Artık Kuran-ı Kerim size bir tık uzaklıkta…
İndeks AnaSayfa
ELMALILI MUHAMMED HAMDİ YAZIR MEALİ
28-KASAS:
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
1- Tâ, Sîn, Mîm.
2- Bunlar, apaçık kitabın âyetleridir.
3- İman edecek bir kavim için Musa ile
Firavun'un haberlerinden bir
kısmını sana dosdoğru okuyacağız.
4- Çünkü Firavun, (Mısır) toprağında
gerçekten azmış, halkını parça parça etmişti. Onlardan bir zümreyi güçsüz
buluyor, bunların oğullarını boğazlıyor, kızlarını ise sağ bırakıyordu. Belli
ki o bozgunculardandı.
5- Biz ise istiyorduk ki, o yerde güçsüz
düşürülenlere lütufta bulunalım, onları önderler yapalım, onlara (ötekilerin)
yerini aldıralım.
6- Ve o yerde onları hakim kılalım, Firavun
ile Hâmân ve ordularına, onlardan çekinmekte oldukları şeyi gösterelim.
7- O esnada Musa'nın anasına "Onu emzir,
kendisine zarar geleceğinden kaygılandığında onu denize (Nil nehrine)
bırakıver, hiç korkup kaygılanma, çünkü biz onu tekrar sana vereceğiz ve onu
peygamberlerden biri yapacağız" diye bildirdik.
8- Nihayet Firavun ailesi onu yitik olarak
aldı. Çünkü o, sonunda kendileri için bir düşman ve bir tasa olacaktı. Şüphesiz
Firavun ile Hâmân ve askerleri yanılıyorlardı.
9- Firavun'un karısı (sepetin içinden çocuk
çıkınca kocasına), "İkimizin de gözü aydın! Onu öldürmeyin, belki bize
faydası dokunur, ya da onu evlad ediniriz" dedi. Halbuki onlar işin sonunu
sezemiyorlardı.
10- Musa'nın anasının yüreği (tasadan) bomboş
kalıverdi. Eğer biz, (vaadimize) inananlardan olması için onun kalbini
pekiştirmemiş olsaydık, neredeyse işi meydana çıkaracaktı.
11- Annesi Musa'nın ablasına, "Onun
izini takip et" dedi. O da, onlar farkına varmadan uzaktan kardeşini
gözetledi.
12- Biz (annesine geri vermezden) daha önce,
onun süt analarının sütünü kabulüne müsade etmedik. Bunun üzerine ablası,
"Size, onun bakımını sizin namınıza üstlenecek, hem de ona iyi davranacak
bir aile göstereyim mi?" dedi.
13- Böylelikle biz onu, gözü aydın olsun, gam
çekmesin ve Allah'ın vaadinin gerçek olduğunu bilsin, diye anasına geri verdik.
Fakat yine de pek çoğu (bunu) bilmezler.
14- Musa yiğitlik çağına girip olgunlaşınca,
biz ona hikmet ve ilim verdik. İşte güzel davrananları biz böyle
mükafatlandırırız.
15- Musa, halkının habersiz olduğu bir sırada
şehre girdi. Orada, biri kendi tarafından diğeri düşman tarafından olan iki
adamı birbirleriyle döğüşür buldu. Kendi tarafı olan, düşmana karşı ondan
yardım diledi. Musa da ötekine bir yumruk indirip onun ölümüne sebep oldu.
"Bu, şeytan işidir. O, gerçekten saptırıcı, apaçık bir düşmandır"
dedi.
16- Musa, "Rabbim! Doğrusu kendimi
ziyana uğrattım. Beni bağışla!" dedi; Allah da, onu bağışladı. Çünkü, çok
bağışlayıcı, çok merhamet edici olan ancak O'dur.
17- Musa, "Rabbim! Bana lutfettiğin
nimetlere andolsun ki, artık suçlulara asla arka olmayacağım" dedi.
18- Şehirde korku içinde, (etrafı)
gözetleyerek sabahladı. Bir de ne görsün, dün kendisinden yardım isteyen kimse
feryad ederek yine ondan imdat istiyor. Musa ona dedi ki: "Doğrusu sen,
besbelli bir azgınsın!"
