Artık Kuran-ı Kerim size bir tık uzaklıkta…
İndeks AnaSayfa
ELMALILI MUHAMMED HAMDİ YAZIR MEALİ
27-NEML:
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
1- Tâ, Sîn. Bunlar sana, Kur'ân'ın ve apaçık
bir kitabın âyetleridir.
2- İman eden müminler için hidayet rehberi ve
müjdeci olmak üzere.
3- Ki o (müminler) namazı dosdoğru kılarlar,
zekatı verirler ve ahirete de kesin olarak iman ederler.
4- Şüphesiz biz, ahirete inanmayanların
işlerini kendilerine süslü gösterdik de onlar ilerisini göremezler, kalpleri
körelmiştir.
5- İşte bunlar, kendileri için oldukça ağır
bir azab bulunan kimselerdir, ahirette en çok ziyana uğrayacaklar da onlardır.
6- (Resulüm!) Şüphesiz ki bu Kur'ân, sana
hikmet sahibi ve her şeyi bilen Allah tarafından indirilmektedir.
7- Hani Musa, ailesine şöyle demişti:
"Gerçekten ben bir ateş gördüm, (gidip) size oradan bir haber getireceğim
yahut bir kor ateş getireyim, umarım ki ısınırsınız."
8- Oraya geldiğinde şöyle seslenilmişti:
"Ateşin bulunduğu yerdeki ve çevresindekiler mübarek kılınmıştır!
Âlemlerin Rabbi olan Allah, eksikliklerden münezzehtir!"
9- "Ey Musa! İyi bil ki, ben, mutlak
galip ve hikmet sahibi olan Allah'ım!"
10- "Asânı at!" (Asâyı atıp) onu
yılan gibi deprenir görünce dönüp arkasına bakmadan kaçtı. (Dedik ki): "Ey
Musa korkma! Çünkü benim huzurumda peygamberler korkmaz."
11- "Ancak, kim haksızlık yapar, sonra
yaptığı kötülüğü iyiliğe çevirirse, bilsin ki ben (ona karşı da) çok
bağışlayıcıyım, çok merhamet sahibiyim."
12- "Elini koynuna sok; kusursuz
bembeyaz çıkacaktır. Dokuz mucize ile Firavun ve kavmine (git), çünkü onlar
yoldan çıkmış bir kavim olmuşlardır."
13- Bu şekilde âyetlerimiz onların gözleri
önüne serilince, "Bu apaçık bir sihirdir" dediler.
14- Ve vicdanları bunlar(ın doğruluğun)a tam
bir kanaat getirdiği halde, zulüm ve kibirlerinden ötürü onları bile bile inkâr
ettiler. Bozguncuların sonunun nice olduğuna bir bak!
15- Andolsun ki biz, Davud'a ve Süleyman'a
bir ilim verdik. Onlar: "Bizi mümin kullarının birçoğundan üstün kılan
Allah'a hamd olsun" dediler.
16- Süleyman Davud'a varis olup dedi ki:
"Ey insanlar! Bize kuş dili öğretildi ve bize her şeyden (nasip) verildi.
Doğrusu bu apaçık bir lütuftur."
17- Cinlerden, insanlardan ve kuşlardan
müteşekkil orduları Süleyman'ın hizmetinde toplandı, hepsi bir arada (onun
tarafından) düzenli olarak sevkediliyordu.
18- Nihayet karınca vâdisine geldikleri
zaman, bir karınca: "Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin; Süleyman ve ordusu
farkına varmadan sizi ezmesin!" dedi.
19- (Süleyman) onun sözüne gülümseyerek dedi
ki: "Ey Rabbim! Bana
ve ana babama verdiğin nimete şükretmemi ve
hoşnut olacağın iyi iş yapmamı gönlüme getir. Rahmetinle, beni iyi kulların
arasına kat."
20- (Süleyman) Kuşları gözden geçirdikten
sonra şöyle dedi: "Hüd-hüd'ü niçin göremiyorum? Yoksa kayıplara mı
karıştı?"
21- "Ya bana (mazeretini gösteren)
apaçık bir delil getirecek, ya da onu şiddetli bir azaba uğratacağım, yahut
boğazlıyacağım!"
22- Çok geçmeden (Hüdhüd) gelip: "Ben,
dedi, senin bilmediğin bir şeyi öğrendim. Sebe'den sana çok doğru (ve önemli)
bir haber getirdim.
23- "Gerçekten, onlara (Sebelilere)
hükümdarlık eden, kendisine her türlü imkan verilmiş ve büyük bir tahta sahip
olan bir kadınla karşılaştım."
