Artık Kuran-ı Kerim size bir tık uzaklıkta…
İndeks AnaSayfa
ELMALILI MUHAMMED HAMDİ YAZIR MEALİ
16-NAHL:
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
1- Allah'ın emri geldi, sakın onu acele edip
istemeyiniz. Allah, müşriklerin koştukları ortaklardan münezzeh ve yücedir.
2- Kendi emrinden ruh (vahiy) ile melekleri,
kullarından dilediği peygamberlere indirip şu gerçeği insanlara bildirin,
buyuruyor: Benden başka hiçbir ilâh yoktur. Ancak benden korkun.
3- Allah gökleri ve yeri hikmeti ile yarattı.
O, kâfirlerin ortak koştukları şeylerden çok yücedir.
4- O, insanı bir meniden (spermadan) yarattı.
Bir de bakarsın ki o, Rabbine karşı apaçık bir düşmandır.
5- Hayvanları da O yarattı. Onlarda sizi
ısıtacak şeyler ve birçok faydalar vardır. Ve siz onlardan bir kısmını da
yersiniz.
6- O hayvanları, akşam vakti getirirken ve
sabahleyin salarken, onlarda sizin için bir güzellik ve zevk vardır.
7- Bu hayvanlar, ancak güçlükle
varabileceğiniz bir memlekete yüklerinizi taşır. Rabbiniz, şüphesiz çok
şefkatlidir, çok merhametlidir.
8- Hem kendilerine binesiniz, hem de zinet
olsun diye atları, katırları, ve merkepleri yarattı. Ve şu anda bilemeyeceğiniz
daha nice şeyler yaratacak.
9- Doğru yolu göstermek Allah'a aittir. Onun
eğrisi de vardır. Allah dileseydi, sizin hepinizi hidayete erdirirdi.
10- Sizin için gökten su indiren O'dur.
İçecek su ondandır; hayvanlarınızı otlattığınız bitkiler de o su ile yetişir.
11- Allah, sizin için, o su ile ekin, zeytin,
hurmalıklar, üzümler ve her
çeşit meyveleri bitirir. Şüphesiz ki bunda
düşünecek bir topluluk için büyük bir ibret vardır.(1)
12- Geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı sizin
hizmetinize O verdi. Bütün yıldızlar da O'nun emrine boyun eğmişlerdir.
Şüphesiz ki bunda aklını kullanan bir toplum için ibretler vardır.
13- Yeryüzünde sizin için yarattığı değişik
renklerdeki şeyleri de sizin hizmetinize sunmuştur. Elbette bunda öğüt alan
kimseler için bir ibret vardır.
14- Yine denizden taze et (balık) yiyesiniz
ve ondan takındığınız süs eşyasını çıkarasınız diye, denizi emrinize veren
Allah'tır. Gemilerin denizde suyu yararak gittiklerini görüyorsun. Lütfundan
rızık aramanız ve şükretmeniz için Allah böyle yapmıştır.
15- Allah, yeryüzü sizi sarsmasın diye oraya
sabit dağlar yerleştirdi. Yolunuzu bulmanız için de nehirler ve yollar yarattı.
16- Daha birçok âlametler yarattı. İnsanlar
geceleyin de Allah'ın yarattığı yıldızlarla yönlerini bulurlar.
17- Hiç yaratan (Allah), yaratmayan (putlar)
gibi olur mu? Artık siz düşünmez misiniz?
18- Halbuki Allah'ın nimetlerini teker teker
saymaya kalkışsanız, onları sayamazsınız. Muhakkak ki Allah çok bağışlayıcıdır,
çok merhametlidir.
19- Allah, gizlediğinizi de açıkladığınızı da
bilir.
20- Kâfirlerin Allah'tan başka yalvardıkları
(putlar) ise, hiçbir şey yaratamazlar. Çünkü onlar, kendileri yaratılmışlardır.
21- O putlar, hep ölüdürler, diri değildirler
ve insanların öldükten sonra ne zaman dirileceklerini de bilmezler.
22- İlâhınız bir tek ilâhtır. Bununla beraber
ahirete inanmayanların kalbleri inkârcı, kendileri de böbürlenen kimselerdir.