19- Musa, ikisinin de düşmanı olan adamı
yakalamak isteyince, o adam dedi ki: "Ey Musa! Dün bir cana kıydığın gibi,
bana da mı kıymak istiyorsun? Demek arabuluculardan olmak istemiyor da, bu
yerde ille yaman bir
zorba olmayı arzuluyorsun sen!"
20- Şehrin öbür ucundan bir adam geldi ve
dedi ki: "Ey Musa! İleri gelenler seni öldürmek için hakkında müzakere
ediyorlar. Derhal (buradan) çık! İnan ki ben senin iyiliğini
isteyenlerdenim."
21- Musa korka korka, (etrafı) gözetleyerek
oradan çıktı. "Rabbim! Beni zalimler güruhundan kurtar" dedi.
22- Medyen'e doğru yöneldiğinde: "Umarım
Rabbim beni doğru yola iletir." dedi.
23- Musa, Medyen suyuna varınca, orada
(hayvanlarını) sulayan bir çok insan buldu. Onların gerisinde de (hayvanlarını
suyun olduğu yerden) geri çeken iki kadın gördü. Onlara "Derdiniz
nedir?" dedi. Şöyle cevap verdiler: "Çobanlar sulayıp çekilmeden biz
(onların içine sokulup hayvanlarımızı) sulamayız; babamız da çok yaşlıdır.
"
24- Bunun üzerine Musa, onların davarlarını
suladı. Sonra gölgeye çekildi ve "Rabbim! Doğrusu bana indireceğin her
hayra muhtacım" dedi.
25- Derken, o iki kadından biri utana utana
yürüyerek ona geldi. "Babam, dedi, bizim yerimize (hayvanları) sulamanın
karşılığını ödemek için seni çağırıyor." Musa, ona (Hz. Şuayb'a) gelip
başından geçeni anlatınca o, "korkma, o zalim kavimden kurtuldun"
dedi.
26- (Şuayb'ın) iki kızından biri:
"Babacığım! Onu ücretle (çoban) tut. Çünkü ücretle istihdam edeceğin en
iyi kimse, bu güçlü ve güvenilir adamdır" dedi.
27- (Şuayb) Dedi ki: "Bana sekiz yıl
çalışmana karşılık şu iki kızımdan birini sana nikahlamak istiyorum. Eğer on
yıla tamamlarsan artık o kendinden; yoksa sana ağırlık vermek istemem.
İnşaallah beni iyi kimselerden bulacaksın."
28- Musa şöyle cevap verdi: "Bu seninle
benim aramdadır. Bu iki süreden hangisini doldurursam doldurayım demek ki, bana
karşı husumet yok. Söylediklerimize Allah vekildir."
29- Artık Musa süreyi doldurup ailesiyle yola
çıkınca, Tûr tarafından bir ateş gördü. Ailesine: "Siz (burada) bekleyin;
ben bir ateş gördüm, belki oradan size bir haber, yahut ısınmanız için o
ateşten bir parça getiririm" dedi.
30- Oraya gelince, o mübarek yerdeki vâdinin
sağ kıyısından, (oradaki) ağaç tarafından kendisine şöyle seslenildi: "Ey
Musa! Bil ki ben, bütün âlemlerin Rabbi olan Allah'ım."
31- Ve "Asânı at!" denildi. Musa
(attığı) asâyı yılan gibi debrenir görünce, dönüp arkasına bakmadan kaçtı.
"Ey Musa! Beri gel, korkma. Çünkü sen emniyette olanlardansın."
(buyuruldu.)
32- "Elini koynuna sok, kusursuz
bembeyaz çıkacaktır. Korkudan (açılan) kollarını kendine çek. İşte bu ikisi
Firavun ve onun adamlarına karşı Rabbin tarafından iki kesin delildir. Çünkü
onlar, yoldan çıkan bir kavim olmuşlardır." (diye seslenildi)
33- Musa dedi ki: "Rabbim! Ben onlardan
birini öldürmüştüm, beni öldürmelerinden korkuyorum."
34- "Kardeşim Harun'un dili benimkinden
daha düzgündür. Onu da beni doğrulayan bir yardımcı olarak benimle birlikte
gönder. Zira bana yalancılık ithamında bulunmalarından endişe ediyorum."
35- Allah buyurdu: "Seni kardeşinle
destekliyeceğiz ve size öyle bir kudret vereceğiz ki, âyetlerimiz sayesinde
onlar size erişemeyecekler. Siz ve size tabi olanlar üstün geleceksiniz."
