Artık Kuran-ı Kerim size bir tık uzaklıkta…
İndeks AnaSayfa
ELMALILI MUHAMMED HAMDİ YAZIR MEALİ
11-HUD:
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
1- Elif-Lâm-Râ. Bu öyle bir kitaptır ki,
âyetleri muhkem kılınmış, sonra da herşeyden haberdar olan hikmet sahibi Allah
tarafından âyetleri ayrıntılı olarak açıklanmıştır.
2- (Şöyle ki:) Allah'dan başkasına kulluk
etmeyin. Ben size O'nun tarafından müjde vermek ve uyarmak için gönderilmiş
gerçek bir peygamberim.
3- Ve Rabbinizin mağfiretini isteyin, sonra
ona tevbe edin ki sizi, belli bir süreye kadar güzel güzel yaşatsın. Ve her
fazilet sahibine layık olduğu ihsanı versin. Eğer yüz çevirirseniz, ben sizin
için büyük bir günün azabından korkarım.
4- Dönüşünüz yalnızca Allah'adır. O'nun da
herşeye gücü yeter.
5- Dikkat edin! Görmüyor musunuz, onlar
düşmanlıklarını gizlemek için göğüslerini çeviriyorlar. İyi bilin ki, onlar
örtülerine bürünürlerken, neyi gizleyip, neyi açığa vurduklarını Allah biliyor.
Muhakkak ki Allah, gönülde gizlenenleri de bilir.
6- Yeryüzünde rızkı Allah'a ait olmayan
hiçbir canlı yoktur. O, onların karar kıldıkları yerleri de, emaneten
durdukları yerleri de bilir. Onların hepsi apaçık bir kitaptadır.
7- O, öyle bir Allah'dır ki, hanginizin daha
güzel amel işleyeceğini imtihan etmek için gökleri ve yeri altı günde yarattı.
Arşı da su üstündeydi. Onlara "öldükten sonra tekrar dirileceksiniz"
dersen, o kâfirler de kesinlikle sana: " Bu apaçık bir sihirden başka
birşey değildir." diyecekler.
8- Ve eğer bunlardan bir kısmının göreceği
azabı belli bir süreye kadar erteleyecek olursak, o zaman da "onu
engelleyen nedir ki?" diyecekler. İyi bilin ki, o azap onlara geldiği gün
kendilerinden geri çevrilecek değildir. Ve o alay ettikleri şey kendilerini
kuşatmış olacaktır.
9- Ve şayet insana tarafımızdan bir rahmet
tattırır, sonra da onu kendisinden geri alırsak, şüphesiz o ümitsiz ve nankör
bir kimse olur.
10- Ve şayet ona dokunan bir sıkıntıdan sonra
bir nimet tattırırsak, "Artık benden bütün kötülükler silinip gitti."
der, mutlaka böbürlenir ve şımarır.
11- Ancak (her iki halde de) sabır gösterip
iyi ameller işleyenler müstesnadır. İşte onlara bir mağfiret ve büyük bir
mükafat vardır.
12- (Ey Resulüm!) Şimdi belki sen, "Ona
bir hazine indirilse, ya da beraberinde bir melek gezip dolaşsa ya!"
diyorlar diye sana vahyolunan vahyin bir kısmını terkedecek olursun ve bundan dolayı
da göğsün daralır. Sen yalnızca bir uyarıcısın. Allah ise her şeye vekildir.
13- Yoksa "onu kendi uydurdu" mu
diyorlar? O halde sen de onlara de ki: "Haydi siz de onun gibi uydurulmuş
on sûre getirin. Allah'dan başka çağırabileceğiniz kim varsa onları da yardıma
çağırın. Eğer doğru söylüyorsanız" (bunu yaparsınız).
14- Yok eğer bunun üzerine size cevap
vermedilerse, artık bilin ki, bu Kur'ân ancak Allah'ın ilmiyle indirilmiştir.
O'ndan başka ilâh yoktur. Artık müslüman oluyorsunuz, değil mi?
15- Her kim dünya hayatını ve güzelliklerini
isterse biz onlara amellerinin karşılığını orada tamamen öderiz. Bu hususta
kendilerine bir densizlik yapılmaz.
16- Fakat onlar öyle kimselerdir ki, ahirette
kendilerine ateşten başka bir şey yoktur. İşledikleri şeyler orada boşuna
gitmiştir. Zaten bütün yaptıkları da batıldır.
