Artık Kuran-ı Kerim size bir tık uzaklıkta…
İndeks AnaSayfa
ELMALILI MUHAMMED HAMDİ YAZIR MEALİ
17-İSRA:
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
1- Kulu Muhammed'i geceleyin, Mescid-i
Haram'dan kendisine bazı âyetlerimizi göstermek için, etrafını mübarek
kıldığımız Mescid-i Aksâ'ya götüren Allah, her türlü noksan sıfatlardan
münezzehtir. Şüphesiz ki her şeyi hakkıyla işiten, hakkıyla gören O'dur.
2- Musa'ya da kitap verdik ve beni bırakıp
başkasını vekil edinmeyiniz diye onu İsrail oğulları için bir hidayet rehberi
kıldık.
3- Ey Nuh'la beraber gemiye taşıyarak
kurtardığımız kimselerin soyundan olanlar! Doğrusu o çok şükredici bir kuldu.
4- Biz İsrailoğulları'na Tevrat'ta şu hükmü
verdik: "Muhakkak siz, yeryüzünde iki defa fesat çıkaracaksınız ve
muhakkak büyük bir yükselişle yükseleceksiniz."
5- Birincisinin zamanı gelince,üzerinize
güçlü kuvvetli kullarımızı gönderdik. Onlar, evlerin aralarına girip
araştırdılar. Bu yerine getirilmesi gereken bir vaad idi.
6- Sonra sizi tekrar o istilacılar üzerine
galip kıldık ve size mallarla ve oğullarla yardım ettik. Ve toplum olarak sizin
sayınızı artırdık.
7- Eğer iyilik ederseniz, kendinize iyilik
etmiş olursunuz ve eğer kötülük ederseniz yine kendinizedir. Artık diğer
fesadınızın zamanı gelince, yüzlerinizi üzüntüye sokmaları, kötülük yapmaları
ve ilk kez girdikleri gibi yine Beyt-i Makdis'e girmeleri, ele geçirdikleri
yerleri mahvetmeleri için onları tekrar göndereceğiz.
8- Olur ki Rabbiniz size merhamet eder. Ama
siz tekrar dönerseniz biz de döneriz. Cehennemi, kâfirler için kuşatıcı bir
zindan yaptık.
9- Şüphesiz ki bu Kur'ân, insanları en doğru
ve en sağlam yola iletir ve salih amel işleyen müminlere büyük bir ecir
olduğunu müjdeler.
10- Ahirete inanmayanlara da can yakıcı bir
azab hazırlamışızdır.
11- İnsan, hayrın gelmesine dua ettiği gibi
kötülüğün gelmesine de dua eder. İnsan pek acelecidir.
12- Biz geceyi ve gündüzü varlığımıza delalet
eden birer delil kıldık. Sonra Rabbinizden bir lütuf aramanız, yılların
sayısını ve hesabını bilmeniz için gecenin karanlığını silip (yerine) eşyayı
aydınlatan gündüzün aydınlığını getirdik. İşte biz her şeyi uzun uzadıya
anlattık.
13- Her insanın amel defterini boynuna
doladık, kıyamet günü açılmış bulacağı kitabı önüne çıkarırız.
14- "Kitabını oku! Bugün hesap görücü
olarak sana nefsin yeter!" deriz.
15- Kim doğru yola gelirse sırf kendi iyiliği
için gelir. Kim de saparsa ancak kendi aleyhine sapar. Hiçbir günahkar
başkasının günah yükünü çekmez. Biz bir Peygamber göndermedikçe, hiç kimseye
azab edecek değiliz.
16- Biz bir ülkeyi yok etmek istediğimiz
zaman, şımarık varlıklılarına emrederiz, onlar itaat etmeyip orada kötülük
işlerler. Böylece, o ülke helaka müstahak olur, biz de onu yerle bir ederiz.
17- Hem Nuh'tan sonra nice nesilleri helak
ettik. Kullarının günahlarını bilmek ve görmekte Rabbin yeter.
18- Her kim peşin isterse, dünyada ona,
istediğimiz kimseye, dilediğimiz kadarını peşin veririz. Sonra ona cehennemi
hazırlarız; kınanmış ve (rahmetimizden) kovulmuş olarak oraya girer.