24- "Onun ve kavminin, Allah'ı bırakıp
güneşe secde ettiklerini gördüm. Şeytan, kendilerine yaptıklarını süslü
göstermiş de onları doğru yoldan alıkoymuş. Bunun için hidayete
giremiyorlar."
25- "Göklerde ve yerde gizleneni açığa
çıkaran, gizlediğinizi ve açıkladığınızı bilen Allah'a secde etmezler."
26- "(Halbuki) O büyük Arş'ın sahibi
olan Allah'tan başka tapılacak yoktur."
27- (Süleyman Hüdhüd'e) dedi ki: "Doğru
mu söyledin, yoksa yalancılardan mısın, bakacağız."
28- "Şu mektubumu götür, onu kendilerine
ver, sonra onlardan biraz çekil de, ne sonuca varacaklarına bak."
29- (Süleyman'ın mektubunu alan Sebe
melikesi): "Beyler, ulular! Bana çok önemli bir mektup bırakıldı"
dedi.
30- "Mektup Süleyman'dandır, Rahmân ve Rahîm
Allah'ın adıyla (başlamakta)dır. "
31- "Bana karşı baş kaldırmayın,
teslimiyet göstererek bana gelin diye (yazmaktadır)."
32- (Sonra Melike) dedi ki: "Beyler,
ulular! Bu işimde bana bir fikir verin. (Bilirsiniz) siz yanımda olmadan hiçbir
işi kestirip atmam."
33- Onlar, şöyle cevap verdiler: "Biz
güçlü kuvvetli kimseleriz, zorlu savaş erbabıyız, buyruk ise senindir; artık ne
emredeceğini düşün taşın."
34- Melike, "Hükümdarlar bir memlekete
girdiler mi orayı perişan ederler ve halkının ulularını hakir hâle getirirler.
(Herhalde) Onlar da böyle yapacaklardır" dedi.
35- "Ben (şimdi) onlara bir hediye
göndereyim de, bakayım elçiler ne (gibi bir sonuç) ile dönecekler."
36- (Elçiler, hediyelerle) gelince Süleyman
şöyle dedi: "Siz bana mal ile yardım mı etmek istiyorsunuz? Allah'ın bana
verdiği, size verdiğinden daha iyidir. Ama siz, hediyenizle
böbürlenirsiniz."
37- "(Ey elçi) Onlara var (söyle); iyi
bilsinler ki, kendilerine asla karşı koyamayacakları ordularla gelir, onları,
muhakkak surette hor ve hakir halde oradan çıkarırız!"
38- (Sonra Süleyman müşavirlerine) dedi ki:
"Ey ulular! Onlar teslimiyet gösterip bana gelmeden önce, hanginiz o
Melike'nin tahtını bana getirebilir?"
39- Cinlerden bir ifrit, "Sen makamından
kalkmadan ben onu sana getiririm. Gerçekten bu işe gücüm ve güvenim var."
dedi.
40- Kitaptan ilmi olan kimse ise,
"Gözünü açıp kapamadan, ben onu sana getiririm" dedi. (Süleyman) onu
(Melike'nin tahtını) yanıbaşına yerleşivermiş görünce, "Bu, dedi, şükür mü
edeceğim, yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni sınamak üzere Rabbimin
(gösterdiği) lütfundandır. Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur;
nankörlük edene gelince, o bilsin ki Rabbim müstağnidir, çok kerem
sahibidir."
41- (Süleyman devamla) dedi ki: "Onun
tahtını bilemeyeceği bir vaziyete sokun; getirin bakalım tanıyabilecek mi,
yoksa tanıyamayanlardan mı olacak?"
42- Melike gelince, "Senin tahtın da
böyle mi?" dendi. O şöyle cevap verdi: "Tıpkı o! Zaten bize daha önce
bilgi verilmiş ve biz teslimiyet göstermiştik."
43- O'nu, Allah'tan başka taptığı şeyler
alıkoymuştu. Çünkü kendisi inkârcı bir kavimdendi.
44- Ona "köşke gir!" dendi. Melike
onu görünce derin bir su sandı ve eteğini çekti. Süleyman "Bu billurdan
yapılmış, şeffaf bir zemindir" dedi. Melike dedi ki: "Rabbim! Ben
gerçekten kendime yazık etmiştim. Süleyman'ın maiyyetinde, âlemlerin Rabbi olan
Allah'a teslim oldum."
45- Andolsun ki, Allah'a ibadet edin diye
Semud'a da kardeşleri Salih'i gönderdik. Hemen birbirleriyle çekişen iki zümre
oluverdiler.