23- Şüphesiz ki Allah, onların gizlediklerini
de açığa vurduklarını da bilir. Doğrusu Allah, kendilerini büyük görüp hakkı
kabul etmeyenleri sevmez.
24- Onlara: "Rabbiniz ne indirdi?
denildiği zaman "Öncekilerin efsanelerini" dediler.
25- Bunu söylemelerinin sebebi şu: Kıyamet
günü, kendi günahlarını tam olarak yüklendikten başka, bilgisizlikleri yüzünden
saptırmakta oldukları kimselerin günahlarından bir kısmını da yükleneceklerdir.
Dikkat edin, yüklendikleri günah ne kötüdür!
26- Onlardan öncekiler de tuzak kurdular.
Fakat Allah onların binalarını temelinden sarstı, çatı tepelerinden üzerlerine
çöktü ve azap onlara farkedemedikleri bir yönden geldi.
27- Sonra kıyamet günü Allah, O kâfirleri
rezil rüsvay edecek ve diyecek ki: "Hani uğrunda müminlere karşı düşman
kesildiğiniz ortaklarım nerede?" Kendilerine ilim verilmiş olanlar:
"Şüphesiz bugünün rezilliği ve kötülüğü kâfirleredir." diyeceklerdir.
28- (O kâfirler), kendilerine zulmetmiş
kimseler olarak, meleklerin, canlarını aldıkları kimselerdir. O vakit onlar
şöyle diyerek teslim olurlar: "Biz, bir kötülükten dolayı
yapmıyorduk." (Onlara): "Hayır, Allah sizin ne maksatla yaptığınızı
elbette çok iyi bilendir."
29- "O halde içinde ebedî kalacağınız
cehennemin kapılarından girin" denir. Kibirlenenlerin yeri ne kötüdür!
30- Kötülüklerden sakınanlara: "Rabbiniz
ne indirdi?" denilince: "Hayır indirdi" derler. Bu dünyada güzel
amel işleyenlere güzel bir mükafat var. Elbette ahiret yurdu ise daha
hayırlıdır. Allah'tan korkanların yurdu ne güzeldir!
31- O girecekleri yer, Adn cennetleridir ki,
altından ırmaklar akar. Orada Allah'tan korkanlara diledikleri nimetler vardır.
İşte Allah, takva sahiplerini böyle mükafatlandırır.
32- Takva sahipleri o kimselerdir ki,
melekler, canlarını hoş ve rahat halde alırlar. "Selam size, yapmış
olduğunuz güzel işlerin mükafatı olarak girin cennet'e..." derler.
33- Ancak kendilerine, ruhlarını alacak
meleklerin gelmesini veya Rabbinin azab emrinin (kıyametin) gelip çatmasını
bekliyorlar! Kendilerinden öncekiler de böyle yapmışlardı. Allah onlara
zulmetmedi, fakat onlar kendilerine zulmetmişlerdi.
34- Bunun için, sonunda yaptıklarının cezası
başlarına felaket oldu ve alay edip durdukları o azap, kendilerini kuşattı.
35- Allah'a ortak koşanlar dediler ki:
"Allah dileseydi, ne biz, ne atalarımız O'ndan başka hiçbir şeye tapmazdık
ve O'nun emri dışında hiçbir şeyi haram kılmazdık" Kendilerinden öncekiler
de böyle yaptılar. Buna karşı peygamberlerin vazifesi, ancak açık-seçik bir
tebliğden, ibarettir.
36- Andolsun ki biz her ümmete, "Allah'a
ibadet edin ve putlara tapmaktan sakının." diye bir peygamber gönderdik.
Allah, bu ümmetlerden
bir kısmına hidayet etti, bir kısmına da
sapıklık hak olmuştur. Şimdi yer yüzünde bir gezip dolaşın da bakın ki,
peygamberleri yalanlayanların sonunun ne olduğunu bir görün?
37- (Ey Muhammed!) Sen o kâfirlerin hidayete
ermelerini ne kadar istesen de Allah, saptırdığı kimseyi hidayete erdirmez.
Onların hiçbir yardımcısı da yoktur.