17- O dünyayı isteyenler, hiç Rabbinden açık
bir belge üzere olan kimse gibi midir? O belgeyi yine Allah'dan gelen bir şahid
olarak Kur'ân izliyor, ondan önce de bir rehber ve rahmet olan kitap, Musa'nın
kitabı yine onu destekliyor. Böyle olanlar Kur'ân'a inanırlar. Hangi hizipten
olursa olsun kim onu inkâr ederse, ona vaad edilen yer ateştir. İşte bütün
bunlardan dolayı sen de bu Kur'ân'dan şüphe içinde olma. Kesinlikle o haktır,
Rabbindendir. Fakat insanların çoğu iman etmezler.
18- Üstelik bir yalanı Allah'a iftira edenden
daha zalim kim olabilir? Bunlar Rablerinin huzuruna arzolunacaklar, şahitler de
şöyle diyecekler: "İşte bunlar Rablerine karşı yalan söyleyenlerdir".
İyi bilin ki: Allah'ın laneti zalimlerin üzerinedir.
19- Onlar ki, Allah yolundan döndürmeye
çalışırlar ve o yolu eğri büğrü yapmak isterler. Üstelik onlar, evet onlar
ahirete de inanmazlar.
20- Onlar yeryüzünde (herkesi) yıldıracak
değillerdir. Kendilerini koruyacak Allah'dan başka kimseleri de yoktur. Onların
azabı kat kat olacaktır. Üstelik onlar hakkı işitmeye tahammül edemiyorlardı ve
de görmüyorlardı.
21- Onlar kendilerine yazık etmiş olan
kimselerdir. O iftira edip uydurdukları da kendilerinden yüz çevirip
gitmişlerdir.
22- Kesinlikle bunlar ahirette de en ziyade
hüsrana uğrayacak olanlardır.
23. Fakat iman edip salih amel işleyenler ve
Rablerine karşı edepli olanlar, güvenen ve itaat edenler var ya, işte bunlar da
cennet ehlidirler. Onlar orada ebedi kalırlar.
24. Bu iki ayrı grubun meseli, kör ve sağır
ile gören ve işiten gibidir. Bunlar hiç eşit olabilirler mi? Hâlâ düşünmeyecek
misiniz?
25- Andolsun ki, vaktiyle Nuh'u da kavmine
gönderdik, O, onlara şöyle dedi: "Ben sizin için apaçık bir
uyarıcıyım."
26- "Allah'dan başkasına ibadet etmeyin!
Ben, size gelecek acı bir günün azabından korkarım."
27- Buna karşılık, kavminin ileri gelen
kâfirlerinden bir kısmı dediler ki: "Biz seni bizim gibi insanlardan biri
olarak görüyoruz, başka değil. İlk bakışta bizim ayak takımımızdan başkasının
senin arkana düştüğünü görmüyoruz. Sizin bizden fazla bir meziyetinizi de
görmüyoruz. Aksine sizi yalancılar sanıyoruz."
28- Nuh dedi ki; "Ey kavmim! Peki şu
söyleyeceğime ne diyeceksiniz? Ben Rabbimden apaçık bir delil üzere isem ve O,
bana kendi tarafından bir rahmet bahşetmişse, size de onu görecek göz
verilmemişse biz, istemediğiniz halde onu size zorla mı kabul
ettireceğiz?"
29- "Ey kavmim! Ben sizden herhangi bir
mal mülk istemiyorum. Benim mükafatım ancak Allah'a aittir. Ve ben ona iman
edenleri kovacak değilim. Onlar elbette Rablerine kavuşacaklar. Fakat ben de
sizi cahillik eden bir kavim görüyorum."
30- "Ey kavmim, ben onları etrafımdan
kovacak olursam, Allah'dan beni kim kurtarabilir? Siz hiç düşünmez
misiniz?"
31- Ben size "Allah'ın hazineleri benim
yanımdadır." demiyorum ki. Ben size "Ben bir meleğim." de
demiyorum. O sizin kendinize göre, hor gördükleriniz hakkında "Allah
onlara hiçbir hayır vermez." de demiyorum. Onların içlerindeki niyeti, en iyi
Allah bilir. (Bu söylediklerimin aksini iddia etseydim) asıl o zaman
zalimlerden olurdum.
32- Dediler ki; "Ey Nuh! Bizimle didişip
durdun, didişmende de çok ileri gittin. Eğer doğru söylüyorsan, bizi tehdit
ettiğin şu azabı getir de görelim."