19- Kim de ahireti isterse ve mümin olarak
kendine yaraşır bir çaba ile onun için çalışırsa, öylelerinin çalışmalarının
karşılığı verilir.
20- Hepsine; (dünyayı isteyenlere de, ahireti
isteyenlere de) Rabbinin ihsanından veririz. Rabbinin ihsanı kısıtlanmış
değildir.
21- Bak! Onların bir kısmını diğerine nasıl
üstün kıldık! Elbette ahiret, hem dereceler bakımından daha büyüktür, hem de
üstünlük bakımından daha büyüktür.
22- Allah ile birlikte başka bir ilâh edinme!
Yoksa kınanmış ve yalnız başına bırakılmış olarak oturup kalırsın.
23- Rabbin kesin olarak şunları emretti:
Ancak kendisine ibadet edin, anne ve babaya iyilik edin. Onlardan biri veya her
ikisi senin yanında yaşlanırsa, sakın onlara "öf" bile deme ve onları
azarlama. İkisine de tatlı ve güzel söz söyle.
24- İkisine de acıyarak tevazu kanatlarını
indir. Ve şöyle de: "Ey Rabbim! Onların beni küçükten terbiye edip
yetiştirdikleri gibi, sen de kendilerine merhamet et."
25- Rabbiniz içinizden geçenleri çok iyi
bilir. Eğer iyi kimseler olursanız elbette Allah çok tevbe edenleri
bağışlayıcıdır.
26- Akrabaya, yoksula ve yolda kalmışa
hakkını ver. Bununla beraber malını saçıp savurma.
27- Çünkü (malını) saçıp savuranlar, şeytanların
kardeşleridir. Şeytan ise Rabbine karşı çok nankördür.
28- Eğer Rabbinden beklediğin bir rahmet
(rızık) için, onlardan yüz çevirmek mecburiyetinde kalırsan, o vakit de onlara
yumuşak ve tatlı bir söz söyle.
29- Elini boynuna asıp bağlama (cimri olma),
hem de onu büsbütün açıp saçma (israf etme); aksi halde kınanmış olursun ve eli
boş açıkta kalırsın.
30- Gerçekten senin Rabbin, kullarından
dilediğinin rızkını genişletir ve dilediğini kısar. Şüphesiz ki Allah,
kullarının durumlarından haberdardır, her şeyi görendir.
31- Bir de geçim korkusuyla çocuklarınızı
öldürmeyin, onlara da, size de rızkı biz veririz. Şüphesiz ki onları öldürmek,
çok büyük bir suçtur.
32- Zinaya da yaklaşmayın, çünkü o pek
çirkindir ve kötü bir yoldur.
33- Haklı bir sebep olmadıkça, Allah'ın
öldürülmesini haram kıldığı canı öldürmeyin. Kim haksız yere öldürülürse, biz
onun velisine bir yetki verdik. O da öldürmede aşırı gitmesin. Çünkü ona (dinin
kendisine verdiği yetki ile) yardım olunmuştur.
34- Yetimin malına da yaklaşmayın. Ancak
rüşdüne erinceye kadar en güzel bir şekilde yaklaşabilirsiniz. Ahdi de yerine
getirin. Çünkü verilen sözde elbette sorumluluk bulunuyor.
35- Ölçtüğünüz zaman tam ölçün ve doğru
terazi ile tartın. Bu hem daha hayırlıdır ve sonuç itibariyle de daha güzeldir.
36- Bir de hiç bilmediğin bir şeyin ardına
düşme! Çünkü kulak, göz, gönül, bunların her biri yaptıklarından sorumludurlar.
37- Yeryüzünde kibir ve azametle yürüme!
Çünkü sen asla yeri yaramazsın ve boyca da dağlara erişemezsin.
38- Kötü olan bütün bu yasaklar, Rabbinizin
sevmediği şeylerdir.
39- İşte bunlar, Rabbinin sana vahyettiği
hikmetlerdendir. Sakın Allah'la beraber başka bir ilâh uydurma. Aksi halde
kötülenmiş ve Allah'-ın rahmetinden uzaklaştırılmış olarak cehenneme atılırsın.