46- Salih dedi ki: "Ey benim kavmim! İyilik
dururken niçin kötülüğe koşuyorsunuz? Ne olur Allah'a istiğfar etseniz, belki
rahmetine ulaşırdınız."
47- Cevap verdiler: "Senin ve
beraberindekilerin yüzünden uğursuzluğa uğradık." Salih: "Size çöken
uğursuzluk (sebebi) Allah katında (yazılı)-dır. Belki siz imtihana çekilen bir
kavimsiniz" dedi.
48- O şehirde dokuz çete vardı ki, bunlar
yeryüzünde bozgunculuk yapıyorlar, iyilik tarafına hiç yanaşmıyorlardı.
49- Allah'a and içerek birbirlerine şöyle
dediler: "Gece ona ve ailesine baskın yapalım; sonra da velisine, 'Biz o
ailenin yok edilişi sırasında orada değildik, inanın ki doğru söylüyoruz'
diyelim."
50- Onlar böyle bir tuzak kurdular, biz de
kendileri farkında olmadan onların planlarını altüst ettik.
51- İşte bak! Tuzaklarının akibeti nice oldu:
Onları da, kavimlerini de toptan helak ettik.
52- İşte haksızlıkları yüzünden çökmüş
evleri! Bilen bir kavim için elbette bunda bir ibret vardır.
53- İman edip Allah'a karşı gelmekten
sakınanları da kurtardık.
54- Lût'u da (peygamber olarak kavmine
gönderdik). O, kavmine şöyle demişti: "Göz göre göre hala o hayasızlığı
yapacak mısınız?"
55- "Siz ille de kadınları bırakıp
şehvetle erkeklere yaklaşacak mısınız? Doğrusu siz beyinsizlikte devam edegelen
bir kavimsiniz!"
56- Buna kavminin cevabı sadece: "Lût
ailesini memleketinizden çıkarın; baksanıza onlar (bizim yaptıklarımızdan)
temiz kalmak isteyen insanlarmış!" demelerinden ibaret oldu.
57- Bunun üzerine onu ve ailesini kurtardık.
Yalnız karısı müstesna; onun geride (azaba uğrayanların içinde) kalmasını
takdir ettik.
58- Onların üzerlerine öyle bir yağmur
indirdik ki, ne kötü idi uyarılanların yağmuru!
59- (Resulüm!) de ki: "Hamd olsun
Allah'a, selam olsun seçkin kıldığı kullarına. Allah mı hayırlı, yoksa O'na koştukları
ortaklar mı?"
60- (Onlar mı hayırlı) yoksa, gökleri ve yeri
yaratan, gökten size su indiren mi? Çünkü biz onunla, bir ağacını bile
bitirmeye gücünüzün yetmediği güzel güzel bahçeler bitirmişizdir. Allah'la
beraber başka bir ilâh mı var! Doğrusu onlar sapıklıkta devam eden bir
güruhtur.
61- (Onlar mı hayırlı) yoksa, yeryüzünü
oturmaya elverişli kılan, aralarında nehirler akıtan, onun için sabit dağlar
yaratan, iki deniz arasına engel koyan mı? Allah'ın yanında başka bir ilâh mı
var? Hayır onların çoğu (hakikatları) bilmiyorlar.
62- (Onlar mı hayırlı) yoksa, kendine
yalvardığı zaman bunalmışa karşılık veren ve başındaki sıkıntıyı gideren, sizi
yeryüzünün hakimleri yapan mı? Allah'ın yanında başka bir ilâh mı var? Ne kıt
düşünüyorsunuz!
63- (Onlar mı hayırlı) yoksa, karanın ve
denizin karanlıkları içinde size yolu bulduran, rahmetinin (yağmurun) önünde
rüzgarları müjdeci olarak gönderen mi? Allah'ın yanında başka bir ilâh mı var?
Allah onların koştukları ortaklardan çok yücedir, münezzehtir.
64- (Onlar mı hayırlı) yoksa, önce yaratan,
sonra yaratmayı tekrar eden ve sizi hem gökten, hem yerden rızıklandıran mı?
Allah ile beraber başka bir ilâh mı var? De ki: Eğer doğru söylüyorsanız, siz
kesin delilinizi getirin haydi!
65- De ki: Göklerde ve yerde Allah'tan başka
kimse gaybı bilmez. Ne zaman diriltileceklerini de bilmezler.
66- Fakat ahiret hakkında bilgiler onlara
ardarda gelmektedir. Ama onlar bundan bir şüphe içindedirler. Çünkü onlar
bundan yana kördürler.