33- Nuh dedi ki; "Onu ancak Allah
dilerse getirir. Ve siz O'nu yıldıracak değilsiniz."
34- Ben size öğüt vermek istemiş olsam da,
eğer Allah sizi helâk etmeyi murad ediyorsa, zaten öğüt vermemin size bir
faydası olmaz. Rabbiniz O'dur ve nihayet O'na döndürüleceksiniz.
35- Yoksa "Onu uydurdu" mu
diyorlar? De ki; "Eğer uydurdumsa vebali benim boynumadır. Bense sizin
yüklendiğiniz vebalden uzağım".
36- Ayrıca Nuh'a şöyle vahyettik: "Bil
ki kavminden şimdiye kadar iman etmiş olanlardan başka artık kimse iman
etmeyecektir. Onun için yaptıkları şeylerden dolayı kederlenme."
37- Bizim gözetimimiz altında ve vahyimize
göre gemiyi yap. Zulüm yapanlar hakkında da bana bir şey söyleme. Çünkü onlar
kesinlikle suda boğulacaklardır.
38- Gemiyi yapıyordu, kavminden bazı ileri
gelen gruplar, onun yanından gelip geçtikçe, onunla alay ediyorlardı. Nuh dedi
ki: "Bizimle eğleniyorsunuz, biz de sizinle tıpkı bizimle eğlendiğiniz
gibi alay edip eğleneceğiz."
39- O perişan edici azabın kime geleceğini ve
o sürekli azabın kimin başına ineceğini ilerde bileceksiniz.
40- Nihayet emrimiz geldiği ve tennur (tandır
veya geminin kazanı) tutuşup parladığı zaman dedik ki; "Erkeği ve dişisi
olan her canlıdan ikişer tane, aleyhlerinde hüküm verilmiş olanların dışında,
aileni ve iman etmiş olanları geminin içine yükle". Zaten beraberinde iman
edenler çok az idi.
41- Nuh dedi ki; "Allah'ın adıyla binin
içine. Onun akışı da, duruşu da (O'nun adıyladır). Hiç şüphesiz Rabbim
gerçekten çok bağışlayıcı, çok esirgeyicidir.
42- Gemi içindekilerle birlikte, dağlar gibi
dalgalar arasında akıp gidiyordu. Nuh ayrı bir yere çekilmiş olan oğluna
bağırdı: "Yavrucuğum, gel, bizimle beraber bin! Kâfirlerle beraber
olma!"
43- O, dedi ki; "Ben, beni sudan
koruyacak bir dağa çıkacağım". Nuh da "Bu gün Allah'ın merhamet ettiğinden
başkasını, Allah'ın bu emrinden koruyacak kimse yoktur." dedi. Derken
dalga aralarına giriverdi. O da boğulanlardan oldu.
44- Allah tarafından denildi ki: "Ey
yeryüzü suyunu yut! Ey gökyüzü sen de suyunu kes! Ve sular çekildi. Emir yerine
gelmiş oldu. Gemi de Cudi dağı üzerine oturdu. O zalim kavme böylece dünyadan
uzak olun denildi.
45- Nuh Rabbine niyaz edip dedi ki: "Ey
Rabbim! Oğlum benim ehlimdendi senin vaadin de elbette haktır ve gerçektir. Ve
sen hakimler hakimisin."
46- Allah: "Ey Nuh! O kesinlikle senin
ehlin (âilen)'den değildir. Çünkü o salih olmayan bir amelin sahibidir.
Hakkında bilgin olmayan bir şeyi benden isteme! Ben, seni, cahillerden olmaktan
sakındırırım."
47- Nuh: "Ey Rabbim! Ben bilmediğim bir
şeyi istemiş olmaktan dolayı
sana sığınırım. Sen beni bağışlamazsan, bana
merhamet etmezsen ben hüsrana uğrayanlardan olurum.
48- "Ey Nuh!" denildi, "
Bizden bir selâm sana ve seninle birlikte olanlardan gelecek ümmetlere,
kutluluk dileğiyle gemiden in. İlerde kendilerini bir çok nimetten faydalandıracağımız,
sonra da bu yüzden kendilerine tarafımızdan acıklı bir azap dokunacak nice
ümmetler olacaktır."
49- İşte bunlar gayb haberlerindendir.