38- Kâfirler, "Allah ölen kimseyi
diriltmez." diye en kuvvetli yeminleriyle Allah'a yemin ettiler. Hayır, bu
ölüleri diriltmek, Allah'ın kendisine karşı bir vaadidir. Ancak insanların çoğu
bunu bilmezler.
39- Allah ölüleri diriltecek ki, o
kâfirlerin, hakkında ihtilaf ettikleri şeyi onlara açıkça göstersin ve bunu
inkâr edenler kendilerinin yalancı olduklarını bilsinler.
40- Biz bir şeyi dilediğimiz zaman, ona
sözümüz sadece "ol" dememizdir. O da hemen oluverir.
41- Zulme uğradıktan sonra Allah yolunda
hicret edenlere gelince, biz dünyada mutlaka onları güzel bir yere
yerleştiririz. Halbuki bilirlerse ahiretin mükafatı elbette daha büyüktür.
42- O Muhacirler, müşriklerin eziyetlerine
sabredenler ve Rablerine tevekkül edenlerdir.
43- (Ey Peygamber!) Senden önce de,
kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başkasını peygamber olarak göndermedik.
Eğer bunu bilmiyorsanız Tevrat ve İncil âlimlerine sorun.
44- Biz o peygamberleri mucizelerle ve
kitaplarla gönderdik. Ey Peygamberim! Sana da Kur'ân'ı indirdik ki, insanlara
vahyedileni açıklayasın. Belki onlar da düşünürler.
45- Sinsice kötü tuzaklar kuranlar, Allah'ın
kendilerini yerin dibine geçiremeyeceğinden, yahut bilemeyecekleri bir yerden
azabın gelmeyeceğinden emin mi oldular?
46- Yahut (rızık için) dolaşıp dururlarken
(Allah'ın azabının) kendilerini yakalayıvermesinden emin mi oldular? Üstelik
onlar, azabı engelleyici de değillerdir.
47- Yahut ta kendilerini azar azar yakalayıp
helak etmesinden emin mi oldular? Şüphesiz Rabbiniz çok şefkatlidir, çok
merhametlidir.
48- Onlar, Allah'ın yarattığı birtakım
şeyleri görmediler mi ki? Gölgeleri Allah'ın kudretine boyun eğip secde ederek,
sağa sola döner, dolaşır.
49- Göklerde ve yer yüzünde bulunan canlılar
ve bütün melekler, kibirlenmeden Allah'a secde ederler.
50- Kendilerine hakim olan Rabblerinden
korkarlar ve emrolundukları her şeyi yaparlar.
51- Allah, buyurmuştur ki: İki ilâh edinmeyin.
O, ancak bir ilâhdır. Onun için yalnız benden korkun.
52- Göklerde ve yerde olan her şey yalnız
O'nundur. Din de daima O'nundur. Böyle iken, siz Allah'tan başkasından mı
korkarsınız?
54- Sonra Allah bu sıkıntıyı sizden
kaldırdığı zaman, bir de bakarsınız
ki, içinizden bir topluluk, hemen Rablerine
ortak koşarlar.
55- Bunu kendilerine verdiğimiz nimete
nankörlük etmek için yaparlar. Şimdi eğlenin bakalım! Fakat yakında
bileceksiniz.
55- Bunu kendilerine verdiğimiz nimete
nankörlük etmek için yaparlar. Şimdi eğlenin bakalım! Fakat yakında
bileceksiniz.
56- Bir de müşrikler kendilerine rızık olarak
verdiğimiz şeylerden tutuyorlar mahiyetini bilmedikleri şeylere (putlara) pay
ayırıyorlar. Allah'a andolsun ki, siz bu yaptığınız iftiralardan mutlaka hesaba
çekileceksiniz.
57- Onlar, Allah'a kızlar isnad ediyorlar. O,
bundan münezzehtir. Kendilerine ise erkek çocukları isnad ederler.
58- Halbuki onlardan birine, kız doğum haberi
müjdelendiği zaman içi öfkeyle dolar, yüzü kapkara kesilir.
59- Kendisine verilen müjdenin kötülüğü,
dolayısıyla kavminden gizlenir. Şimdi acaba o çocuğu zillet ve horluğa
katlanarak saklayacak mı? Yoksa toprağa mı gömecek? Dikkat edin verdikleri
hüküm ne kötüdür!
