Artık Kuran-ı Kerim size bir tık uzaklıkta…
İndeks AnaSayfa
ELMALILI MUHAMMED HAMDİ YAZIR MEALİ
19-MERYEM:
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
1- Kâf, Hâ, Yâ, Ayn, Sâd.
2- Bu, Rabbinin, kulu Zekeriyya'ya olan
rahmetini anmadır.
3- Bir zamanlar o, Rabbine gizlice (içinden)
yalvarmıştı.
4- Şöyle demişti: "Ey Rabbim! Şüphesiz
(artık öyle bir durumdayım ki) benim kemiğim zayıflayıp gevşedi ve başım(ın
saçı) bembeyaz alev gibi tutuştu. Sana dua etmekle de ey Rabbim, hiçbir zaman
bedbaht olmadım."
5- "Gerçekten ben, arkamdan yerime
geçecek varislerden endişedeyim. Karım da kısır bulunuyor. Onun için katından
bana bir çocuk ihsan et."
6- "Ki bana da mirasçı olsun, Yakub
ailesine de mirascı olsun. Rabbim, onu sen rızana kavuştur."
7- (Allah şöyle buyurdu): "Ey Zekeriyya!
Şüphesiz biz sana Yahya isminde bir oğlanı müjdeliyoruz. Bundan önce ona hiçbir
adaş yapmadık."
8- Zekeriyya: "Rabbim! Karım kısır, ben
de son derece kocamışken nasıl oğlum olabilir?" dedi.
9- (Allah yahut Cebrail ona şöyle) dedi:
"Dediğin gibidir, (fakat) Rabbin buyurdu ki, bu işi yapmak bana kolaydır.
Nitekim bundan önce seni yarattım. Halbuki sen hiçbir şey değildin."
10- Zekeriyya şöyle dedi: "Rabbim! Bana
alâmet ver." Allah: "Senin alâmetin, sapasağlam olduğun halde, üç
gün, üç gece insanlarla konuşamaz hale gelmendir." buyurdu.
11- Nihayet (birgün konuşamayınca) mihrabdan
kavmine karşı çıktı da onlara "Sabah ve akşam (Rabbinizi) tesbih
edin" diye işaret etti.
12- "Ey Yahya! Kitaba kuvvetle
sarıl" (dedik) ve daha çocukken ona hikmet verdik.
13- Hem de katımızdan bir merhamet ve
(günahlardan) paklık verdik, o çok takva sahibi idi.
14- Anne ve babasına karşı iyi davranan bir
kimse idi, zorba ve isyankâr değildi.
15- Doğduğu gün, öleceği gün ve dirileceği
gün ona selam olsun.
16- (Ey Muhammed!) Kur'ân'daki Meryem
kıssasını da an (insanlara anlat). Hani o, ailesinden ayrılarak (evinin veya
mescidin) doğu tarafında bir yere çekilmişti.
17- Sonra ailesiyle kendisi arasına bir perde
koymuştu. Biz ona meleğimiz (Cebrail)i gönderdik de ona tam bir insan şeklinde
göründü.
18- Meryem: "Ben senden Rahmân (olan
Allah) a sığınırım. Eğer Allah'dan korkuyorsan (dokunma bana)" dedi.
19- Melek: "Ben, sana temiz bir oğlan
bağışlamak için, Rabbinin gönderdiği bir elçiyim" dedi.
20- Meryem: "Benim nasıl çocuğum
olabilir? Bana hiçbir insan dokunmamıştır. Ben iffetsiz de değilim" dedi.
21- Melek: "Bu, dediğin gibidir. Ancak
Rabbin buyurdu ki: Bu (babasız çocuk vermek), bana pek kolaydır. Hem biz onu
nezdimizden insanlara bir mucize ve rahmet kılacağız. Hem, bu önceden (ezelde)
kararlaştırılmış bir iştir." dedi.