Bunları sana vahiyle bildiriyoruz. Bundan önce bunları ne sen bilirdin, ne de
kavmin. O halde sabret, akıbet muhakkak muttakilerindir.
50- Âd kavmine de kardeşleri Hud'u gönderdik.
Dedi ki: "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Sizin O'ndan başka bir ilâhınız
yoktur. Siz sadece iftira edip duruyorsunuz."
51- "Ey kavmim! Bu iş için sizden bir
ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak beni yaratana aittir. Artık akıllanmayacak
mısınız?"
52- "Ey kavmim! Rabbinizden mağfiret
isteyin, sonra O'na tevbe edin ki, üzerinize gökten bol bol bereket indirsin ve
sizi kuvvetinize kuvvet katarak çoğaltsın. Gelin günahkâr olarak dönüp
gitmeyin."
53- Dediler ki; "Ey Hud! Sen bize açık
bir mucize getirmedin. Biz de
senin sözünle tanrılarımızı terk etmeyiz. Ve
biz sana inanmayız."
54- "Ancak şu kadarını diyebiliriz ki;
"tanrılarımızdan bazısı seni fena çarpmış". O da dedi ki;
"Allah'ı şahit tutuyorum, siz de şahid olun ki ben, Allah'a koştuğunuz
ortaklardan uzağım."
55- "O'ndan başka herşeyden uzağım,
artık hepiniz toplanın bana istediğiniz tuzağı kurun, sonra hiç bekletmeyin.
56- "Ben muhakkak ki, hem benim Rabbim,
hem de sizin Rabbiniz olan Allah'a dayanmaktayım. Yeryüzünde hiçbir canlı
yoktur ki, idaresi ve yönetimi O'nun elinde olmasın. Benim Rabbim, hiç şüphe
yok ki, doğru yoldadır."
57- "Eğer, yine de yüz çevirirseniz, ben
size ne ile gönderilmişsem, işte onu tebliğ ettim. Ayrıca Rabbim, sizin
yerinize başka bir kavmi getirir de siz O'na zerrece zarar veremezsiniz. Hiç
şüphesiz O, herşeyi koruyup gözetendir.
58- Ne zaman ki emrimiz geldi, Hud'u ve
beraberindeki iman edenleri, tarafımızdan bir rahmet ile kurtardık, ayrıca
onları çok ağır bir azaptan da kurtardık.
59. İşte Âd kavmi buydu. Rablerinin
âyetlerini bile bile inkâr ettiler ve peygamberlerine isyan ettiler. Başa geçen
her zorbanın emrine uyup arkasından gittiler.
60- Hem bu dünyada, hem de kıyamet gününde
bir lânetle izlendiler. Bilin ki, Âd kavmi, gerçekten Rablerini inkâr ettiler.
Yine bilin ki, Hud'un kavmi olan Âd, defolup gittiler.
61- Semud kavmine de kardeşleri Salih'i
gönderdik. Dedi ki, "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Sizin O'ndan başka
bir tanrınız daha yoktur. Sizi topraktan O meydana getirdi. Sizi orada ömür
sürmeye O memur etti. Bu sebepten O'nun mağfiretini isteyin, sonra O'na tevbe
edin. Şüphesiz Rabbim yakındır, dualarınızı kabul eder."
62- Dediler: "Ey Salih,! Bundan önce sen
bizim içimizde ümit beslenir bir zat idin. Şimdi bizi babalarımızın
taptıklarına tapmaktan mı engelliyorsun?
Biz, doğrusunu istersen bizi davet ettiğin
şeyden kuşkulandıran bir şüphe içindeyiz."
63- Salih dedi: "Ey kavmim! Eğer ben
Rabbimden açık bir mucize üzerinde isem ve o bana tarafından bir rahmet
bahşetmiş ise, ben Allah'a isyan ettiğim takdirde beni O'ndan kim kurtarabilir?
Demek ki, siz bana zarar vermekten başka bir şey yapmıyorsunuz."
64- "Ey kavmim! İşte şu, Allah'ın dişi
devesi, size bir mucizedir. Bırakın onu Allah'ın yer yüzünde (otlaklarında)
otlasın. Ve ona kötü bir maksatla el sürmeyin, sonra sizi yakın bir azap
yakalar."
65- Derken, o deveyi kestiler. Bunun üzerine
Salih dedi ki: "Yurdunuzda üç gün daha yaşayın. İşte bu, yalan çıkmayacak
olan kesin bir vaaddir."