67- İnkârcılar dediler ki: "Sahi biz ve
atalarımız toprak olduktan sonra gerçekten (diriltilip) çıkarılacak
mıyız?"
68- "And olsun ki, bu tehdit bize
yapıldığı gibi, daha önce atalarımıza da yapılmıştır. Bu öncekilerin
masallarından başka bir şey değildir."
69- De ki: "Hele bir yeryüzünde gezin
de, günahkarların sonu nice oldu, bir bakın!"
70- (Habibim!) Onlara karşı mahzun olma,
kurmakta oldukları tuzaklardan ötürü de sıkıntı duyma!
71- Bir de, "Eğer doğru söylüyorsanız bu
vaad (ettiğiniz azab) hani, ne zaman?" derler.
72- De ki: "Çabucak gelmesini istediğiniz
şeyin (azabın) bir kısmı herhalde yakında ensenize binecektir."
73- Şüphesiz Rabbin, insanlara karşı lütuf
sahibidir; fakat insanların çoğu şükretmezler.
74- Rabbin elbette onların sinelerinin
gizlediklerini de, açığa vurduklarını da bilir.
75- Gökte ve yerde gizli hiçbir şey yoktur ki
apaçık bir kitapta (Lehv-i mahfuzda) bulunmasın.
76- Haberiniz olsun ki bu Kur'ân, İsrail
oğullarına, hakkında ihtilaf edegeldikleri şeylerin pek çoğunu anlatmaktadır.
77- Ve o, müminler için gerçekten bir hidayet
rehberi ve rahmettir.
78- Rabbin şüphesiz, onlar arasında kendi
hükmünü verecektir. O, mutlak galiptir, hikmet sahibidir.
79- Ve o halde sen Allah'a güven. Çünkü sen,
apaçık hakikatin üzerindesin.
80- Bil ki sen, ölülere işittiremezsin,
arkasını dönüp kaçmakta olan sağırlara da daveti duyuramazsın.
81- Sen körleri sapıklıklarından çevirip
doğru yola getirecek değilsin. Ancak (gönülden) teslim olarak âyetlerimize iman
edenlere duyurabilirsin.
82- Söylenen başlarına geleceği vakit, bunlar
için yerden bir "dâbbe" (canlı) çıkarırız ki bu, onlara insanların
âyetlerimize kesin bir iman getirmemiş olduklarını söyler.
83- Ve her ümmetin âyetlerimizi yalan
sayanlarından bir cemaati toplayacağımız gün, artık onlar bir arada tutulup
(hesap yerine) sevkedilirler.
84- Nihayet (oraya) geldikleri vakit Allah
buyurur: "Siz benim âyetlerimi, ne olduğunu kavramadan yalan saydınız öyle
mi? Yoksa yaptığınız başka neydi?"
85- Yaptıkları haksızlıktan dolayı, o söz
gerçekleşmiştir; artık onlar konuşamazlar.
86- Görmediler mi ki, dinlensinler diye
geceyi yarattık ve (çalışsınlar diye) gündüzü apaydınlık yaptık. İman eden bir
kavim için elbette bunda ibretler vardır.
87- Sûr'a üfürüldüğü gün Allah'ın diledikleri
müstesna göklerde ve yerde bulunanlar hep dehşete kapılır. Hepsi boyunları
bükük olarak O'na gelirler.
88- Sen dağları görürsün de, yerinde durur
sanırsın. Oysa onlar bulutun yürümesi gibi yürümektedirler. Bu, her şeyi
sapasağlam yapan Allah'ın sanatıdır. Şüphesiz ki O, yaptıklarınızdan tamamıyla
haberdardır.
89- Kim iyilikle gelirse, ona daha iyisi
verilir ve onlar o gün korkudan da emin kalırlar.
90- Her kim de kötülükle gelirse artık
yüzleri ateşte sürtülür. "Başka değil ancak yaptığınız amellerin cezasını
çekeceksiniz." (denir).
91- (De ki): "Ben ancak her şeyin sahibi
olan ve burayı kutlu kılan bu şehrin (Mekke'nin) Rabbine kulluk etmekle
emrolundum. Yine bana müslümanlardan olmam emredildi."
92- "Ve Kur'ân'ı okumam emredildi."
Artık kim doğru yola gelirse, yalnız kendisi için gelmiş olur; kim de saparsa
ona de ki: "Ben sadece uyarıcılardanım."
93- Ve şöyle de: Hamd, Allah'a mahsustur. O,
âyetlerini size gösterecek, siz de onları görüp tanıyacaksınız. Rabbin,
yaptıklarınızdan habersiz değildir.