22- Nihayet (Allah'ın emri gerçekleşti)
Meryem İsa'ya gebe kaldı ve o haliyle uzak bir yere çekildi.
23- Sonra doğum sancısı onu bir hurma dalına
tutunup dayanmaya zorladı. "Keşke bundan önce ölseydim de unutulup
gitseydim" dedi.
24- Melek, Meryem'e, aşağı tarafından şöyle
seslendi. "Sakın üzülme, Rabbin alt tarafında bir ırmak akıttı."
25- "Hurma dalını kendine doğru silkele,
üzerine devşirilmiş taze hurmalar dökülsün."
26- "Ye, iç, gözün aydın olsun. Eğer
insanlardan birini görürsen, ben Rahmân (olan Allah)a bir oruç (susmak) adadım.
Onun için bugün hiçbir kimseyle konuşmayacağım" de.
27- Sonra Meryem onu (İsa'yı) yüklenerek
kavmine getirdi. Onlar (hayretler içinde şöyle) dediler: "Ey Meryem!
doğrusu sen görülmemiş bir şey yaptın."
28- "Ey Harun'un kızkardeşi! Senin baban
kötü bir adam değildi, annen de iffetsiz bir kadın değildi."
29- Bunun üzerine Meryem çocuğu gösterdi.
Onlar; "Biz beşikteki bir çocukla nasıl konuşuruz?" dediler.
30- (Allah'ın bir mucizesi olarak İsa şöyle)
dedi: "Şüphesiz ben Allah'ın kuluyum. O bana kitab verdi ve beni bir
peygamber yaptı."
31- "Beni, nerede olursam olayım mübarek
kıldı. Hayatta bulunduğum müddetçe namaz kılmamı ve zekat vermemi
emretti."
32- "Beni anneme hürmetkar kıldı. Beni
zorba ve isyankar yapmadı."
33- "Doğduğum gün, öleceğim gün ve
dirileceğim gün selam ve emniyet benim üzerimedir."
34- İşte hakkında (yahudilerle
hıristiyanların) ihtilaf edip durdukları Meryemoğlu İsa'ya dair Allah'ın sözü
budur.
35- Çocuk edinmek asla Allah'ın şanına
yakışmaz. O bundan münezzehtir. O, bir şeyin olmasını dilerse, ona sadece
"ol" der, o da oluverir.
36- "Şüphesiz benim de Rabbim, sizin de
Rabbiniz Allah'tır. O halde ona ibadet edin, işte dosdoğru yol budur."
37- Ne var ki, fırkalar (yahudi ve
hıristiyanlar) kendi aralarında ihtilafa düştüler. O büyük (dehşetli) günü
görecek kâfirlerin vay haline!
38- Bize gelecekleri gün, neler işitecekler,
neler görecekler! Fakat o zalimler bugün apaçık bir sapıklık içindedirler.
39- (Ey Muhammed!) İnsanların pişmanlık
duyacağı ve işin bitmiş olacağı (kıyamet) günü ile onları uyar. Onlar hâlâ
gaflet içindedirler, onlar iman etmezler.
40- Şüphesiz biz bütün yeryüzüne ve
üzerindekilere varis olacağız. Ve onlar da mutlaka bize döndürüleceklerdir.
{*} İşte budur, ta beşikten tekrar
dirilmesine kadar öyle doğan ve o sözleri söyleyen bir kuldur. {*} Hakk (olan Allah)ın
bildirdiğine göre Meryem'in oğlu İsa {*} ki hakkında tartışıp duruyorlar.
