Artık Kuran-ı Kerim size bir tık uzaklıkta…
İndeks AnaSayfa
ELMALILI MUHAMMED HAMDİ YAZIR MEALİ
18-KEHF:
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
1- Hamd, o Allah'a mahsustur ki kulu
(Muhammed'e) kitabı indirdi ve ona hiçbir eğrilik koymadı.
2- Onu dosdoğru (bir kitap) olarak (indirdi)
ki katından gelecek şiddetli azaba karşı (insanları) uyarsın ve yararlı işler
yapan müminlere kendileri için güzel bir mükafat bulunduğunu müjdelesin.
3- Onlar orada sürekli kalacaklardır.
4- Ve "Allah çocuk edindi"
diyenleri de uyarsın.
5- Bu hususta ne kendilerinin, ne de
atalarının hiçbir bilgisi yoktur. Ağızlarından çıkan söz ne büyük bir
iftiradır. Onlar, yalandan başka bir şey söylemiyorlar.
6- (Ey Muhammed!) Demek onlar, bu söze
(kitaba) inanmazlarsa, onların peşinde üzüle üzüle kendini helak edeceksin!
7- Biz yeryüzündeki şeyleri kendisine süs
olsun diye yarattık ki, insanların hangisinin daha güzel amel edeceğini
deneyelim.
8- Şüphesiz biz, yeryüzünde olanları kupkuru
bir toprak yapacağız.
9- Yoksa sen Ashab-ı Kehf'i ve Rakim'i
(isimlerinin yazılı bulunduğu taş kitabeyi) şaşılacak âyetlerimizden mi sandın?
10- O gençler mağaraya sığınınca şöyle
dediler: "Rabbimiz! Bize katından bir rahmet ver ve bizim için şu
işimizden bir kurtuluş yolu hazırla."
11- Bunun üzerine biz de kulaklarını
tıkayarak mağarada onları yıllarca uyuttuk.
12- Sonra da iki gruptan hangisinin, onların
mağarada kaldıkları süreyi daha iyi hesapladığını anlamak için, onları tekrar
uyandırdık.
13- Biz sana onların kıssalarını gerçek
olarak anlatacağız. Hakikaten onlar, Rablerine iman eden birkaç genç idi. Biz
de onların hidayetlerini artırdık.
14- (Oranın hükümdarı karşısında) ayağa
kalkarak dediler ki: "Bizim Rabbimiz, göklerin ve yerin Rabbidir. Biz,
O'ndan başkasına ilâh deyip tapmayız, yoksa saçma sapan konuşmuş oluruz.
15- Şu bizim kavmimiz, Allah'tan başka ilâh
edindiler. Onların ilâh olduğuna dair açık bir delil getirselerdi ya! Allah'a
karşı yalan uydurandan daha zalim kim olabilir?
16- (İçlerinden biri şöyle demişti:)
"Mademki siz, onlardan ve Allah'tan başka taptıkları putlardan ayrıldınız,
o halde mağaraya sığının ki, Rabbiniz rahmetinden size genişlik versin ve
işinizi rast getirip kolaylaştırsın."
17- Ey Muhammed! Baksaydın güneşin doğduğu
zaman mağaranın sağ tarafına yöneldiğini, batarken de sol taraftan onları
makaslayıp geçtiğini görürdün. Onlar, mağaranın geniş bir yerinde idiler. İşte
bu Allah'ın mucizelerindendir. Allah kime hidayet ederse, işte o, hakka
ulaşmıştır; kimi de hidayetten mahrum ederse, artık ona doğru yolu gösterecek
bir dost bulamazsın.
18- Bir de onları mağarada görseydin uyanık
sanırdın. Halbuki onlar uykudadırlar. Biz onları sağa sola çevirirdik.
Köpekleri de girişte ön ayaklarını
ileri doğru uzatmıştı. Eğer onları görseydin,
arkana bakmadan kaçardın ve için korku ile dolardı.