60- Ahirete iman etmeyenler için kötü
sıfatlar var. En yüce sıfatlar ise, Allah'ındır. O çok güçlüdür, hüküm ve
hikmet sahibidir.
61- Eğer Allah insanları zulümleri yüzünden
hesaba çekseydi, yeryüzünde kımıldayan tek canlı bırakmazdı. Fakat Allah
onları, belli bir vakte kadar erteler. Müddetleri (ecelleri) geldiği zaman, onu
ne bir saat erteleyebilirler, ne de öne alabilirler.
62- Müşrikler, kendilerinin hoşlanmadıkları
şeyleri, Allah'a isnad ediyorlar. Dilleri, en güzel şeylerin kendilerine ait
olduğunu yalan yere durmadan söyler. Hiç şüphesiz onlar için, sadece ateş
vardır. Oraya en önde gidip kalacaklardır.
63- Allah'a yemin olsun ki, biz senden önce
bir çok ümmetlere peygamberler gönderdik. Ne var ki şeytan, onlara amellerini
bezeyip süslü gösterdi. Bugün de o şeytan, kâfirlerin dostudur. Onlar için acı
bir azab vardır.
64- (Ey Resulüm!) Biz, sana bu kitabı
(Kur'ânı) sırf hakkında ihtilafa düştükleri şeyi insanlara açıklaman için ve
iman edecek topluma bir hidayet, bir rahmet olsun diye indirdik.
65- Allah gökten bir su indirdi ve onunla
yeryüzüne ölümünden sonra hayat verdi. Şüphesiz ki bunda dinleyen bir millet
için büyük bir ibret vardır.
66- Gerçekten süt veren hayvanlarda da size
bir ibret vardır. Size işkembelerindeki yem artıklarıyla kandan meydana gelen,
içenlere içimi kolay halis bir süt içirmekteyiz.
67- Hurma ve üzüm ağaçlarının meyvalarından
da hem içki, hem de güzel gıdalar edinirsiniz. Şüphesiz ki bunda aklını
kullanan kimseler için büyük bir ibret vardır.
68- Senin Rabbin bal arısına şöyle vahyetti:
Dağlardan, ağaçlardan ve insanların kuracakları kovanlardan kendine evler edin.
69- Sonra meyvaların hepsinden ye de,
Rabbinin (sana) kolay kıldığı yollara gir, diye ilham etti. Onların
karınlarından renkleri çeşitli bir bal çıkar ki, onda insanlar için şifâ
vardır. Şüphesiz ki bunda düşünen bir millet için, büyük bir ibret vardır.
70- Allah, sizi yarattı, sonra da sizi
öldürecektir. İçinizden kimi de, biraz bilgiden sonra eşyayı önceki bildiği
gibi bilmesin diye, ömrün en kötü çağına kadar yaşatılır. Şüphesiz ki Allah çok
bilgili ve büyük kudret sahibidir.
71- Allah, rızık yönünden bir kısmınızı
diğerlerinden üstün kıldı. Kendilerine bol rızık verilenler, rızıklarını
ellerinin altındakilere vermiyorlar ki, onda eşit olsunlar. Durum böyle iken
Allah'ın nimetini inkâr mı ediyorlar?
72- Allah, size kendi cinsinizden eşler, o
eşlerinizden de oğullar ve torunlar yarattı. Sizi helal ve güzel gıdalarla
rızıklandırdı. Onlar, hâlâ batıla mı inanıyorlar? ve Allah'ın nimetini inkâr mı
ediyorlar?
73- Müşrikler, Allah'ı bırakıp, göklerden ve
yerden kendileri için
hiçbir rızka sahip olmayan ve sahip olmaya da
güçleri yetmeyen şeylere taparlar.
74- Artık Allah'a ortaklar koşmayın. Çünkü
Allah, (eşi bulunmadığını) bilir, siz bilmezsiniz.
75- Allah, hiçbir şeye gücü yetmeyen,
başkasının malı olmuş bir köle ile, kendisine güzel bir rızık verilen ve o
rızıkdan gizli ve açık olarak harcayan hür bir insanı misal verdi. Hiç bunlar
eşit olur mu? Bütün hamd Allah'a mahsustur. Doğrusu insanların çoğu bilmezler.