40- Rabbiniz, size oğulları tahsis etti de,
kendisi meleklerden dişiler mi edindi? Gerçekten siz çok büyük bir söz
söylüyorsunuz.
41- Biz, bu Kur'ân'da akıllarını başlarına
almaları için türlü şekillerde (ikaz ve ihtarı) açıkladık. Fakat bu açıklamalar
ancak onların nefretini artırmıştır.
42- (Ey Muhammed!) De ki: "Eğer
dedikleri gibi Allah ile birlikte ilâhlar olsaydı, o zaman bu ilâhlar Arş'ın
sahibine bir yol ararlardı."
43- Allah, onların dediklerinden çok münezzeh
ve çok yüksek, hem pek büyük bir yükseklikle yücedir.
44- Yedi gök, yer ve bunların içinde
bulunanlar, Allah'ı tesbih ederler. O'nu hamd ile tesbih etmeyen hiçbir varlık
yoktur. Fakat siz, onların tesbihlerini iyi anlamazsınız. Şüphesiz O, halimdir
çok bağışlayandır.
45- Sen Kur'ân'ı okuduğun zaman biz, seninle
ahirete inanmayanların arasına görünmez bir perde çekeriz.
46- Ve kalblerinin üzerine, Kur'ân'ı
anlamalarına engel perdeler geçiririz ve kulaklarına bir ağırlık veririz.
Rabbini Kur'ân'da bir tek olarak andığın zaman da ürkerek arkalarına döner
kaçarlar.
47- Biz onların, seni dinlerken nasıl
dinlediklerini çok iyi biliriz. Birbiriyle fısıldaşırlarken de o zalimlerin:
"Siz büyülenmiş bir adamdan başkasına uymuyorsunuz!" dediklerini biz
çok iyi biliriz.
48- Bak senin için nasıl misaller verdiler de
bu yüzden nasıl sapıklığa düştüler! Artık hak yolu bulmaya güçleri yetmez.
49- Bir de onlar dediler ki: "Biz, bir
kemik yığını olduğumuz ve ufalanıp toz olduğumuz vakit mi, gerçekten biz mi,
yeni bir yaratılışla diriltileceğiz?
50- De ki: "İster taş olun, ister
demir..."
51- "İsterse gönlünüzde büyüyen başka
bir yaratık olun, (Muhakkak öldürülecek ve diriltileceksiniz.) "Onlar:
"Bizi kim tekrar diriltecek?" diyecekler. De ki: "Sizi ilk defa
yaratmış olan o kudret sahibi." Sana başlarını sallayarak: "Ne
zamandır bu." diyecekler. De ki: "Yakın olması gerekir!".
52- (Allah) sizi çağıracağı gün, tam bir
hürmetle onun emrine koşacaksınız ve zannedeceksiniz ki, kabirlerinizde pek az
bir müddet kaldınız.
53- Mümin kullarıma söyle de (kâfirlere) en
güzel olan sözü söylesinler. Çünkü şeytan aralarına fesat sokar. Şüphesiz
şeytan, insan için apaçık bir düşmandır.
54- Rabbiniz sizi çok daha iyi bilir. Dilerse
tevbeniz sebebiyle size merhamet eder, dilerse azab eder. Seni de onların üzerine
vekil göndermedik.
55- Rabbin göklerde ve yerde olan kimselerin
hepsini en iyi bilendir.
Andolsun ki biz, peygamberlerin kimini kimine
üstün kıldık. Davud'a da Zebur'u verdik.
56- De ki: "Allah'tan başka, ilâh
olduğunu sandığınız şeyleri çağırın, size yardım etsinler. Onlar, ne sizden
sıkıntıyı kaldırabilirler, ne de değiştirebilirler.
57- Onların yalvardıkları da, Rablerine daha
yakın olmak için vesile ararlar. Ve O'nun merhametini umarlar, azabından
korkarlar. Çünkü Rabbinin azabı korkunçtur.
58- Hiç bir şehir (halkı) yoktur ki, kıyamet
gününden önce biz onu helak etmeyelim, yahut şiddetli bir azab ile
azablandırmayalım. Bu, Kitap'ta (Levh-i Mahfuzda) yazılıdır.