19- Onları bir mucize olarak uyuttuğumuz
gibi, birbirlerine sorsunlar diye kendilerini uyandırdık da içlerinden bir
sözcü şöyle dedi: "Ne kadar durup kaldınız?" (Kimi) "Bir gün ya
da günün bir parçası kadar kaldık" dediler. (Kimi de) şöyle dediler:
"Ne kadar durduğunuzu, Rabbiniz daha iyi bilir. Şimdi siz birinizi, bu
gümüş paranızla şehre gönderin de baksın, hangi yiyecek daha temiz ise, ondan
size azık getirsin. Hem çok dikkatli davransın ve sizi kimseye
sezdirmesin."
20- "Çünkü şehir halkı, sizi ellerine
geçirirlerse muhakkak sizi taşlayarak öldürürler veya kendi dinlerine
çevirirler ki, o zaman siz dünyada da ahirette de asla kurtuluşa
eremezsiniz."
21- Böylece insanları onlardan haberdar
kıldık ki, öldükten sonra dirilmenin hak olduğunu ve kıyamet gününden şüphe
edilemeyeceğini bildirmek için, öylece şehir halkına buldurduk. Onları mağarada
bulanlar, aralarında durumlarını tartışıyorlardı. Dediler ki: "Üstlerine
bir bina (kilise) yapın. Bununla beraber Rableri, onları daha iyi bilir."
Sözlerinde üstün gelen müminler: "Üzerlerine muhakkak bir mescid
yapacağız." dediler.
22- Ashab-ı Kehf'in sayılarında ihtilaf
edenlerden bazıları: Onlar, üç kişidir, dördüncüleri köpekleridir"
diyecekler. Diğer bazıları da "Onlar, beş kişidir, altıncıları
köpekleridir " diyecekler. Her ikisi de bilinmeyen hakkında tahmin yürütmektir.
(kimileri de:) "Onlar, yedi kişidir; sekizincisi köpekleridir"
derler. De ki: "Onların sayılarını Rabbim daha iyi bilir." Onları
ancak pek azı bilir, Bu sebeple onlar hakkında bu bildirilenler dışında bir
münakaşaya girişme ve bunlar hakkında hiç kimseye de bir şey sorma!
23- Hiçbir şey için, Allah'ın dilemesi
dışında: "Ben yarın onu yapacağım deme"
24- Ancak Allah dilerse (yapacağım de). Ve
unuttuğun vakit Allah'ı an ve "Umarım Rabbim beni, doğruya daha yakın
olana eriştirir." de.
25- Onlar, mağaralarında üçyüz yıl kadar
kaldılar ve dokuz yıl da buna ilave etmişlerdir.
26- De ki: "Onların ne kadar
kaldıklarını Allah daha iyi bilir." Göklerin ve yerin gaybı O'na aittir. O
ne güzel görendir! O ne mükemmel işitendir! Onların, O'ndan başka bir
yardımcısı yoktur. O, kendi hükümranlığına kimseyi ortak etmez.
27- Rabbinin kitabından sana vahyolunanı oku!
Onun sözlerini değiştirecek kimse yoktur. Ve O'ndan başka bir sığınılacak da
bulamazsın.
28- Nefsince de, sabah akşam rızasını
isteyerek Rablerine yalvaranlarla beraber candan sabret. Sen dünya hayatının
süsünü isteyerek onlardan gözlerini ayırma. Kalbini, bizi anmaktan gafil
kıldığımız, nefsinin kötü arzusuna uymuş ve işi hep aşırılık olan kimseye uyma.
29- Ve de ki: O hak Rabbimizdendir. Artık
dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin. Çünkü biz zalimler için öyle bir ateş
hazırlamışız ki, duvarları, çepeçevre onları içine alacaktır. Eğer feryad edip
yardım isteseler, erimiş maden gibi yüzleri haşlayan bir su ile cevap verilir.
O ne kötü bir içecek ve ne kötü bir dayanma yeri!
30- İman edip de güzel davranışlarda
bulunanlar var ya, şüphe yok ki biz öyle güzel işler yapanların mükafatını zayi
etmeyiz.
31- İşte onlara Adn cennetleri vardır; altlarından
ırmaklar akar, orada altın bileziklerle süslenecekler, ince ve kalın ipekliden
yeşil elbiseler giyerek koltuklar üzerine dayanıp kurulacaklar. O ne güzel
karşılık ve ne güzel kalma yeri!