Görülüyor ki sûrenin başından beri ve buradan da sonuna kadar âyetler, hep elif
fâsılasıyla biterken, sûrenin bu bölümünde yalnız yedi âyet "Nûn ve
Mim" fâsılasıyla işlenmiş bir çerçeve içine alınmıştır. Bu da gösterir ki
bu âyetler, bu sûrenin asıl maksadını anlatan karar mahiyetindeki âyetlerdir
ki, başta Allah'a çocuk isnadını {*} "Allah'ın çocuk edinmesi hiçbir zaman
olur şey değildir. O'nu tenzih ederiz." âyetiyle reddedip Allah'ı tenzih
etmekte ve İsa'nın dilinden de {*} "Allah benim de Rabbim, sizin de
Rabbinizdir. O'na kulluk ediniz. İşte bu doğru bir yoldur." demek
suretiyle tevhide davet etmektedir. Bu âyet, ta yukarıdaki {*} "Ben
Allah'ın kuluyum." (19/30) cümlesine atfedilmiştir. Dolayısıyla {*}
"Allah, benim Rabbimdir, dedi" demek olup İsa'nın konuşmasının bir
devamıdır (Âl-i İmran Sûresi'nde geçen benzeri âyetin tefsirine de bkz: 3/51).
Eldeki İncillerde de kendisine yer verilen bu söz, onun peygamberliğinde, davetinin
özünü teşkil ettiği ve tevhid inancını net bir şekilde ifade ettiği için,
burada tekrar sözkonusu yapılmıştır. {*} Sonra fırkalar kendi aralarında
ihtilafa düştüler. Yahudiler bir türlü söyledi. Hıristiyanların kendi fırkaları
da değişik tartışmaların içine girdiler; bir kısmı Allah'ın oğlu dediler, bir
kısmı da Allah'ın kendisidir, yere indi sonra göğe çıktı dediler; diğer bir
kısmı ise üçün biri dediler. Sağlam bir grup da Allah'ın kulu ve peygamberi
olduğunu tasdik ettiler. {*} "Vay haline o küfreden kimselerin!{*}"
41- Kur'ân'da İbrahim'i(n kıssasını da) an.
Şüphesiz ki o, sıddık (özü, sözü doğru) bir peygamberdi.
42- O, bir zaman babasına şöyle demişti:
"Babacığım! İşitmeyen, görmeyen ve sana hiçbir faydası olmayan şeylere
niçin tapıyorsun?"
43- "Babacığım! Doğrusu sana gelmeyen
bir ilim bana geldi. O halde bana uy da, seni doğru bir yola eriştireyim."
44- "Babacığım! Şeytana tapma, çünkü
şeytan Rahmân (olan Allah)a âsî oldu."
45- "Babacığım! Doğrusu ben korkarım ki,
sana Rahmân'dan bir azab dokunur da şeytana (cehennemde arkadaş) olursun."
46- Babası "Ey İbrahim! Sen benim
ilâhlarımdan yüz mü çeviriyorsun? Yemin ederim ki, eğer (onları kötülemekten)
vazgeçmezsen, seni muhakkak taşlarım. (gerçektenveya söz ile- sana taş atarım).
Haydi uzun bir müddet benden uzak ol" dedi.
47- İbrahim şöyle dedi: "Selâm sana
olsun, senin için Rabbimden mağfiret dileyeceğim. Çünkü o, bana çok
lütufkârdır."
48- "Ben, sizden ve Allah'tan başka
taptığınız şeylerden çekilip ayrılırım da Rabbime dua (ibadet) ederim. Rabbime yalvarışımda
mahrum kalmayacağımı umarım."
49- İbrahim, kavminden ve onların Allah'tan
başka ibadet ettikleri şeylerden uzaklaşınca, biz ona İshak'ı ve (İshak'ın
oğlu) Yakub'u ihsan ettik. Ve hepsini de peygamber yaptık.
50- Biz onlara rahmetimizden lütuflarda
bulunduk. Hepsine de dillerde güzel ve yüksek bir övgü verdik.
51- Kur'ân'da Musa'yı da an; Şüphesiz ki o,
ihlaslı bir kuldu ve gönderilmiş bir peygamberdi.
52- Biz ona Tur dağının sağ yanından
seslendik ve onu hususi bir konuşmada bulunmak üzere kendimize yaklaştırdık.
53- Rahmetimizden de ona, kardeşi Harun'u bir
peygamber olarak ihsan eyledik.
