Artık Kuran-ı Kerim size bir tık uzaklıkta…
İndeks AnaSayfa
ELMALILI MUHAMMED HAMDİ YAZIR MEALİ
4-NİSA:
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
1- Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan
ve ondan eşini yaratıp ikisinden bir çok erkekler ve kadınlar üreten
Rabbinizden korkun; kendi adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah'dan ve
akrabalık (bağlarını kırmak)tan sakının. Şüphesiz Allah sizin üzerinizde
gözeticidir.
2- Öksüzlere mallarını verin ve kötüsünü
(onlara vererek) iyisiyle değiştirmeyin. Onların mallarını, kendi mallarınıza
karıştırıp yemeyin. Zira bu, büyük bir günahtır.
3- Eğer öksüz kızlarla evlendiğinizde onlara
karşı adaletli davranamamaktan korkarsanız, hoşunuza giden diğer kadınlardan
iki, üç ve dörde kadar evlenebilirsiniz. Eğer adaleti gözetmemekten
korkarsanız, o zaman bir tane ile veya elinizin altındakiyle (sahip olduğunuz
câriye ile) yetinin. Doğruluktan ayrılmamak için bu daha elverişlidir.
4- Kadınlara mehirlerini gönül hoşluğuyla
verin. Eğer onlar gönül rızasıyla size bir şey bağışlarlarsa onu afiyetle
yiyin.
5- Allah'ın, sizi başına diktiği mallarınızı
aklı ermezlere vermeyin; o mallarla onları besleyin, giydirin ve onlara güzel
söz söyleyin.
6- Evlenme çağına gelinceye kadar yetimleri
gözetip deneyin. Onların akılca olgunlaştıklarını görürseniz, mallarını
kendilerine teslim edin. "Büyüyecekler de mallarına sahip olacaklar"
endişesiyle onları israf ederek, tez elden yemeyin. Zengin olan, onların malını
yemekten çekinsin. Fakir olan ise, meşrû sûrette yesin. Mallarını kendilerine
verdiğiniz zaman, bunu şahitler karşısında yapın. Hesap görücü olarak Allah
yeter.
7- Ana, baba ve akrabaların miras olarak
bıraktıklarında erkeklerin hissesi vardır. Kadınların da ana, baba ve
akrabaların bıraktıklarında hisseleri vardır. Bunlar, az olsun çok olsun, farz
kılınmış bir hissedir.
8- Paylaşma sırasında akrabalar, öksüzler,
yoksullar hazır bulunurlarsa, onlara da bir şey verin ve onlara güzelce sözler
söyleyerek gönüllerini alın.
9- Kendileri, geriye zayıf çocuklar
bıraktıkları takdirde, onların geleceğinden endişe duyacak olanlar, (yetimler
hakkında da aynı) endişeyi duysunlar, Allah'dan sakınsınlar ve doğru söz
söylesinler.
10- Yetimlerin mallarını haksız yere
yiyenler, muhakkak ki karınlarını ateşle doldurmuş olurlar ve cehennemi
boylarlar.
11- Allah size evlatlarınızın miras taksimini
şöyle emrediyor: Çocuklarınızda, erkeğe iki kadın payı kadar, eğer hepsi kadın
olmak üzere ikiden de fazla iseler, bunlara mirasın üçte ikisi ve eğer bir tek
kadın ise o zaman ona malın yarısı vardır. Eğer ölen, ana ve baba ile birlikte
çocuklar da bırakmışsa ana babanın her birine ölenin terekesinden altıda bir;
şâyet ölenin çocuğu yok da, mirasçı olarak ana ve babası kalmışsa, ananın payı
üçte birdir. Eğer ölenin kardeşleri varsa terekenin altıda biri ananındır. Bu
paylar, ölenin borçları ödenip, vasiyeti de yerine getirildikten sonra hak
sahiplerine verilir. Baba ve çocuklardan, hangisinin size fayda bakımından daha
yakın olduğunu, siz bilmezsiniz. Bütün bunlar Allah tarafından farz
kılınmıştır. Şüphesiz Allah alîmdir, hakîmdir.