32- Onlara, şu iki adamı misal olarak anlat:
Biz bunlardan birine her türlü üzümden iki bağ vermişiz, her ikisinin etrafını
hurmalarla donatmışız, aralarında da bir ekinlik yapmışız.
33- İki bağın ikisi de yemişlerini vermiş,
hiçbir şey noksan bırakmamış, ikisinin ortasından bir de nehir akıtmışız.
34- İki bağın sahibinin ayrıca başka geliri
vardı. Bundan dolayı bu adam arkadaşıyla münakaşa ederken: "Ben malca
senden daha zengin ve insan sayısı bakımından da senden daha güçlü ve
üstünüm" dedi.
35- Adam, bu şekilde kendine zulmederek
bağına girdi ve şöyle dedi: "Bunun hiç yok olacağını sanmıyorum"
36- "Kıyametin kopacağını da zannetmem.
Şayet Rabbimin huzuruna götürürlürsem, muhakkak orada bundan daha hayırlı bir
sonuç bulurum".
37- Bunun üzerine kendisiyle münakaşa eden
arkadaşı da ona şöyle dedi: "Seni topraktan, sonra seni bir damla sudan
yaratan, daha sonra da seni insan haline getireni mi inkar ediyorsun?
38- "Fakat ben iman ederek diyorum ki: O
Allah, benim Rabbimdir, ben Rabbime kimseyi ortak koşmam."
39- "Kendi bağına girdiğin zaman:
"Bu Allah'dandır, benim kuvvetimle değil, Allah'ın kuvveti ile olmuştur,
deseydin ya! Her ne kadar beni, malca ve evlatça kendinden az görüyorsan
da."
40- Belki Rabbim, bana, senin bağından daha
hayırlısını verir; senin bağına ise gökten yıldırımlar gönderir de, bağın
yalçın bir toprak haline gelir."
41- "Yahut, bağının suyu yerin dibine
çekilir de bir daha suyunu çıkarıp bağını sulayamazsın."
42- Derken serveti yok edildi. Bunun üzerine
bağına yaptığı masraflara karşı ellerini oğuşturmaya başladı. Bağ, çardakları
üzerine yıkılmış kalmıştı, "Ah Keşke Rabbime hiçbir şeyi ortak
koşmasaydım" diyordu.
43- Onun Allah'tan başka yardım edecek
adamları yoktur ve Allah'a karşı kendi nefsini de kurtaramadı.
44- İşte burada yardım, yalnız hak olan
Allah'a aittir. O'nun verdiği mükâfat da daha hayırlıdır, netice de daha
hayırlıdır.
45- Ey Muhammed! Sen onlara dünya hayatının
misalini ver. Dünya hayatı, gökten indirdiğimiz bir su gibidir ki, bu su
sayesinde yeryüzünün bitkileri (her renk ve çiçekten) birbirine karışmış,
nihayet bir çöp kırıntısı olmuştur. Rüzgarlar onu savurur gider. Allah her şeye
muktedirdir.
46- Mal ve oğullar, dünya hayatının süsüdür.
Bakî kalacak olan iyi ameller ise, Rabbinin katında, sevabca da hayırlıdır,
ümid yönünden de daha hayırlıdır.
47- O kıyamet gününü hatırla ki, dağları
yürüteceğiz ve yeryüzünü çırılçıplak göreceksin. Bütün insanları, mahşerde
toplayacağız hiçbir kimseyi bırakmayacağız.
48- Onlar, saf halinde Rabbine arz
edilmişlerdir. Allah, onlara şöyle diyecektir: "Şüphesiz sizi ilk önce
yarattığımız gibi bize geldiniz. Fakat, size kıyamet için yaptığımız vaadi
yerine getirmeyeceğimizi sanmıştınız, değil mi?
49- O gün herkesin amel defteri ortaya
konulmuştur. Ey Muhammed! Günahkârların, amel defterlerinden korkarak:
"Eyvah bize! Bu nasıl deftermiş ki, büyük küçük hiçbir şey bırakmadan
hepsini saymış dökmüş" dediklerini görürsün. Onlar, bütün yaptıklarını
hazır bulmuşlardır. Senin Rabbin hiç kimseye zulmetmez.