36- Musa onlara apaçık âyetlerimizi getirince,
"Bu, olsa olsa uydurulmuş bir sihirdir. Biz önceki atalarımızdan böylesini
işitmemiştik" dediler.
37- Musa şöyle dedi: "Rabbim, kendi
katından kimin hidayet rehberi getirdiğini ve hayırlı akibetin kime nasip
olacağını en iyi bilendir. Muhakkak ki zalimler, kurtuluşa eremezler."
38 - Firavun: "Ey ileri gelenler! Sizin
için benden başka bir ilâh tanımıyorum. Ey Hâmân, haydi benim için çamur
üzerine ateş yak (ve tuğla imal et), bana bir kule yap ki, Musa'nın ilâhına
çıkayım; ama sanıyorum, o mutlaka yalan söyleyenlerdendir." dedi.
39- O ve askerleri, yeryüzünde haksız yere
büyüklük tasladılar ve gerçekten bize döndürülmeyeceklerini sandılar.
40- Biz de onu ve askerlerini yakalayıp
denize atıverdik. Bir bak, zalimlerin sonu nice oldu!
41- Onları ateşe çağıran öncüler kıldık.
Kıyamet günü onlar yardım görmeyeceklerdir.
42- Bu dünyada arkalarına lanet taktık.
Onlar, kıyamet gününde de kötülenmişler arasındadır.
43- Andolsun ki biz, ilk nesilleri yok
ettikten sonra Musa'ya olur ki düşünür, öğüt alırlar diye, insanlar için apaçık
deliller, hidayet rehberi ve rahmet olarak o Kitab'ı (Tevrat'ı) vermişizdir.
44- (Resulüm!) Musa'ya emrimizi vahyettiğimiz
sırada sen batı yönünde bulunmuyordun ve (o hadiseyi) görenlerden değildin.
45- Bilakis biz (o zamandan senin zamanına
kadar) nice nesiller var ettik de, onların üzerinden uzun zamanlar geçti. Sen
onlara âyetlerimizi okuyarak, Medyen halkı arasında bulunanlardan da değildin;
aksine biz (başka) peygamber göndermiştik.
46- (Musa'ya) seslendiğimiz zaman da, Tûr'un
yanında değildin. Bilakis senden önce kendilerine uyarıcı (peygamber) gelmeyen
bir kavmi uyarman için Rabbinden bir rahmet olarak (orada geçenleri sana
bildirdik), ola ki onlar düşünüp öğüt alırlar.
47- Bizzat kendi yaptıklarından dolayı
başlarına bir musibet geldiğinde, "Rabbimiz! Ne olurdu bize bir peygamber
gönderseydin de, âyetlerine uysak ve müminlerden olsaydık" diyecek
olmasalardı (seni göndermezdik).
48- Fakat onlara tarafımızdan o hak
(peygamber) gelince, "Musa'ya verilen (mucizeler) gibi ona da verilmeli değil
miydi?" dediler. Peki daha önce Musa'ya verileni de inkâr etmemişler
miydi? "Birbirini destekleyen iki sihir" demişler ve şunu
söylemişlerdi: "Doğrusu biz hiçbirine inanmıyoruz."
49- (Resulüm!) De ki: "Eğer doğru
sözlüler iseniz, Allah katından bu ikisinden (bana ve Musa'ya inen kitaplardan)
daha doğru bir kitap getirin de ben ona uyayım!"
50- Eğer sana cevap vermezlerse, bil ki
onlar, sırf heveslerine uymaktadırlar. Allah'tan bir yol gösterici olmaksızın
kendi hevesine uyandan daha sapık kim olabilir? Elbette Allah zalim kavmi doğru
yola iletmez.
51- Andolsun ki biz, düşünüp öğüt alsınlar
diye, sözü (vahyi) birbiri ardınca ulamışızdır.
52- Ondan (Kur'ân'dan) önce kendilerine kitap
verdiklerimiz, ona da iman ederler.
53- Onlara (Kur'ân) okunduğu zaman "O'na
iman ettik. Çünkü o, Rabbimizden gelmiş hakikattir. Esasen biz daha önce de
müslüman idik" derler.
54- İşte onlara, sabretmelerinden ötürü
mükafatları iki defa verilecektir. Bunlar kötülüğü iyilikle savarlar,
kendilerine verdiğimiz rızıktan da Allah rızası için harcarlar.