27-NEML:
1- Tâ, Sîn. Bunlar sana, Kur'ân'ın ve apaçık
bir kitabın âyetleridir.
2- İman eden müminler için hidayet rehberi ve
müjdeci olmak üzere.
3- Ki o (müminler) namazı dosdoğru kılarlar,
zekatı verirler ve ahirete de kesin olarak iman ederler.
4- Şüphesiz biz, ahirete inanmayanların
işlerini kendilerine süslü gösterdik de onlar ilerisini göremezler, kalpleri
körelmiştir.
5- İşte bunlar, kendileri için oldukça ağır
bir azab bulunan kimselerdir, ahirette en çok ziyana uğrayacaklar da onlardır.
6- (Resulüm!) Şüphesiz ki bu Kur'ân, sana
hikmet sahibi ve her şeyi bilen Allah tarafından indirilmektedir.
7- Hani Musa, ailesine şöyle demişti:
"Gerçekten ben bir ateş gördüm, (gidip) size oradan bir haber getireceğim
yahut bir kor ateş getireyim, umarım ki ısınırsınız."
8- Oraya geldiğinde şöyle seslenilmişti:
"Ateşin bulunduğu yerdeki ve çevresindekiler mübarek kılınmıştır!
Âlemlerin Rabbi olan Allah, eksikliklerden münezzehtir!"
9- "Ey Musa! İyi bil ki, ben, mutlak
galip ve hikmet sahibi olan Allah'ım!"
10- "Asânı at!" (Asâyı atıp) onu
yılan gibi deprenir görünce dönüp arkasına bakmadan kaçtı. (Dedik ki): "Ey
Musa korkma! Çünkü benim huzurumda peygamberler korkmaz."
11- "Ancak, kim haksızlık yapar, sonra
yaptığı kötülüğü iyiliğe çevirirse, bilsin ki ben (ona karşı da) çok
bağışlayıcıyım, çok merhamet sahibiyim."
12- "Elini koynuna sok; kusursuz
bembeyaz çıkacaktır. Dokuz mucize ile Firavun ve kavmine (git), çünkü onlar
yoldan çıkmış bir kavim olmuşlardır."
13- Bu şekilde âyetlerimiz onların gözleri
önüne serilince, "Bu apaçık bir sihirdir" dediler.
14- Ve vicdanları bunlar(ın doğruluğun)a tam
bir kanaat getirdiği halde, zulüm ve kibirlerinden ötürü onları bile bile inkâr
ettiler. Bozguncuların sonunun nice olduğuna bir bak!
15- Andolsun ki biz, Davud'a ve Süleyman'a
bir ilim verdik. Onlar: "Bizi mümin kullarının birçoğundan üstün kılan
Allah'a hamd olsun" dediler.
16- Süleyman Davud'a varis olup dedi ki:
"Ey insanlar! Bize kuş dili öğretildi ve bize her şeyden (nasip) verildi.
Doğrusu bu apaçık bir lütuftur."
17- Cinlerden, insanlardan ve kuşlardan
müteşekkil orduları Süleyman'ın hizmetinde toplandı, hepsi bir arada (onun
tarafından) düzenli olarak sevkediliyordu.
18- Nihayet karınca vâdisine geldikleri
zaman, bir karınca: "Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin; Süleyman ve ordusu
farkına varmadan sizi ezmesin!" dedi.
19- (Süleyman) onun sözüne gülümseyerek dedi
ki: "Ey Rabbim! Bana
ve ana babama verdiğin nimete şükretmemi ve
hoşnut olacağın iyi iş yapmamı gönlüme getir. Rahmetinle, beni iyi kulların
arasına kat."
20- (Süleyman) Kuşları gözden geçirdikten
sonra şöyle dedi: "Hüd-hüd'ü niçin göremiyorum? Yoksa kayıplara mı
karıştı?"
21- "Ya bana (mazeretini gösteren)
apaçık bir delil getirecek, ya da onu şiddetli bir azaba uğratacağım, yahut
boğazlıyacağım!"
22- Çok geçmeden (Hüdhüd) gelip: "Ben,
dedi, senin bilmediğin bir şeyi öğrendim. Sebe'den sana çok doğru (ve önemli)
bir haber getirdim.
23- "Gerçekten, onlara (Sebelilere)
hükümdarlık eden, kendisine her türlü imkan verilmiş ve büyük bir tahta sahip
olan bir kadınla karşılaştım."