Meâl-i Şerifi
53- Rahmetimizden de ona, kardeşi Harun'u bir
peygamber olarak ihsan eyledik.
Meâl-i Şerifi
54- Kur'ân'da İsmail'i de an; çünkü o,
vaadine sadık bir kuldu ve gönderilmiş bir peygamberdi.
55- Ailesine ve çevresine namaz kılmayı ve
zekat vermeyi emrederdi ve Rabbinin katında hoşnutluğa ermişti.
56- Kitapta İdris'i de an; çünkü o, çok sadık
(özü, sözü pek doğru) bir peygamberdi.
57- Biz onu yüce bir yere yükselttik.
58- İşte bunlar, Allah'ın kendilerine
nimetler verdiği peygamberlerden, Âdem'in soyundan ve gemide Nuh ile beraber
taşıdıklarımızın neslinden, İbrahim ve İsrail'in soyundan, hidayete erdirdiğimiz
ve seçtiğimiz kimselerdir. Kendilerine Rahmân (olan Allah)ın âyetleri okunduğu
zaman ağlayarak secdeye kapanırlardı.
59- Sonra bunların ardından öyle bir nesil
geldi ki, namazı terkettiler, heva ve heveslerine uydular; onlar bu
taşkınlıklarının karşılığını mutlaka göreceklerdir. (Cehennemdeki
"Gayya" vadisini boylayacaklardır.)
60- Fakat tevbe edip iman eden ve salih amel
işleyen bunun dışındadır. Bunlar cennete girecekler ve hiçbir haksızlığa
uğratılmayacaklardır.
61- O cennet, Rahmân (olan Allah)ın kullarına
görmedikleri halde vadettiği "Adn" cennetleridir. Şüphesiz O'nun
vaadi mutlaka yerini bulacaktır.
62- Onlar orada boş bir söz işitmezler. Ancak
"Selam" işitirler. Orada sabah akşam rızıkları da hazırdır.
63- İşte kullarımızdan takva sahibi olanlara
vereceğimiz cennet budur.
64- "(Cebrail dedi ki: Ey Muhammed!)
"Biz senin Rabbinin emri olmadıkça inmeyiz. Önümüzdeki ve ardımızdaki
(bütün geçmiş ve gelecek şeyler) ve bunların arasındakiler hep O'nundur. Rabbin
de (seni) unutmuş değildir?"
65- O, göklerin, yerin ve aralarındakilerin
Rabbidir. O halde, O'na ibadet et ve O'na ibadet etmekte sabırlı ol. Hiç sen
Allah'ın ismini taşıyan başka birini bilir misin?
66- Halbuki insan şöyle der: "Ben
öldüğüm zaman, ileride gerçekten diri olarak (mezardan) çıkarılacak
mıyım?"
67- O insan, daha önce hiçbir şey değilken
kendisini yoktan var ettiğimizi hatırlamaz mı?
68- Rabbine andolsun ki biz onları (öldükten
sonra dirilmeyi inkâr eden kâfirleri) şeytanları ile beraber elbette ve elbette
mahşerde toplayacağız. Sonra onları muhakkak cehennemin etrafında dizleri üstü
hazır bulunduracağız (ki cennetlikleri görüp hasret çeksinler.).
69- Sonra her zümreden Rahmân'a karşı en
ziyade isyankâr hangileri ise, muhakkak ayırıp atacağız.
70- Sonra o cehenneme atılmaya layık olanların
kimler bulunduğunu elbette biz daha iyi biliriz.
71- İçinizden hiçbiri istisna edilmemek üzere
mutlaka herkes cehenneme varacaktır. Bu, Rabbinin katında kesinleşmiş bir
hükümdür.
72- Sonra Allah'dan korkup, sakınanları
kurtaracağız ve zalimleri de toptan cehennemde bırakacağız.