50- Yine o vakti hatırla ki biz, meleklere:
"Âdem'e secde edin!" demiştik. İblis hariç olmak üzere onlar hemen secde
ettiler. İblis cinlerdendi, Rabbinin emrinden dışarı çıktı. Şimdi siz beni
bırakıp da İblis'i ve soyunu dostlar mı ediniyorsunuz? Halbuki onlar sizin
düşmanınızdır. Zalimler için bu ne kötü bir değişmedir.
51- Ben, onları (İblis ve soyunu) ne göklerin
ve yerin yaratılışında, ne de kendilerinin yaratılışında şahit tutmadım ve
hiçbir zaman doğru yoldan çıkanları yardımcı edinmiş değilim.
52- Ve o (kıyamet) günü Allah kâfirlere şöyle
buyuracak: "Ortaklarım ve şefaatçılarınız diye zannettiğiniz putlarınızı
çağırın." Müşrikler onları çağırırlar, fakat kendilerine cevap vermezler.
Biz, kâfirlerle ilâhları arasına ateşten bir engel koymuşuzdur.
53- Günahkârlar ateşi görmüşler de artık ona
düşeceklerini anlamışlardır. Fakat ondan kaçıp sığınacak bir yer bulamazlar.
54- Şüphesiz biz, bu Kur'ân'da insanlara
çeşitli mânâları türlü misallerle açık olarak verdik. İnsan ise, her şeyden çok
mücadelecidir.
55- Kendilerine doğru yolu gösteren peygamber
geldiğinde insanları, iman etmekten ve Rabblerinden günahlarının mağfiretini
istemekten alıkoyan şey sadece geçmiş milletlerin başlarına gelen felaketlerin
kendilerine
de gelmesini veya ahiret azabının ansızın göz
göre göre gelip çatmasını beklemek olmuştur.
56- Halbuki biz peygamberleri ancak
müjdeciler ve uyarıcılar olarak göndeririz. Kâfir olanlar ise hakkı, batılla
ortadan kaldırmak için mücadele ediyorlar. Onlar, âyetlerimizi ve
korkutuldukları azabı da alaya almışlardır.
57- Rabbinin âyetleriyle nasihat edilip de
onlardan yüz çeviren ve daha önce işlediği günahları unutandan daha zalim kim
olabilir? Biz onların kalbleri üzerine (Kur'ân'ı) anlamalarına engel olan bir
ağırlık, kulaklarına da sağırlık verdik. Ey Muhammed! Sen onları doğru yola
çağırsan da onlar asla hidayete ermezler.
58- Bununla beraber rahmet sahibi olan Rabbin
çok bağışlayıcıdır, tevbe eden kullarına rahmeti boldur. Eğer Allah,
işledikleri günahlar yüzünden onları hemen cezalandıracak olsaydı, onlara hemen
azab ederdi. Fakat onlara vaad edilen bir zaman vardır ki, o geldiğinde
Allah'ın azabından bir kurtuluş yeri bulamazlar.
59- İşte zulmettikleri için helak ettiğimiz
şehirler! Biz onların helâkleri için de belirli bir zaman tayin etmiştik.
60- Ey Muhammed! Bir vakit Musa genç adamına
demişti ki: "İki denizin birleştiği yere ulaşıncaya kadar gideceğim, yahut
senelerce gideceğim."
61- Bunun üzerine ikisi de iki denizin
birleştiği yere vardıklarında balıklarını unuttular. Bu arada balık, denizde
yolunu bulup kaybolmuştu.
62- İki denizin birleştiği yeri geçtikleri
zaman, Musa genç arkadaşına: "Kuşluk yemeğimizi getir. Gerçekten biz bu
yolculuğumuzda epey yorulduk" dedi.
63- Adam: "Gördün mü! dedi. Kayaya
sığındığımız vakit doğrusu ben balığı unutmuşum. Onu hatırlamamı, muhakkak
şeytan bana unutturdu. O denizde garip bir yol tutup gitmişti."
64- Musa da demişti ki: "İşte aradığımız
o idi." Bunun üzerine izlerine dönüp gerisin geri gittiler.
65- Nihayet kullarımızdan bir kul buldular
ki, biz ona katımızdan bir rahmet vermiş ve tarafımızdan bir ilim öğretmiştik.