66- Ne zaman ki, azap emrimiz geldi, Salih'i
ve beraberindeki iman edenleri, tarafımızdan bir rahmet sayesinde kurtardık,
üstelik o günün perişanlığından da kurtardık. Hiç şüphesiz Rabbin güçlüdür,
mutlak üstündür.
67- O zalimleri, korkunç bir gürültü
yakalayıverdi de oldukları yerde çöküp kaldılar.
68- Sanki orada güzel güzel yaşayıp
durmamışlardı. Bak işte Semud, gerçekten de Rablerine küfretmişlerdi. Bak işte
nasıl yok olup gittiler.
69- Andolsun ki, İbrahim'e de elçilerimiz
(melekler) müjde ile geldiler ve "selâm" dediler, o da
"selâm" dedi ve hemen gidip onlara kızartılmış bir buzağı getirdi.
70- Fakat onların o buzağıya el
sürmediklerini görünce, tuhafına gitti ve içinde onlara karşı bir korku uyandı.
Onlar da "Korkma, biz Lut'un kavmine gönderildik." dediler.
71- İbrahim'in karısı ayakta duruyordu bunun
üzerine yüzü güldü. Ona İshak'ı ve İshak'ın arkasından da Ya'kub'u müjdeledik.
72- "Vay başıma gelene!" dedi,
"Ben bir kocakarıyım, kocam da yaşlı bir adam. Bu gerçekten çok tuhaf bir
şey!"
73- Dediler: "Sen Allah'ın emrine mi
şaşıyorsun? Allah'ın rahmeti ve berekâtı üzerinizdedir. Ey ev halkı! Muhakkak
ki O, hamiddir (övülmeye lâyıktır), meciddir (cömertliği boldur)."
74- İbrahim'den korku iyice geçip gidince, bu
müjde de kendisine gelince, bizim (meleklerimiz)le Lut kavmi hakkında
tartışmaya girişti:
75- Çünkü İbrahim, çok yumuşak huylu ve çok
yufka yürekli (yanık kalbli) idi.
76- Melekler: "Ey İbrahim! Bu konuda
bizimle tartışmaktan vazgeç. Çünkü Rabbinin emri kesin olarak geldi ve onlara
geri çevrilmesi mümkün olmayan bir azap gelecektir.
77- Ne zaman ki, elçilerimiz Lut'a geldiler,
bunların gelişleri yüzünden Lut fenalaştı, eli ayağı birbirine dolaştı ve
"Bu gün çetin bir gündür." dedi.
78- Daha önceleri çirkin işler yapmış olan
kavmi harıl harıl koşup geldiler. Lut onlara: "Ey kavmim! İşte size
kızlarım, onlar sizin için daha temizdirler. Gelin Allah'tan korkun, beni
misafirlerime rezil rüsvay etmeyin. İçinizde hiç aklı başında bir adam yok mu?"
dedi.
79- Onlar: "Sen de bilirsin ki, bizim
senin kızlarınla bir ilgimiz yoktur. Sen bizim ne istediğimizi gayet iyi
biliyorsun." dediler.
80- Lut dedi: "Ne olurdu size karşı bir
kuvvetim olsaydı, ya da çok sarp bir yere sığınabilseydim."
81- Melekler dediler: "Ey Lut! Şundan
emin ol ki, biz Rabbinin elçileriyiz. Onlar sana asla zarar veremezler. Sen,
gecenin bir kısmı olunca ailenle birlikte hemen buradan çık git. İçinizden hiç
kimse geri kalmasın, eşin başka. Çünkü ona da onlara gelecek olan musibet
gelecektir. Haberin olsun, helâk zamanları sabah vaktidir. Zaten sabah yakın
değil mi?"
82- Ne zaman ki, emrimiz geldi, o ülkenin
altını üstüne getirdik ve üzerlerine istif edilip pişirilmiş çamurdan taşlar
yağdırdık.
83- Bu taşlar Rabbinin katında
damgalanmışlardı. Bunlar zalimlerden uzak şeyler değildir.
84- Medyen'e de kardeşleri Şu'ayb'i
gönderdik. Dedi ki: "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Sizin O'ndan başka
ilâhınız yoktur. Ölçeği de, teraziyi de eksik tutmayın. Ben sizi hayır (bolluk)
içinde görüyorum. Bununla beraber yine de sizi kuşatacak bir günün azabından
korkuyorum."