59- Bizi, âyetler (mucizeler) ve peygamber
göndermekten alıkoyan şey, ancak öncekilerin onları yalanlamış olmalarıdır.
Semûd'a, açık bir mucize olarak o dişi deveyi vermiştik de ona zulmetmişlerdi
(deveyi boğazlayarak kendilerine yazık etmişlerdi). Oysa biz, o mucizeleri
ancak korkutmak için göndeririz.
60- Vaktiyle sana şöyle vahyettiğimizi
hatırla: "Şüphesiz Rabbin insanları kuşatmıştır." (İsrâ gecesi) sana
açıkça gösterdiğimiz o temâşâyı ve
Kur'ân'da lanet edilen ağacı da, yalnız
insanlara bir imtihan için yapmışızdır. Biz onları, korkutuyoruz, fakat bu
onlara ancak büyük bir taşkınlıktan başka bir sonuç vermiyor.
61- (Yine unutma ki) Bir vakit meleklere:
"Âdem'e secde edin" demiştik. İblis'ten başka hepsi secde ettiler. O
ise: "Ben bir çamurdan yarattığın kimseye mi secde ederim?" demişti.
62- (Yine İblis) dedi ki: "Şu benden
üstün kıldığını gördün mü? Yemin ederim ki, eğer beni kıyamet gününe kadar
ertelersen, pek azı hariç, onun zürriyetini kendi buyruğum altına
alacağım."
63- Allah buyurdu ki: "Haydi git!
Onlardan kim sana uyarsa, şüphesiz ki, cezanız cehennemdir, hem de mükemmel bir
ceza. "
64- "Onlardan gücünün yettiğini yerinden
oynat. Atlıların ve yayalarınla onların üzerine yaygarayı bas! Mallarda ve
çocuklarda onlara ortak ol! Ve onlara vaadlerde bulun." Fakat şeytan
onlara aldatmadan başka bir şey vaad etmez.
65- Doğrusu benim (ihlaslı) kullarım üzerinde
senin hiçbir hakimiyetin yoktur. Vekil olarak Rabbin yeter.
66- Rabbiniz, lütfundan nasib arayasınız
diye, sizin için denizde gemileri yürüten kudret sahibidir. Şüphesiz O, size
çok merhametlidir.
67- Denizde başınıza bir felaket geldiği
zaman, Allah'tan başka yalvardığınız bütün putlar kaybolur. Allah sizi
tehlikeden kurtarıp karaya çıkarınca da yüz çevirirsiniz. Zaten insan çok
nankördür.
68- (Denizden karaya çıktığınızda) O'nun sizi
karada yerin dibine geçirmeyeceğinden, yahut üzerinize taş yağdıran bir kasırga
gördermeyeceğinden emin misiniz? Sonra kendinize bir vekil de bulamazsınız.
69- Yoksa sizi tekrar denize döndürüp de
üzerinize kasırgalar göndermeyeceğinden ve böylece ettiğiniz nankörlük
sebebiyle sizi boğmayacağından emin misiniz? Sonra bu yaptığımıza karşı, bizim
aleyhimize size yardım edecek bir koruyucu bulamazsınız.
70- Andolsun ki biz, insanoğlunu şan ve şeref
sahibi kıldık. Karada ve denizde taşıtlara yükledik ve temiz yiyeceklerden
onları rızıklandırdık. Onları yarattıklarımızın birçoğundan üstün kıldık.
71- Kıyamet günü bütün insanları önderleriyle
çağıracağız. O gün, kimin amel defteri sağ eline verilirse, işte onlar
kitaplarını okuyacaklar ve en küçük bir haksızlığa uğratılmayacaklar.
72- Her kim bu dünyada (manen) kör ise
ahirette de kördür. Ve gidişçe daha şaşkındır.
73- (Ey Muhammed!) Az kalsın seni bile, sana
vahyettiğimizden başkasını bize karşı iftira edesin diye, fitneye
düşüreceklerdi ve o takdirde seni dost edineceklerdi.
74- Eğer biz sana sebat vermemiş olsaydık,
nerdeyse sen onlara birazcık meyledecektin.
