.
112- (Bunlar), O tevbekâr olanlar, o ibadet
edenler, o hamd edenler, o oruçlular, o rükua varanlar, o secdeye kapananlar,
iyiliği emredip, kötülükten vazgeçirenler, Allah'ın hududunu koruyanlar
(emirleriyle yasaklarının ölçülerine riayet edenler)dır. Müjde ver o müminlere,
müjde!
113- Ne peygambere, ne iman edenlere akraba
bile olsalar cehennemlik oldukları iyice belli olduktan sonra müşriklere
istiğfar etmek yoktur.
114- İbrahim'in babası için istiğfar etmesi
de sırf ona vermiş olduğu bir sözden dolayı idi. Böyle iken onun bir Allah
düşmanı olduğu kendisine açıklanınca o işten vazgeçti. Şüphesiz ki İbrahim, çok
bağrı yanık, çok halim birisi idi.
115- Allah, bir kavmi hidayete erdirdikten
sonra, nelerden sakınacaklarını kendilerine iyice açıklamadıkça dalalete
düşürmez. Gerçek şu ki, Allah her şeyi bilir.
116- Hiç şüphesiz, göklerin ve yerin mülkü
Allah'ındır. O, diriltir de, öldürür de. Size O'ndan başka ne bir dost vardır,
ne de bir yardımcı.
117- Andolsun ki, Allah, yine peygambere ve
en zor gününde ona uyan Muhacirler'le Ensar'a, içlerinden bir kısmının kalbleri
az kalsın kayacak gibi olmuşken, tevbe nasip etti de lutfedip tevbelerini kabul
buyurdu. Çünkü O, gerçekten çok şefkatli, çok bağışlayıcıdır.
118- Allah, haklarında hüküm beklenen o üç
kişiyi de bağışladı. Çünkü o derece bunalmışlardı ki, yeryüzü bütün genişliğine
rağmen onlara dar gelmeye başlamıştı, vicdanları da kendilerini sıkıntıya
sokmuştu. Allah'dan kurtuluşun, ancak Allah'a sığınmakta olduğunu anlamışlardı.
Sonra da Allah, onları tevbekâr olmaya muvaffak kıldı da tevbelerini kabul
buyurdu. Şüphesiz ki Allah, tevbeleri çok çok kabul edendir, çok merhametli
olandır.
119- Ey iman edenler! Allah'dan korkun ve
doğrularla beraber olun.
120- Medine halkına ve civardaki bedevilere,
Resulullah'ın emrine aykırı hareket etmek uygun olmadığı gibi, onun katlandığı
zahmetlere öbürlerinin katlanmaya yanaşmamaları da yakışık almaz. Çünkü onların
Allah yolunda çektikleri hiçbir susuzluk, hiçbir yorgunluk ve hiçbir açlık,
ayrıca kâfirleri öfkelendirecek ayak bastıkları hiçbir yer veya düşmana karşı
elde ettikleri hiçbir başarı yoktur ki, karşılığında kendilerine salih bir amel
yazılmış olmasın. Çünkü Allah, güzel iş yapanların mükafatını zayi etmez.
121- Onların, Allah yolunda yaptıkları küçük
veya büyük her harcama veya geçtikleri her vadi karşılığında, yaptıkları işin
daha güzeliyle Allah'ın kendilerini mükâfatlandırması için sevap yazılmaması
mümkün değildir.
122- Bununla beraber müminlerin hepsinin
birden topyekün savaşa katılmaları uygun değildir. Her kabileden bir kısım
insanlar da din ilimlerinde derinleşmeli ve kabileleri savaştan dönüp gelince
onları uyarmalıdır ki, böylece Allah'ın azabından sakınırlar.
123- Ey iman edenler, önce yakın çevrenizdeki
kâfirlerle savaşın ki, sizde bir güç ve kuvvet olduğunu görsünler. Ve iyi bilin
ki, Allah müttakilerle beraberdir.
124- Bir sûre indirildiği zaman, içlerinden
biri çıkar, "Bu sûre hanginizin imanını arttırdı?" der. Fakat
müminlere gelince, aslında her inen sûre onların imanını arttırmıştır ve onlar
sürekli olarak müjdelenip duruyorlar.
125- Kalblerinde bir hastalık olanlara
gelince, onların da murdarlıklarına (küfürlerine) murdarlık (küfür) katmıştır
ve kâfir olarak ölüp gitmişlerdir.
126- Onlar (münafıklar) her yıl bir veya iki
kere kendilerinin çeşitli belalara uğratıldıklarını görmüyorlar mı? Böyle iken
yine de tevbe etmiyor ve ibret almıyorlar.
127- Aleyhlerinde bir sûre indirilince,
"Sizi birisi görüyor mu?" diye birbirlerine göz ederler, sonra da
sıvışır giderler. Allah onların kalblerini (imandan) çevirmiştir. Bu yüzden
onlar anlayışsız bir kavimdirler.
128- Andolsun size içinizden öyle bir
peygamber geldi ki, gayet izzetli ve şereflidir. Sıkıntıya düşmeniz ona çok
ağır gelir üstünüze titrer, müminlere gayet merhametli ve şefkatlidir.
129- Eğer aldırmazlarsa onlara de ki: Bana
Allah yeter. O'ndan başka ilâh yoktur. Ben O'na dayanmaktayım ve O, o büyük
Arş'ın Rabbidir.


İndeks
AnaSayfa