76- Allah şu iki adamı da misal verdi:
Bunlardan biri dilsizdir, hiçbir şeye gücü yetmez; efendisine bir yüktür. Onu
nereye gönderse bir hayır getiremez. Şimdi, bu adamla, adaletle emreden ve
doğru yolda bulunan adam eşit olur mu?
77- Göklerin ve yerin gaybını bilmek Allah'a
aittir. Kıyametin kopuşu yalnız bir göz kırpması veya daha az bir zamandan
başkası değildir. Şüphesiz Allah her şeye kadirdir.
78- Allah sizi annelerinizin karnından
çıkardığı zaman hiçbir şey bilmiyordunuz. Şükredesiniz diye size işitme
(duygusu), gözler ve gönüller verdi.
79- Göğün boşluğunda Allah'ın emrine boyun
eğdirilerek uçuşan kuşlara bakmadılar mı? Şüphesiz bunda inanan bir toplum için
âyetler (ibretler) vardır.
80- Allah size evlerinizden bir huzur ve
dinlenme yeri yaptı. Hayvanların derilerinden gerek yolculuğunuzda ve gerekse
konaklama zamanlarınızda kolayca taşıyacağınız hafif evler (çadırlar v.s.) ve
yünlerinden, yapağılarından ve kıllarından bir süreye kadar (giyinecek,
kuşanacak, serilecek ve döşenecek) bir eşya ve ticaret malı yaptı.
81- Allah, yarattıklarından sizin için
gölgeler yaptı ve sizin için dağlarda barınaklar yarattı. Sizi sıcaktan
koruyacak elbiseler ve savaşta sizi koruyan elbiseler (zırhlar) yarattı. İşte
böylece Allah müslüman olasınız diye üzerinize nimetini tamamlamaktadır.
82- Buna rağmen eğer yüz çevirirlerse, ey
Muhammed! Artık sana düşen sadece açık bir şekilde tebliğden ibarettir.
83- Hem Allah'ın nimetini bilirler, sonra da
onu inkâr ederler. Onların çoğu kâfir kimselerdir.
84- Her ümmetten bir şahid getireceğimiz gün,
artık kâfirlere ne izin verilecek, ne de onlardan özür dilemeleri istenecektir.
85- O zulmedenler, azabı gördükleri zaman,
artık onlardan ne azab hafifletilir, ne de onlara süre verilir.
86- Ve o Allah'a ortak koşanlar, ortak
koştuklarını (putları) gördükleri zaman: "Rabbimiz! İşte bunlar, seni
bırakıp da kendilerine taptığımız ortaklarımızdır" diyecekler. Koştukları
ortaklar da onlara; "Siz mutlaka yalancılarsınız" diye söz atarlar.
87- O gün Allah'a teslim bayrağını çekerler,
bütün o uydurdukları şeyler kendilerini bırakıp kaybolup gitmişlerdir.
88- İnkâr eden ve (insanları) Allah yolundan
çevirenler, diğer kimseleri de bozdukları için onlara azab üstüne azab
artırdık.
89- Biz o gün, her ümmet içinde, kendilerinden
kendi üzerlerine bir şahit göndereceğiz. Seni de onların üzerine şahit
getireceğiz. Bu kitabı da, her şeyi açıklayan ve müslümanlara doğruyu gösteren
bir rehber, bir rahmet kaynağı ve bir müjdeleyici olarak indirdik.
90- Şüphesiz ki Allah, size adaleti, iyilik
yapmayı ve yakınlara bakmayı emreder; hayasızlıktan, fenalıktan ve azgınlıktan
nehyeder. Öğüt almanız için size böyle öğüt verir.
91- Bir de anlaşma yaptığınızda Allah'ın
ahdini yerine getirin ve pekiştirdikten sonra yeminleri bozmayın. Allah'ı üzerinize
şahid tuttuğunuz halde, nasıl olur da bozarsınız! Şüphesiz ki Allah
yaptıklarınızı bilir.
91- Bir de anlaşma yaptığınızda Allah'ın
ahdini yerine getirin ve pekiştirdikten sonra yeminleri bozmayın. Allah'ı
üzerinize şahid tuttuğunuz halde, nasıl olur da bozarsınız! Şüphesiz ki Allah
yaptıklarınızı bilir.