55- Onlar, boş söz işittikleri zaman, ondan
yüz çevirirler ve "Bizim işlerimiz bize, sizin işleriniz size. Size selam
olsun. Biz kendini bilmezleri istemeyiz" derler.
56- (Resulüm!) Sen sevdiğini hidayete
eriştiremezsin; bilakis, Allah dilediğine hidayet verir ve hidayete girecek
olanları en iyi O bilir.
57- "Biz seninle beraber doğru yola
uyarsak, yurdumuzdan atılırız" dediler. Biz onları, kendi katımızdan bir
rızık olarak her şeyin ürünlerinin toplanıp getirildiği, güvenli, dokunulmaz
bir yere (Mekke-i Mükerreme'ye) yerleştirmedik mi? Fakat onların çoğu
bilmezler.
58- Biz, maişetleriyle şımarmış nice
memleketi helak etmişizdir. İşte yerleri! Kendilerinden sonra oralarda pek az
oturulabilmiştir. Onlara biz varis olmuşuzdur.
59- Rabbin, kendilerine âyetlerimizi okuyan
bir peygamberi memleketlerin ana merkezlerine göndermedikçe, memleketleri helâk
edici değildir. Zaten biz, ancak halkı zalim olan memleketleri helâk etmişizdir.
60- Size verilen şeyler, dünya hayatının
geçim vasıtası ve debdebesidir. Allah katında olanlar ise, daha hayırlı ve daha
kalıcıdır. Hâlâ buna aklınız ermeyecek mi?
61- Şu halde, kendisine güzel bir vaadde
bulunduğumuz, ardından ona kavuşan kimse, (sırf) dünya hayatının geçici zevkini
yaşattığımız ve sonra kıyamet gününde (azab için) huzurumuza getirilenler
arasında bulunan kimse gibi midir?
62- O gün Allah onları çağırarak, "Benim
ortaklarım olduklarını iddia ettikleriniz, hani nerede?" diyecektir.
63- (O gün) haklarında azaba itilme, hükmü
gerçekleşen kimseler, "Rabbimiz! Biz nasıl azmışsak, işte bu azmışları da
öylece azdırdık. (Onların suçlarından) beri olduğumuzu sana arzederiz. Zaten
onlar aslında bizlere tapmıyorlardı." derler.
64- "(Allah'a koştuğunuz) ortaklarınızı
çağırın!" denir, onlar da çağırırlar; fakat kendilerine cevap vermezler ve
(karşılarında) azabı görürler. Ne olurdu (dünyada iken) doğru yola girselerdi!
65- O gün Allah onları çağırıp
"Peygamberlere ne cevap verdiniz?" diyecektir.
66- İşte o gün onlara bütün haberler
kapkaranlık olmuştur; onlar birbirlerine de soramayacaklardır.
67- Fakat tevbe ederek, iman edip iyi işler
yapan kimseye gelince, o, kurtuluşa erenler arasında olmayı umabilir.
68- Rabbin, dilediğini yaratır ve seçer. Onların
seçim hakkı yoktur. Allah, onların ortak koştuklarından münezzehtir ve şanı
yücedir.
69- Rabbin, onların, sinelerinde
gizlediklerini de, açığa vurduklarını da bilir.
70- İşte O, Allah'tır. O'ndan başka tanrı
yoktur. Önünde de, sonunda da hamd O'nundur, hüküm O'nundur. Ve ancak O'na
döndürüleceksiniz.
71- (Resulüm!) De ki: "Düşündünüz mü
hiç, eğer Allah üzerinizde geceyi tâ kıyamet gününe kadar aralıksız devam
ettirse, Allah'tan başka size ışık getirecek tanrı kimdir? Hâlâ işitmeyecek
misiniz?"
72- De ki: "Haber verin bakayım, eğer
Allah üzerinizde gündüzü ta kıyamet gününe kadar aralıksız devam ettirse,
Allah'tan başka, istirahat edeceğiniz geceyi size getirecek tanrı kimdir? Hâlâ
görmeyecek misiniz?"
73- Rahmetinden dolayı, Allah, geceyi ve
gündüzü yarattı ki geceleyin dinlenesiniz (gündüzün) ise O'nun lütuf ve
kereminden (rızkınızı) arayasınız. Umulur ki şükredersiniz.