85- "Ey kavmim! Ölçerken ve tartarken
adaleti yerine getirin. Halkın malına densizlik etmeyin ve yeryüzünde
fesatçılık yaparak fenalık etmeyin."
86- Eğer mümin iseniz, Allah'ın helâlinden
size ihsan ettiği kâr sizin için daha hayırlıdır. Bununla beraber ben sizin
üzerinize gözcü değilim."
87- Dediler ki; "Ey Şu'ayb, atalarımızın
taptıklarını terketmemizi veya mallarımızda dilediğimizi yapmaktan vazgeçmemizi
sana namazın mı emrediyor? Oysa ki sen yumuşak huylusun ve aklı başında bir
adamsın."
88- Şu'ayb dedi ki: "Ey kavmim! Şayet
ben Rabbimden ispat edici bir delil üzerinde bulunuyorsam ve şayet bana, O
kendi katından güzel bir rızık ihsan etmişse, söyleyin bakalım ben ne
yapmalıyım? Ben size karşı çıkmakla sizi menettiğim şeylere kendim düşmek
istemiyorum. Ben sadece gücümün yettiği kadar ıslah etmeye çalışıyorum.
Muvaffakiyetim de ancak Allah'ın yardımı ile olacaktır. Ben yalnızca O'na dayandım
ve ancak O'na döneceğim."
89- "Ey kavmim! Bana karşı gelmeniz
sakın sizi, Nuh kavminin veya Hud kavminin veya Salih kavminin başlarına gelen
musibetler gibi bir musibete uğratmasın. Lut kavmi de sizden uzak değildir.
90- Rabbinizden mağfiret dileyin, sonra O'na
tevbe ile yönelin. Şüphesiz ki, benim Rabbim çok merhametlidir, çok sevendir.
91- Dediler ki: "Ey Şu'ayb! Biz senin
söylediklerinin çoğundan birşey anlamıyoruz. Ayrıca seni içimizde çok zayıf
biri olarak görüyoruz. Eğer akrabaların olmasaydı mutlaka seni recmederdik
(taşa tutardık). Senin bize hiçbir üstünlüğün yoktur."
92- Şu'ayb dedi: "Ey kavmim! Benim
akrabalarım size Allah'dan daha mı değerli ki, Allah'a sırt çevirip, onu
unuttunuz? Muhakkak ki, Rabbim bütün yaptıklarınızı çepeçevre kuşatmıştır."
93- "Ey kavmim! Var gücünüzle
yapacağınız ne varsa yapın! Ben de görevimi yapmaya devam edeceğim. Perişan
edecek azabın kime geleceğini ve yalancının kim olduğunu ilerde anlayacaksınız.
Bekleyiniz, ben de sizinle beraber bekleyeceğim."
94- Ne zaman ki, emrimiz geldi, Şu'ayb ve
beraberindeki müminler, tarafımızdan bir rahmet sayesinde kurtuldular. Ve o
zalimleri korkunç bir gürültü yakaladı da oldukları yerde çöküp kaldılar.
95- Sanki orada hiç güzel gün görmemişlerdi.
Dikkat edin, Semud kavmi nasıl helâk olup gittiyse Medyen de öyle yok olup
gitti.
96- Andolsun Musa'yı da âyetlerimizle ve
apaçık bir belge ile gönderdik.
97- Firavun'a ve cemaatine. Bunlar Firavun'un
emrine uydular. Halbuki Firavun'un emri hak değildir.
98- Kıyamet günü, kavminin önüne düşer. Artık
o bunları ateşe götürmüştür. O varılan yer, ne kötü bir yerdir.
99- Hem burada, hem de kıyamet gününde
lanetle izlendiler. Onlara verilen bu karşı destek ne fena bir destektir!
100. İşte bu helâk olmuş memleketlerin önemli
haberlerindendir. Sana onu kıssa olarak anlatıyoruz. Onlardan yerinde duranlar
da var, biçilenler (yok olup gidenler) de.
101. Biz onlara zulmetmedik, onlar kendi
kendilerine zulmettiler. Allah'ı bırakıp da taptıkları tanrılar, Rabbinin emri
gelince kendilerine hiçbir fayda sağlayamadılar. Hasarlarını arttırmaktan başka
bir şeye yaramadılar.
102. İşte Rabbin, zalim memleketleri
cezalandırdığı zaman böyle cezalandırır. Çünkü O'nun cezası çok acı, çok
çetindir.