73- Âyetlerimiz kendilerine apaçık okunduğu
zaman, o inkâr edenler, iman edenlere dediler ki :"Bu iki zümreden (Mümin
ve kâfirlerden) hangisi mevki bakımından daha iyi, meclis ve topluluk
itibariyle daha güzeldir?"
74- Halbuki biz, kendilerinden evvel, mal ve
gösterişce daha güzel nice asırlar halkını helak etmişizdir.
75- Onlara de ki: "Kim sapıklık içinde
ise, Rahmân ona mal ve evlatça ziyadelik ve azgınlığında mühlet verir. Nihayet
kendilerine vaad edilen azabı, yahut kıyamet günü cehennemi gördükleri vakit,
artık bilecekler kimin mevkii daha fena ve yardımcıları daha zayıfmış.
76- Allah, hidayeti kabul edenlere, daha çok
hidayet verir. Baki kalacak olan salih ameller, Rabbinin katında sevap
bakımından da daha hayırlıdır, sonuç bakımından da daha hayırlıdır.
77- Şimdi âyetlerimizi inkâr eden ve
"Elbette bana mal ve evlat verilecektir." diyen adamı gördün mü?
78- O (kâfir), gaybı mı bildi? Yoksa Rahmân
(olan Allah) katından bir söz mü aldı?
79- Hayır, asla öyle değil; biz onun
söylediklerini yazacağız ve azabını çoğalttıkça çoğaltacağız.
80- O söylediği (mal ve evlat gibi) şeyleri
de hep elinden alacağız ve o, tek başına bize gelecektir.
81- Onlar, kendilerine kuvvet ve şeref
kazandırsın diye, Allah'dan başka ilâh edindiler.
82- Hayır, (zannettikleri gibi değil)
tapındıkları ilâhlar onların ibadetlerini inkâr edecekler ve aleyhlerine dönüp
düşman olacaklardır.
83- Görmedin mi? Biz şeytanları o kâfirler
üzerine musallat ettik. Onları (günaha) kışkırtıp duruyorlar.
84- Öyleyse onların hemen azaba
uğratılmalarını isteme. Biz onların (ecel) günlerini sayıyoruz.
85- O gün, takva sahiplerini, heyet olarak
Rahmân'ın huzuruna toplayacağız.
86- Suçluları da susuz olarak cehenneme
süreceğiz.
87- (O gün) Rahmân (olan Allah)'ın katında
bir ahd almış olan kimseden başkaları şefaat etme hakkına sahip
olamayacaklardır.
88- (Yahudilerle hıristiyanlar) "Rahmân,
çocuk edindi" dediler.
89- Yemin olsun ki, siz çok çirkin bir şey
söylediniz.
90- Az kalsın, söyledikleri sözden gökler çatlayacak,
yer yarılacak ve dağlar parçalanıp dağılacaktı,
91- O Rahmân'a çocuk isnad ettiler diye...
92- Halbuki Rahmân'a çocuk edinmek yaraşmaz.
92- Halbuki Rahmân'a çocuk edinmek yaraşmaz.
93- Göklerde ve yerde bulunan hiçbir kimse
yoktur ki (kıyamet günü) Rahmân'ın huzuruna kul olarak çıkmasın.
94- And olsun ki Allah onların hepsini
kuşatmış, kendilerini ve yaptıklarını bir bir saymıştır.
95- Kıyamet günü onların herbiri Allah'ın
huzuruna tek başına çıkacaktır.
96- İman edip, salih amel işleyenler var ya,
Rahmân (olan Allah) onları (gönüllere) sevdirecektir.
97- (Ey Muhammed!) Biz Kur'ân'ı senin dilin
üzere kolaylaştırdık ki, onunla Allah'tan korkup sakınanları müjdeleyesin, inat
edenleri de korkutasın.
98- Hem onlardan önce nice nesilleri helak
ettik. (Şimdi) onlardan hiçbirini görüyor musun, yahud onların hafif bir sesini
işitiyor musun?


İndeks
AnaSayfa