74- Ve hele o gün Allah onları çağırarak:
"Benim ortaklarım olduklarını iddia ettikleriniz hani, nerede?"
diyecektir.
75- (O gün) her ümmetten bir şahit çıkarır,
"Haydin, kesin delilinizi getirin!" deriz. O zaman bilirler ki,
hakikat Allah'a aittir ve uydurageldikleri şeyler (putlar) de kendilerinden
ayrılıp kaybolmuşlardır.
76- Karun, Musa'nın kavminden idi de, onlara
karşı azgınlık etmişti. Biz ona öyle hazineler vermiştik ki, anahtarlarını
güçlü kuvvetli bir topluluk zor taşırdı. Kavmi ona demişti ki: "Şımarma!
Bil ki Allah şımarıkları sevmez."
77- "Allah'ın sana verdiğinden (O'nun
yolunda harcayarak) ahiret
yurdunu gözet, ama dünyadan da nasibini
unutma! Allah'ın sana ihsan ettiği gibi, sen de (insanlara) iyilik et.
Yeryüzünde bozgunculuğu arzulama. Şüphesiz ki Allah, bozguncuları sevmez."
77- "Allah'ın sana verdiğinden (O'nun
yolunda harcayarak) ahiret
yurdunu gözet, ama dünyadan da nasibini
unutma! Allah'ın sana ihsan ettiği gibi, sen de (insanlara) iyilik et.
Yeryüzünde bozgunculuğu arzulama. Şüphesiz ki Allah, bozguncuları sevmez."
78- Karun ise: "O (servet) bana ancak
kendimdeki bilgi sayesinde verildi." demiştir. Bilmiyor muydu ki Allah,
kendinden önceki nesillerden, ondan daha güçlü, ondan daha çok taraftarı olan
kimseleri helak etmişti. Günahkarlardan günahları sorulmaz (Allah onların
hepsini bilir).
79- Derken Karun, ihtişam içinde kavminin
karşısına çıktı. Dünya hayatını arzulayanlar, "Keşke Karun'a verilenin
benzeri bizim de olsaydı. Hakikat şu ki o, çok büyük devlet sahibidir"
dediler.
80- Kendilerine ilim verilmiş olanlar ise,
şöyle dediler: "Yazıklar olsun size! İman edip iyi işler yapanlara göre
Allah'ın mükafatı daha üstündür. Ona da ancak sabredenler kavuşabilir."
81- Derken biz onu da, sarayını da yerin
dibine geçirdik. Artık Allah'a karşı kendisine yardım edecek taraftarları
olmadığı gibi, o, kendini savunup kurtarabilecek kimselerden de değildi.
82- Daha dün onun yerinde olmayı isteyenler
de: "Demek ki Allah kullarından dilediğine rızkı çok da, az da verir.
Şayet Allah bize lütufta bulunmuş olmasaydı, bizi de yerin dibine geçirirdi.
Demek ki inkârcılar iflah olmazmış" demeye başladılar.
83- İşte ahiret yurdu! Biz onu yeryüzünde
böbürlenmeyi ve bozgunculuğu arzulamayan kimselere veririz. (En güzel) akıbet,
takva sahiplerinindir.
84- Kim bir iyilik getirirse ona ondan daha
üstün karşılık vardır. Kim bir kötülük getirirse, o kötülükleri işleyenler, ancak
yaptıkları kadar ceza görürler.
85- (Resulüm!) Kur'ân'ı (okumayı, tebliğ
etmeyi ve ona uymayı) sana farz kılan Allah, elbette seni (yine) dönülecek yere
döndürecektir. De ki: "Rabbim, kimin hidayetle geldiğini ve kimin apaçık
bir sapıklık içinde olduğunu en iyi bilendir."
86- Sen, bu kitabın sana vahyolunacağını
ummuyordun. Bu ancak Rabbinden bir rahmettir. O halde sakın kâfirlere arka
çıkma!
87- Allah'ın âyetleri sana indirildikten
sonra, artık sakın onlar seni bu âyetlerden alıkoymasınlar. Rabbine davet et.
Asla müşriklerden olma!
88- Allah ile birlikte başka bir tanrıya
tapıp yalvarma! O'ndan başka tanrı yoktur. O'nun zatından başka her şey helak
olacaktır. Hüküm O'nundur ve siz ancak O'na döndürüleceksiniz.


İndeks
AnaSayfa