24- "Onun ve kavminin, Allah'ı bırakıp
güneşe secde ettiklerini gördüm. Şeytan, kendilerine yaptıklarını süslü
göstermiş de onları doğru yoldan alıkoymuş. Bunun için hidayete
giremiyorlar."
25- "Göklerde ve yerde gizleneni açığa
çıkaran, gizlediğinizi ve açıkladığınızı bilen Allah'a secde etmezler."
26- "(Halbuki) O büyük Arş'ın sahibi
olan Allah'tan başka tapılacak yoktur."
27- (Süleyman Hüdhüd'e) dedi ki: "Doğru
mu söyledin, yoksa yalancılardan mısın, bakacağız."
28- "Şu mektubumu götür, onu kendilerine
ver, sonra onlardan biraz çekil de, ne sonuca varacaklarına bak."
29- (Süleyman'ın mektubunu alan Sebe
melikesi): "Beyler, ulular! Bana çok önemli bir mektup bırakıldı"
dedi.
30- "Mektup Süleyman'dandır, Rahmân ve
Rahîm Allah'ın adıyla (başlamakta)dır. "
31- "Bana karşı baş kaldırmayın,
teslimiyet göstererek bana gelin diye (yazmaktadır)."
32- (Sonra Melike) dedi ki: "Beyler,
ulular! Bu işimde bana bir fikir verin. (Bilirsiniz) siz yanımda olmadan hiçbir
işi kestirip atmam."
33- Onlar, şöyle cevap verdiler: "Biz
güçlü kuvvetli kimseleriz, zorlu savaş erbabıyız, buyruk ise senindir; artık ne
emredeceğini düşün taşın."
34- Melike, "Hükümdarlar bir memlekete
girdiler mi orayı perişan ederler ve halkının ulularını hakir hâle getirirler.
(Herhalde) Onlar da böyle yapacaklardır" dedi.
35- "Ben (şimdi) onlara bir hediye
göndereyim de, bakayım elçiler ne (gibi bir sonuç) ile dönecekler."
36- (Elçiler, hediyelerle) gelince Süleyman
şöyle dedi: "Siz bana mal ile yardım mı etmek istiyorsunuz? Allah'ın bana
verdiği, size verdiğinden daha iyidir. Ama siz, hediyenizle
böbürlenirsiniz."
37- "(Ey elçi) Onlara var (söyle); iyi
bilsinler ki, kendilerine asla karşı koyamayacakları ordularla gelir, onları,
muhakkak surette hor ve hakir halde oradan çıkarırız!"
38- (Sonra Süleyman müşavirlerine) dedi ki:
"Ey ulular! Onlar teslimiyet gösterip bana gelmeden önce, hanginiz o
Melike'nin tahtını bana getirebilir?"
39- Cinlerden bir ifrit, "Sen makamından
kalkmadan ben onu sana getiririm. Gerçekten bu işe gücüm ve güvenim var."
dedi.
40- Kitaptan ilmi olan kimse ise,
"Gözünü açıp kapamadan, ben onu sana getiririm" dedi. (Süleyman) onu
(Melike'nin tahtını) yanıbaşına yerleşivermiş görünce, "Bu, dedi, şükür mü
edeceğim, yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni sınamak üzere Rabbimin
(gösterdiği) lütfundandır. Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur;
nankörlük edene gelince, o bilsin ki Rabbim müstağnidir, çok kerem
sahibidir."
41- (Süleyman devamla) dedi ki: "Onun
tahtını bilemeyeceği bir vaziyete sokun; getirin bakalım tanıyabilecek mi,
yoksa tanıyamayanlardan mı olacak?"
42- Melike gelince, "Senin tahtın da
böyle mi?" dendi. O şöyle cevap verdi: "Tıpkı o! Zaten bize daha önce
bilgi verilmiş ve biz teslimiyet göstermiştik."
43- O'nu, Allah'tan başka taptığı şeyler
alıkoymuştu. Çünkü kendisi inkârcı bir kavimdendi.
44- Ona "köşke gir!" dendi. Melike
onu görünce derin bir su sandı ve eteğini çekti. Süleyman "Bu billurdan
yapılmış, şeffaf bir zemindir" dedi. Melike dedi ki: "Rabbim! Ben
gerçekten kendime yazık etmiştim. Süleyman'ın maiyyetinde, âlemlerin Rabbi olan
Allah'a teslim oldum."
45- Andolsun ki, Allah'a ibadet edin diye
Semud'a da kardeşleri Salih'i gönderdik. Hemen birbirleriyle çekişen iki zümre
oluverdiler.
46- Salih dedi ki: "Ey benim kavmim!