75- O takdirde, muhakkak hayatın da, ölümün
de azabını sana kat kat tattırırdık. Sonra bize karşı kendin için hiçbir
yardımcı bulamazdın.
76- (Ey Muhammed!) Yakında seni yurdundan
çıkarmak için, muhakkak ki rahatsız edecekler ve o takdirde onlar da senin
ardından pek az kalacaklardır.
77- Bu, senden önce gönderdiğimiz bütün
peygamberlerimiz hakkındaki sünnetimizdir. Bizim sünnetimizde herhangi bir
değişme göremezsin.
78- Güneşin batıya kaymasından, gecenin
karanlığına kadar (belirli vakitlerde) gereği üzere namazı kıl, bir de sabah
namazını kıl. Çünkü sabah namazında, gece ve gündüz melekleri hazır bulunur.
79- Gecenin bir kısmında da sadece sana
mahsus bir nafile olmak üzere uykudan kalk, Kur'ân ile teheccüd namazı kıl,
Rabbinin seni bir makam-ı mahmuda (şefaat makamına) göndermesi kesindir.
80- (Ey Muhammed!) De ki: "Rabbim! Beni,
takdir ettiğin yere gönül rahatlığı ve huzur içinde koy ve çıkacağım yerden de
dürüstlükle ve selametle çıkmamı sağla. Bana katından yardım edici bir kuvvet
ver."
81- (Ey Muhammed!) De ki: "Hak geldi,
batıl yok oldu. Elbette batıl yok olmaya mahkumdur."
82- Biz Kur'ân'dan, iman edenler için bir
şifa ve rahmet kaynağı olan âyetler indiriyoruz. Zalimlerin de ancak zararını
artırır.
83- Biz insana nimet verdiğimiz zaman,
Allah'ı anmaktan yüz çevirip uzaklaşır. Ona fenalık dokununca da ümitsizliğe
kapılır.
84- De ki: "Herkes bulunduğu hal ve
niyetine göre iş yapar. Bu durumda kimin en doğru yolda olduğunu Rabbiniz daha
iyi bilir."
85- Ey Muhammed! Sana ruhtan soruyorlar. De
ki: "Ruh Rabbimin bildiği bir iştir ve size ilimden ancak az bir şey
verilmiştir."
86- Yemin olsun ki, dilersek sana
vahyettiğimizi ortadan kaldırırız; sonra bize karşı kendine bir vekil
(koruyucu) bulamazsın.
87- Fakat Rabbinden bir rahmet olarak (biz
bunu yapmadık). Gerçekten O'nun senin üzerindeki lütfu çok büyüktür.
88- Ey Muhammed! De ki: "Yemin olsun,
eğer insanlar ve cinler bu Kur'ân'ın benzerini getirmek üzere toplansalar ve
birbirlerine yardımcı olsalar bile, yine onun bir benzerini meydana
getiremeyeceklerdir."
89- Yemin olsun ki biz bu Kur'ân'da insanlar
için çeşitli misaller vermişizdir. Yine de insanların çoğu inkârlarında ısrar
ederler.
90- Kâfirler şöyle dediler: "Sen, bizim
için yerden suyu kesilmeyen bir kaynak fışkırtmadıkça sana asla
inanmayacağız."
91- "Veyahut hurmalıklardan ve
üzümlüklerden senin bir bahçen olsun da ortasından şarıl şarıl ırmaklar
akıtmalısın."
92- "Yahut söyleyip zannettiğin gibi,
göğü başımıza parça parça düşüresin veya Allah'ı ve melekleri söylediğine şahit
getiresin. "
93- "Yahut altından bir evin olsun, ya
da göğe çıkmalısın. Ona çıktığına da asla inanmayız. Ta ki bize, okuyacağımız
bir kitap indiresin." De ki: "Rabbimi tenzih ederim. Nihayet ben de,
peygamber olan bir insandan başka bir şey değilim."
94- Kendilerine doğru yolu gösteren peygamber
gelince, insanların iman etmelerine engel olan sebep sadece: "Allah bir
insanı mı Peygamber gönderdi?" demeleridir.