92- Bir ümmet, diğer bir ümmetten (sayıca ve
malca) daha çok olduğu için, yeminlerinizi aranızda aldatma vasıtası yaparak,
ipliğini sağlamca eğirdikten sonra onu söküp bozmaya çalışan kadın gibi olmayın.
Allah sizi
bununla imtihan eder ve şüphesiz hakkında
ihtilaf ettiğiniz şeyleri kıyamet günü size mutlaka açıklayacaktır.
93- Allah dileseydi elbette hepinizi tek bir
ümmet yapardı. Fakat Allah dilediğini saptırır ve dilediğine de hidayet verir.
Şüphesiz ki, (kıyamet gününde) bütün yaptıklarınızdan sorumlu tutulacaksınız.
94- Yeminlerinizi aranızda aldatma ve fesada
vasıta edinmeyin, sonra sağlam basmışken bir ayak kayar da Allah yolundan
saptığınız için, dünyada kötü azabı tadarsınız. Ahirette de size büyük bir azab
olur.
95- Allah'ın ahdini az bir bedel karşılığında
değişmeyin. Eğer bilirseniz muhakkak ki Allah katındaki sevap sizin için daha
hayırlıdır.
96- Sizin yanınızdaki dünya malı tükenir,
Allah'ın katındakiler ise tükenmez. Muhakkak ki biz, Allah yolunda
sabredenleri, yaptıkları amelin daha güzeliyle mükafatlandıracağız.
97- Erkekten ve dişiden, mümin olarak kim iyi
amel işlerse muhakkak onu güzel bir hayat ile yaşatacağız ve yapmakta oldukları
amellerin daha güzeliyle mükafatlarını elbette vereceğiz.
98- Şimdi Kur'ân okumak istediğin zaman önce
o kovulmuş şeytandan Allah'a sığın.
99- Şüphesiz ki iman edip de Rablerine
tevekkül edenler üzerinde o şeytanın hiçbir nüfuzu yoktur.
100- Şeytanın nüfuzu, ancak onu dost
edinenlere ve Allah'a ortak koşanlaradır.
101- Biz bir âyeti değiştirip yerine başka
bir âyet getirdiğimiz zaman Allah ne indirdiğini pek iyi bilmiş iken kâfirler
Peygambere: "Sen, ancak bir iftiracısın" dediler. Hayır öyle değil;
onların çoğu bilmezler.
102- (Ey Muhammed!) Onlara de ki: "Kur'ân'ı
Cebrail, iman edenlere sebat vermek, müslümanlara bir hidayet ve bir müjde
olmak için Rabbinin katından hak olarak indirdi.
103- Muhakkak biliyoruz ki kâfirler:
"Kur'ân'ı Muhammed'e bir insan öğretiyor" diyorlar. Peygambere
öğretiyor zannında bulundukları kimsenin dili yabancıdır. Bu Kur'ân ise apaçık
bir Arapçadır.
104- Allah'ın âyetlerine iman etmeyenleri,
muhakkak ki Allah hidayete erdirmez ve onlara can yakıcı bir azab vardır.
104- Allah'ın âyetlerine iman etmeyenleri,
muhakkak ki Allah hidayete erdirmez ve onlara can yakıcı bir azab vardır.
105- Yalanı ancak Allah'ın âyetlerine
inanmayanlar uydurur. İşte onlar yalancıların ta kendileridir.
106- Kalbi iman ile sükûnet bulduğu halde
(dinden dönmeye) zorlananlar dışında, her kim imanından sonra küfre kalbini
açarsa, mutlaka onların üzerine Allah'tan bir gazab gelir ve kendilerine çok
büyük bir azab vardır.
107- Bu (azab) şundan dolayıdır ki, onlar,
dünya hayatını sevmiş ve onu ahirete tercih etmişlerdir. Allah da kâfirler
topluluğunu hidayete erdirmez.
108- Bunlar, o kimselerdir ki; Allah
kalblerini, kulaklarını ve gözlerini mühürlemiştir. Ve onlar, gafillerin ta
kendileridir.