İyilik dururken niçin kötülüğe koşuyorsunuz? Ne olur Allah'a istiğfar etseniz,
belki rahmetine ulaşırdınız."
47- Cevap verdiler: "Senin ve
beraberindekilerin yüzünden uğursuzluğa uğradık." Salih: "Size çöken
uğursuzluk (sebebi) Allah katında (yazılı)-dır. Belki siz imtihana çekilen bir
kavimsiniz" dedi.
48- O şehirde dokuz çete vardı ki, bunlar
yeryüzünde bozgunculuk yapıyorlar, iyilik tarafına hiç yanaşmıyorlardı.
49- Allah'a and içerek birbirlerine şöyle
dediler: "Gece ona ve ailesine baskın yapalım; sonra da velisine, 'Biz o
ailenin yok edilişi sırasında orada değildik, inanın ki doğru söylüyoruz'
diyelim."
50- Onlar böyle bir tuzak kurdular, biz de
kendileri farkında olmadan onların planlarını altüst ettik.
51- İşte bak! Tuzaklarının akibeti nice oldu:
Onları da, kavimlerini de toptan helak ettik.
52- İşte haksızlıkları yüzünden çökmüş
evleri! Bilen bir kavim için elbette bunda bir ibret vardır.
53- İman edip Allah'a karşı gelmekten
sakınanları da kurtardık.
54- Lût'u da (peygamber olarak kavmine
gönderdik). O, kavmine şöyle demişti: "Göz göre göre hala o hayasızlığı
yapacak mısınız?"
55- "Siz ille de kadınları bırakıp
şehvetle erkeklere yaklaşacak mısınız? Doğrusu siz beyinsizlikte devam edegelen
bir kavimsiniz!"
56- Buna kavminin cevabı sadece: "Lût
ailesini memleketinizden çıkarın; baksanıza onlar (bizim yaptıklarımızdan)
temiz kalmak isteyen insanlarmış!" demelerinden ibaret oldu.
57- Bunun üzerine onu ve ailesini kurtardık.
Yalnız karısı müstesna; onun geride (azaba uğrayanların içinde) kalmasını
takdir ettik.
58- Onların üzerlerine öyle bir yağmur
indirdik ki, ne kötü idi uyarılanların yağmuru!
59- (Resulüm!) de ki: "Hamd olsun
Allah'a, selam olsun seçkin kıldığı kullarına. Allah mı hayırlı, yoksa O'na
koştukları ortaklar mı?"
60- (Onlar mı hayırlı) yoksa, gökleri ve yeri
yaratan, gökten size su indiren mi? Çünkü biz onunla, bir ağacını bile
bitirmeye gücünüzün yetmediği güzel güzel bahçeler bitirmişizdir. Allah'la
beraber başka bir ilâh mı var! Doğrusu onlar sapıklıkta devam eden bir
güruhtur.
61- (Onlar mı hayırlı) yoksa, yeryüzünü
oturmaya elverişli kılan, aralarında nehirler akıtan, onun için sabit dağlar
yaratan, iki deniz arasına engel koyan mı? Allah'ın yanında başka bir ilâh mı
var? Hayır onların çoğu (hakikatları) bilmiyorlar.
62- (Onlar mı hayırlı) yoksa, kendine
yalvardığı zaman bunalmışa karşılık veren ve başındaki sıkıntıyı gideren, sizi
yeryüzünün hakimleri yapan mı? Allah'ın yanında başka bir ilâh mı var? Ne kıt
düşünüyorsunuz!
63- (Onlar mı hayırlı) yoksa, karanın ve denizin
karanlıkları içinde size yolu bulduran, rahmetinin (yağmurun) önünde rüzgarları
müjdeci olarak gönderen mi? Allah'ın yanında başka bir ilâh mı var? Allah
onların koştukları ortaklardan çok yücedir, münezzehtir.
64- (Onlar mı hayırlı) yoksa, önce yaratan,
sonra yaratmayı tekrar eden ve sizi hem gökten, hem yerden rızıklandıran mı?
Allah ile beraber başka bir ilâh mı var? De ki: Eğer doğru söylüyorsanız, siz
kesin delilinizi getirin haydi!
65- De ki: Göklerde ve yerde Allah'tan başka
kimse gaybı bilmez. Ne zaman diriltileceklerini de bilmezler.
66- Fakat ahiret hakkında bilgiler onlara
ardarda gelmektedir. Ama onlar bundan bir şüphe içindedirler. Çünkü onlar
bundan yana kördürler.