95- (Ey Muhammed! Mekkelilere) şöyle de:
"Eğer yeryüzünde huzur
içinde yürüyüp duran melekler olsaydı,
elbette onlara gökten peygamber olarak bir melek indirirdik."
96- De ki: "Benimle sizin aranızda şahit
olarak Allah yeter. Çünkü O, kullarının yaptığından haberdardır, yaptıklarını
çok iyi görendir."
97- Allah kime hidayet verirse, o doğru
yoldadır. Kimi de hidayetten uzak tutarsa, artık bunlar için Allah'tan başka
hiçbir yardımcı bulamazsın. Ve biz, o kâfirleri kıyamet günü kör, dilsiz ve
sağır oldukları halde, yüzleri üstü sürünerek haşredeceğiz. Varacakları yer cehennemdir;
ateşi dindikçe onun ateşini artırırız.
98- Bu onların cezasıdır! Çünkü onlar,
âyetlerimizi inkâr etmişler ve: "Sahi bizler, bir yığın kemik ve ufalanmış
toz olduğumuz zaman mı, yeni bir yaratılışla diriltilmiş olacağız?"
demişlerdir.
99- Onlar, gökleri ve yeri yaratan Allah'ın,
kendilerinin aynı olan insanları yaratmaya da kadir olduğunu görüp bilmediler
mi? Allah onlar için şüphe edilmeyen bir vâde takdir etmiştir. Fakat zalimler,
inkârlarında yine de ısrar ederler.
100- (Ey Muhammed!) De ki: "Eğer siz
Rabbimin rahmet hazinelerine sahip olsaydınız, fakirlik korkusunu yine de elden
bırakmazdınız." Doğrusu insan çok cimridir.
101- Andolsun biz Musa'ya apaçık dokuz mucize
verdik. (Ey Peygamber!) İsrailoğullarına sor, Musa kendilerine geldiğinde
Firavun ona: "Ey Musa! Ben senin büyülenmiş olduğunu sanıyorum"
demişti.
102- Musa dedi ki: "Ey Firavun! Pekâlâ
bilirsin ki, bu mucizeleri, birer ibret olmak üzere, ancak göklerin ve yerin
Rabbi indirdi. Ey Firavun! Ben de seni helak olmuş zannediyorum."
103- Derken Firavun, Musa'yı ve
İsrailoğullarını Mısır'dan sürmek istedi. Biz de onu ve beraberindekilerin
hepsini suda boğduk.
104- Arkasından İsrailoğullarına şöyle dedik:
"Firavun"un sizi çıkarmak istediği arazide siz oturun! Sonra ahiret
vaadi (kıyamet) geldiği vakit, hepinizi toplayıp bir araya getireceğiz."
105- Biz bu Kur'an'ı hak olarak indirdik, O,
bütün hakikatleri içinde toplayarak indi. Ey Peygamber! Biz seni ancak müjdeci
ve uyarıcı olarak gönderdik.
106- Sana Kur'ân'ı verdik ve onu insanlara
sindire sindire okuyasın diye (kısımlara) ayırdık ve biz onu yavaş yavaş
indirdik.
107- Ey Muhammed! De ki: İster ona (Kur'ân'a)
inanın, ister inanmayın; o daha önce kendilerine ilim verilenlere okunduğunda
onlar, yüzleri üstü secdeye kapanırlar.
108- Ve derler ki: Rabbimizi tenzih ederiz.
Şüphesiz ki Rabbimizin vaadi gerçekleşir.
109- Ve ağlayarak yüzleri üstü secdeye
kapanırlar. Hem de bu Kur'ân'ı işitmek onların Allah'a teslimiyetlerini daha da
artırır.
110- (Sen onlara) de ki: İster
"Allah" deyin, ister "Rahmân" deyin, nasıl çağırırsanız
çağırın. En güzel isimler O'nundur. Namazında sesini pek yükseltme, çok da
gizli okuma, orta yolu seç.
111- Ve şöyle de: Hamd o Allah'a ki, hiçbir
çocuk edinmedi, mülkte ortağı yoktur, aciz olmayıp bir yardımcıya da ihtiyacı
yoktur. Tekbir getirerek O'nu noksanlıklardan yücelt de yücelt.


İndeks
AnaSayfa