66- Musa ona: "Allah'ın sana öğrettiği
ilim ve hikmetten bana da öğretmen için sana tabi olabilir miyim?" dedi.
67- (Hızır) dedi ki: "Doğrusu sen
benimle asla sabredemezsin.
68- "İçyüzünü kavrayamadığın şeye nasıl
sabredeceksin?"
69- Musa: "İnşaallah beni sabırlı
bulacaksın ve senin hiçbir işine karşı gelmeyeceğim" dedi.
70- (Hızır) dedi ki: "O halde bana tabi
olacaksın; ben sana sırrını anlatmadıkça, hiçbir şey hakkında bana soru
sorma!"
71- Bunun üzerine ikisi beraber yürüdüler.
Nihayet gemiye bindikleri zaman, o kul (Hızır) gemiyi deldi. Musa, ona şöyle
dedi: "Geminin içindekileri boğmak için mi deldin? Doğrusu çok kötü bir iş
yaptın."
72- (Hızır:) "Sen benimle asla
sabredemezsin, demedim mi?" dedi.
73- Musa dedi ki: "Unuttuğum şeyden
dolayı beni suçlama ve bu işimden dolayı bana bir güçlük çıkarma."
74- Yine gittiler. Nihayet bir erkek çocuğa
rastladıklarında Hızır hemen onu öldürdü. Musa: "Kısas olmadan masum bir
cana nasıl kıyarsın? Doğrusu sen çok fena bir şey yaptın" dedi.
75- Hızır dedi ki: "Doğrusu sen benimle
asla sabredemezsin demedim mi sana?"
76- (Musa) dedi ki: "Eğer bundan sonra
sana bir şey sorarsam bana arkadaş olma! Hakikaten benim tarafımdan ileri
sürülebilecek son mazerete ulaştın.
77- Bunun üzerine yine yürüdüler. Nihayet bir
köy halkına varıp onlardan yemek istediler. Ancak köy halkı onları misafir
etmekten kaçındılar. Derken orada yıkılmak üzere olan bir duvar buldular. Hızır
hemen onu doğrulttu. Musa: "İsteseydin elbet buna karşı bir ücret
alırdın" dedi.
78- Hızır dedi ki: "İşte bu, seninle
benim aramızın ayrılmasıdır. Şimdi sana o sabredemediğin şeylerin içyüzünü
haber vereceğim."
79- "Gemi, denizde çalışan bir kaç
yoksula aitti. Onu kusurlu kılmak istedim, çünkü onların ilerisinde her sağlam
gemiye zorla el koyan bir hükümdar vardı."
80- "Oğlana gelince, onun ana-babası
mümin kimselerdi. Çocuğun onları azgınlık ve inkâra sürüklemesinden
korktuk."
81- "İstedik ki Rabbleri onun yerine
kendilerine ondan temizlikçe daha hayırlı ve daha çok merhamet eden birini
versin."
82- "Duvar ise, o şehirde iki yetim
oğlana ait idi. Duvarın altında onların bir hazinesi vardı. Babaları da iyi bir
kimse idi. Onun için Rabbin istedi ki o iki çocuk erginlik çağlarına ersinler
ve Rabbinden bir rahmet olarak hazinelerini çıkarsınlar. Ve ben bunların
hiçbirini kendiliğimden yapmadım. İşte senin sabredemediğin şeylerin içyüzleri
budur."
83- Bir de sana Zülkarneyn'den soruyorlar. De
ki: Size ondan bir hatıra okuyacağım.
84- Gerçekten biz onu (Zülkarneyn'i)
yeryüzünde iktidar sahibi yaptık ve ona ulaşmak istediği her şeyi elde
etmesinin bir yolunu verdik.
85- Derken o da bu yollardan birini tutup
gitti.
86- Nihayet güneşin battığı yere vardığı
zaman, güneşi, (sanki) kara bir balçıkta batıyor buldu. Bir de bunun yanında
bir kavim buldu. Biz ona dedik ki: "Ey Zülkarneyn! Onları ya
cezalandırırsın veya onların hakkında iyi davranırsın."