109- Hiç şüphesiz onlar, ahirette perişan
olup hüsrana uğrayanların ta kendileridir.
110- Sonra şüphesiz Rabbin, eziyet edildikten
sonra hicret eden, sonra cihad eden ve sabreden kimselerin yardımcısıdır.
Bunlardan sonra Rabbin elbette çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir.
111- O gün, herkes nefsini kurtarmak için
uğraşarak gelir ve herkese yaptığı işin karşılığı tamamiyle ödenir ve hiç
kimseye de zulmedilmez.
112- Allah bir şehri misal olarak verdi: Bu
şehir güvenli, huzurlu idi, Oraya her yerden rızkı bol bol geliyordu. Ne var ki
onlar Allah'ın nimetlerine karşı nankörlük ettiler. Allah da onlara, yaptıkları
işler yüzünden açlık ve korku elbisesini (felâketini) tattırdı.
113- Andolsun ki, onlara içlerinden bir
peygamber geldi de onu yalanladılar. Bunun üzerine zulüm yaparlarken azab da
onları yakalayıverdi.
114- Artık Allah'ın size rızık olarak verdiği
şeylerden helal ve temiz olarak yiyin. Allah'ın nimetine şükredin, eğer
gerçekten O'na ibadet edecekseniz.
115- O size ancak ölü hayvanı, kanı, domuz
etini ve Allah'tan başkası adına kesilenleri haram kıldı. Her kim bu haram
şeyleri yemeye mecbur kalırsa (başkasının hakkına) saldırmadan ve aşırı
gitmeden yiyebilir. Şüphesiz Allah, çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir.
116- Dillerinizin yalan vasfetmesi ile:
"Şu helaldir, şu haramdır" demeyin; aksi halde Allah'a iftira etmiş
olursunuz. Şüphesiz Allah'a yalan uyduranlar asla kurtulamazlar.
117- Onlar için dünyada pek az bir menfaat
var, ahirette ise çok acıklı bir azab vardır.
118- Sana anlattıklarımızı, daha önce
yahudilere de haram kılmıştık. Biz onlara zulmetmemiştik. Fakat onlar kendi
kendilerine zulmetmişlerdi.
119- Sonra şüphe yok ki Rabbin, bir
cahillikle günah işleyip ardından tevbe eden ve durumunu düzelten kimseleri
bağışlar. Şüphesiz ki Rabbin, bu tevbeden sonra Gafurdur, Rahîmdir (çok
bağışlayıcıdır, çok merhametlidir.)
120- Şüphesiz İbrahim Allah'a itaat eden,
Hakk'a yönelen bir önderdi. Ve hiçbir zaman müşriklerden olmadı.
121- Allah'ın nimetlerine şükredendi. Allah
onu seçmiş ve doğru yola iletmişti.
122- Ve biz ona (İbrahim'e) iyilik verdik.
Şüphesiz ki o, ahirette de salihlerdendir.
123- Sonra da (ey Muhammed!) sana:
"Hakk'a yönelen ve müşriklerden olmayan İbrahim'in dinine tabi ol"
diye vahyettik.
124- Cumartesi günü (avlanmamak), ancak onda
ihtilafa düşenlere farz kılındı. Şüphesiz Rabbin onların ihtilaf edip
durdukları şeyler hakkında kıyamet günü, aralarında elbette hükmünü verecektir.
125- (Ey Resulüm!) Rabbinin yoluna hikmetle
ve güzel öğütle çağır! Ve onlarla en güzel şekilde mücadele et. Şüphesiz Rabbin
kendi yolundan sapanları en iyi bilendir ve O, hidayete kavuşanları da en iyi
bilendir.
126- Eğer (bir suçtan dolayı) ceza verecek
olursanız size yapılan azab ve cezanın misli ile ceza verin. Ama sabrederseniz,
elbette o, sabredenler için daha hayırlıdır.
127- (Ey Peygamber!) Sabret! Sabrın da ancak
Allah'ın yardımı iledir. Onlardan dolayı üzülme! Kurdukları tuzaklardan telaş
edip sıkıntıya düşme!
128- Şüphesiz Allah, takva sahipleri ile ve
iyilikte bulunanlarla beraberdir.


İndeks
AnaSayfa