103. Ahiret azabından korkanlar için bunda
muhakkak ki, bir ibret vardır. O, öyle bir gündür ki, bütün insanlar onun için
toplanacaktır ve o, öyle bir gündür ki, mutlaka görülecektir.
104. Biz onu sadece belli bir süreye kadar
geciktiriyoruz.
105. O gün gelince Allah'ın izni olmadan hiç
kimse konuşamaz. Onların kimi bedbaht, kimi de mutludur.
106. Bedbaht olanlar ateştedirler. Onlar
orada başka türlü soluyacak, başka türlü haykıracaklar.
107. Onlar orada gökler ve yer durdukça
duracaklar. Ancak Rabb'inin diledikleri başka. Çünkü Rabbin dilediğini
yapandır.
108. Mutlu olanlar ise cennettedirler. Orada
gökler ve yer durdukça duracaklar, ancak Rabbinin diledikleri başka. (Bu) ardı
arası kesilmeyen bir ihsan olacak.
109. O halde sakın şunların ibadet
edişlerinden şüpheye düşme. Daha önce ataları nasıl ibadet ediyor idiyseler bunlar
da öyle ibadet ediyorlar. Biz de kendilerine nasiplerini elbette eksiksiz
olarak öderiz.
110. Andolsun ki, Musa'ya kitabı verdik, yine
de onda ihtilafa düşüldü. Eğer Rabbinden daha önce verilmiş bir karar olmasa
idi, elbette haklarında hüküm verilmiş bitmişti. Muhakkak ki onlar, bundan
kuşkulu bir şüphe içindedirler.
111. Gerçekten de onların her biri öyle
kimselerdir ki, yaptıklarının
karşılığını Rabbin kendilerine hakkiyle
ödeyecektir. Çünkü O, onların yaptıkları her şeyden haberdardır.
112. İşte bundan dolayı emrolunduğun gibi
doğru ol! Beraberindeki tevbe edenler de (doğru olsunlar). Aşırı gitmeyin!
Muhakkak ki O, bütün yaptıklarınızı görüp durmaktadır.
113. Ve zulüm yapanlara yakınlık göstermeyin
ki, size de ateş dokunmasın. Allah'dan başka yardımcılarınız da yoktur. Sonra
yardım da göremezsiniz.
114. Gündüzün her iki tarafında ve gecenin
saçaklarında (gündüze yakın olan saatlerinde) namaz kıl! Muhakkak ki, iyilik
kötülükleri giderir. Bu ise, düşünebilenlere bir öğüttür.
115. Ve sabret! Çünkü Allah iyilik edenlerin
mükafatını yitirmez.
116. Sizden önceki devirlerden bakıyye
sahipleri (kitap ehli) yeryüzünde bozgunculuktan vazgeçirmeye çalışsalardı ne
iyi olurdu. Fakat onların içinden kurtardığımız pek az kimse bunu yaptı. O
zulmedenler ise şımartıldıkları refahın peşine düştüler ve hepsi de suçlu
oldular.
117. Senin Rabbin, halkları iyi ve ıslahatçı
iken, o memleketleri haksız yere helak edecek değildir.
118. Eğer Rabbin dileseydi elbette bütün
insanları tek bir ümmet yapardı. Halbuki yine de ihtilaf edip duracaklardı.
119. Ancak Rabbinin rahmetle yarlığadığı
kimseler başka. Onun içindir ki, onları yarattı. Ve Rabbinin "Andolsun ki
cehennemi cinlerden ve insanlardan tamamen dolduracağım" sözü böylece
tamam oldu.
120. Peygamberlere ait haberlerden kalbini
yatıştıracak olanlardan her türlüsünü sana kıssa olarak anlatıyoruz. Bunda da
sana bir hakikat, müminlere de bir öğüt ve ibret gelmiştir.
121. İmana gelmeyen o kâfirlere de ki:
"Elinizden geleni geri koymayın! Biz de yapacağımızı yapacağız."
122. Siz bekleyin görün, biz de bekleyip
göreceğiz.
123. Göklerin ve yerin gaybını bilmek
yalnızca Allah'a mahsustur. Her iş O'na döndürülür. Sen yalnızca O'na ibadet et
ve yalnızca O'na dayan. Rabbin yaptıklarınızın hiçbirinden gafil değildir.


İndeks
AnaSayfa