67- İnkârcılar dediler ki: "Sahi biz ve
atalarımız toprak olduktan sonra gerçekten (diriltilip) çıkarılacak
mıyız?"
68- "And olsun ki, bu tehdit bize
yapıldığı gibi, daha önce atalarımıza da yapılmıştır. Bu öncekilerin
masallarından başka bir şey değildir."
69- De ki: "Hele bir yeryüzünde gezin
de, günahkarların sonu nice oldu, bir bakın!"
70- (Habibim!) Onlara karşı mahzun olma,
kurmakta oldukları tuzaklardan ötürü de sıkıntı duyma!
71- Bir de, "Eğer doğru söylüyorsanız bu
vaad (ettiğiniz azab) hani, ne zaman?" derler.
72- De ki: "Çabucak gelmesini
istediğiniz şeyin (azabın) bir kısmı herhalde yakında ensenize
binecektir."
73- Şüphesiz Rabbin, insanlara karşı lütuf
sahibidir; fakat insanların çoğu şükretmezler.
74- Rabbin elbette onların sinelerinin
gizlediklerini de, açığa vurduklarını da bilir.
75- Gökte ve yerde gizli hiçbir şey yoktur ki
apaçık bir kitapta (Lehv-i mahfuzda) bulunmasın.
76- Haberiniz olsun ki bu Kur'ân, İsrail
oğullarına, hakkında ihtilaf edegeldikleri şeylerin pek çoğunu anlatmaktadır.
77- Ve o, müminler için gerçekten bir hidayet
rehberi ve rahmettir.
78- Rabbin şüphesiz, onlar arasında kendi
hükmünü verecektir. O, mutlak galiptir, hikmet sahibidir.
79- Ve o halde sen Allah'a güven. Çünkü sen,
apaçık hakikatin üzerindesin.
80- Bil ki sen, ölülere işittiremezsin,
arkasını dönüp kaçmakta olan sağırlara da daveti duyuramazsın.
81- Sen körleri sapıklıklarından çevirip
doğru yola getirecek değilsin. Ancak (gönülden) teslim olarak âyetlerimize iman
edenlere duyurabilirsin.
82- Söylenen başlarına geleceği vakit, bunlar
için yerden bir "dâbbe" (canlı) çıkarırız ki bu, onlara insanların
âyetlerimize kesin bir iman getirmemiş olduklarını söyler.
83- Ve her ümmetin âyetlerimizi yalan
sayanlarından bir cemaati toplayacağımız gün, artık onlar bir arada tutulup
(hesap yerine) sevkedilirler.
84- Nihayet (oraya) geldikleri vakit Allah
buyurur: "Siz benim âyetlerimi, ne olduğunu kavramadan yalan saydınız öyle
mi? Yoksa yaptığınız başka neydi?"
85- Yaptıkları haksızlıktan dolayı, o söz
gerçekleşmiştir; artık onlar konuşamazlar.
86- Görmediler mi ki, dinlensinler diye
geceyi yarattık ve (çalışsınlar diye) gündüzü apaydınlık yaptık. İman eden bir
kavim için elbette bunda ibretler vardır.
87- Sûr'a üfürüldüğü gün Allah'ın diledikleri
müstesna göklerde ve yerde bulunanlar hep dehşete kapılır. Hepsi boyunları
bükük olarak O'na gelirler.
88- Sen dağları görürsün de, yerinde durur
sanırsın. Oysa onlar bulutun yürümesi gibi yürümektedirler. Bu, her şeyi
sapasağlam yapan Allah'ın sanatıdır. Şüphesiz ki O, yaptıklarınızdan tamamıyla
haberdardır.
89- Kim iyilikle gelirse, ona daha iyisi
verilir ve onlar o gün korkudan da emin kalırlar.
90- Her kim de kötülükle gelirse artık
yüzleri ateşte sürtülür. "Başka değil ancak yaptığınız amellerin cezasını
çekeceksiniz." (denir).
91- (De ki): "Ben ancak her şeyin sahibi
olan ve burayı kutlu kılan bu şehrin (Mekke'nin) Rabbine kulluk etmekle
emrolundum. Yine bana müslümanlardan olmam emredildi."
92- "Ve Kur'ân'ı okumam emredildi."
Artık kim doğru yola gelirse, yalnız kendisi için gelmiş olur; kim de saparsa
ona de ki: "Ben sadece uyarıcılardanım."
93- Ve şöyle de: Hamd, Allah'a mahsustur. O,
âyetlerini size gösterecek, siz de onları görüp tanıyacaksınız. Rabbin,
yaptıklarınızdan habersiz değildir.


İndeks
AnaSayfa