87- O da demişti ki: "Kim haksızlık
ederse muhakkak ona azab edeceğiz; Sonra Rabbine geri döndürülecek, O da onu
görülmemiş bir azabla cezalandırır."
88- "Amma her kim de iman edip iyi bir
iş yaparsa, buna da en güzel mükâfat vardır. Biz ona dünyada kolaylık gösterir
zor işlere koşmayız."
89- Sonra Zülkarneyn yine bir yol tuttu.
91- İşte Zülkarneyn'in kudret ve saltanatı
böyleydi. Ve biz onun yanında olan her şeyi bilgimizle kuşatmıştık.
92- Sonra yine bir yol tuttu.
93- Nihayet iki dağ arasına ulaştığında
onların önünde, hemen hiç söz anlamayan bir kavim bulmuştu.
94- Dediler ki: "Ey Zülkarneyn! Ye'cuc
ve Me'cuc bu yerde fesat çıkarıyorlar. Onun için, bizimle onlar arasında bir
sed yapman şartıyla sana bir vergi versek olur mu?"
95- Dedi ki: "Rabbimin bana vermiş
olduğu servet ve saltanat, sizin vereceğiniz şeyden daha hayırlıdır. Bana maddî
yardımda bulunun da sizinle onların arasına en sağlam seddi yapayım.
96- "Bana, demir kütleleri
getirin." Nihayet dağın iki ucunu denkleştirdiği vakit: "Ateş yakıp
körükleyin" dedi. Demiri bir ateş koru haline getirince. "Bana erimiş
bakır getirin üzerine dökeyim" dedi.
97- Artık Ye'cuc ve Me'cuc bu seti ne
aşabildiler ne de delebildiler.
98- Zülkarneyn dedi ki: "Bu Rabbimin bir
lütfudur. Rabbimin vaadi geldiği vakit de onu dümdüz yapacaktır. Rabbimin vaadi
de haktır.
99- Biz o gün (kıyamet günü) onları
bırakıvermişizdir. Dalgalar halinde birbirlerine girerler, Sûr'a da
üfürülmüştür. Böylece onların hepsini bir araya toplamışızdır.
100- Ve cehennemi o gün kâfirlere öyle bir
göstereceğiz ki!
101- Onlar ki, beni hatırlatan âyetlerimden
gözleri bir örtü içindeydi. İşitmeye de tahammül edemiyorlardı.
102- O kâfirler, beni bırakıp da kullarımı
dostlar edineceklerini mi sandılar? Doğrusu biz cehennemi o kâfirlere bir
konukluk olarak hazırladık.
103- De ki: Amelleri en çok boşa gidenleri
size bildirelim mi?
104- Onların dünya hayatında çalışmaları boşa
gitmiştir. Oysa onlar güzel işler yaptıklarını sanıyorlardı.
105- İşte onlar, Rabblerinin âyetlerini ve
O'nun huzuruna çıkacaklarını inkâr etmişlerdir de bu yüzden iyilik altında
yaptıkları bütün amelleri boşa gitmiştir. Artık kıyamet günü onlar için hiçbir
ölçü tutturmayız.
106- İşte böyle, onların cezaları
cehennemdir. Çünkü inkâr etmişler ve benim âyetlerimi, peygamberlerimi alaya
almışlardır.
107- İman edip salih ameller işleyenlere
gelince, onlar için Firdevs cennetleri konak olmuştur.
108- İçlerinde ebedî olarak kalacaklar,
oradan hiç ayrılmak istemeyeceklerdir.
Bu hatırlatma ve uyarmayı yeterli görmeyip de
daha fazla açıklama isteyenlere karşı ey Muhammed!
109- Deki: "Eğer Rabbimin sözlerini
yazmak için deniz mürekkep olsa, Rabbimin sözleri tükenmeden önce, deniz
muhakkak tükenecekti, bir mislini daha yardımcı getirsek bile."
110- De ki: "Ben de sizin gibi ancak bir
beşerim. Ne var ki, bana ilâhınızın ancak bir ilâh olduğu vahyolunuyor. Onun
için her kim Rabbine kavuşmayı arzu ederse iyi amel işlesin ve Rabbine yaptığı
ibadete hiç kimseyi ortak etmesin."


İndeks
AnaSayfa