12- Eğer hanımlarınızın çocukları yoksa,
bıraktıkları mirasın yarısı sizindir. Şâyet bir çocukları varsa o zaman mirasın
dörtte biri sizindir. Bu paylar, ölenin vasiyeti yerine getirildikten ve varsa,
borcu ödendikten sonra verilir. Eğer siz çocuk bırakmadan ölürseniz, geriye
bıraktığınız mirasın dörtte biri hanımlarınızındır. Şâyet çocuklarınız varsa o
zaman bıraktığınız mirasın sekizde biri hanımlarınızındır. Bu paylar,
yaptığınız vasiyetler yerine getirilip ve varsa borcunuz ödendikten sonra
verilir. Eğer ölen bir erkek veya kadının çocuğu ve babası bulunmadığı halde
kelâle olarak (yan koldan) mirasına konuluyor ve kendisinin bir erkek veya
kızkardeşi bulunuyorsa, bunlardan herbirinin miras payı terekenin altıda
biridir. Eğer mevcut olan kardeşler bundan daha çok iseler, bu takdirde
kardeşler mirasın üçte birini zarara uğratılmaksızın aralarında eşit olarak
taksim ederler. Bu paylar ölenin vasiyeti yerine getirilip ve varsa borcu
ödendikten sonra verilir. Bunlar, Allah tarafından bir emirdir. Allah her şeyi
bilen ve yarattıklarına çok yumuşak davranandır.
13- İşte bütün bu hükümler, Allah'ın koyduğu
hükümler ve çizdiği sınırlardır. Kim Allah'a ve Peygamberine itâat ederse Allah
onu altlarından ırmaklar akan cennetlere koyar. Onlar, orada ebedî olarak
kalacaklardır. İşte büyük kurtuluş budur.
14- Kim de Allah'a ve Peygamberine isyan eder
ve Allah'ın koyduğu sınırları aşarsa Allah onu da ebedî kalacağı cehennem
ateşine koyar. Onun için alçaltıcı bir azab vardır.
15- Kadınlarınızdan zina edenlere karşı,
içinizden dört şahit getirin. Eğer onlar, şahitlik yaparlarsa, bu kadınları,
ölüm alıp götürünceye kadar veya Allah onlara bir çıkış yolu açıncaya kadar
evlerde hapsedin.
16- Sizlerden zina edenlerin her ikisine de
eziyet edin. Eğer onlar tevbe edip kendilerini ıslah ederlerse onlardan
vazgeçin. Çünkü Allah tevbeleri kabul eden ve çok merhamet edendir.
17- Ancak Allah'ın kabul etmesini vaad
buyurduğu tevbe, o kimseler içindir ki, bilmeyerek günah işleyip hemen tevbe
edenlerin tevbesidir. İşte Allah bunların tevbelerini kabul eder. Allah alîmdir
hakîmdir. (Her şeyi bilendir, hikmet sahibidir).
18- Yoksa günah işleyip de kendisine ölüm
gelince: "İşte ben şimdi tevbe ettim." diyen kimselerin tevbesi kabul
edilmez. Kâfir olarak ölenlerin de tevbeleri kabul edilmez. İşte bunlara
ahirette can yakıcı bir azap hazırlamışızdır.
19- Ey iman edenler! Kadınlara zorla varis
olmanız size helal değildir. Verdiğiniz mehrin bir kısmını kurtaracaksınız
diye, onları sıkıştırmanız da helal değildir. Ancak açık bir hayasızlık yapmış
olurlarsa başka. Onlarla iyi geçinin. Eğer kendilerinden hoşlanmadınızsa,
olabilir ki, siz bir şeyden hoşlanmasanız da Allah onda bir çok hayır takdir
etmiş bulunur.
20- Eğer bir eşi bırakıp da yerine diğer bir
eş almak isterseniz, öncekine yüklerle mehir vermiş de bulunsanız, ondan bir
şey geri almayın. O malı bir iftira ve açık bir günah isnadı yaparak geri alır
mısınız?
21- Birbirinizle kaynaşıp başbaşa kalmışken
ve onlar sizden kuvvetli bir teminat almışken verdiğinizi nasıl geri
alabilirsiniz?
22- Cahiliye devrinde geçenler müstesna,
babalarınızın nikahladığı kadınlarla evlenmeyiniz. Şüphe yok ki o, pek
çirkindi, iğrenç idi, o ne fena bir âdetti.
23- Size şunları nikahlamak haram kılındı:
Anneleriniz, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek ve
kız kardeşlerinizin kızları, sizi emziren süt anneleriniz, süt kızkardeşleriniz
ve karılarınızın anneleri, ve kendileri ile zifafa girdiğiniz kadınlarınızdan
olan ve evlerinizde bulunan üvey kızlarınız. Eğer üvey kızlarınızın anneleri
ile zifafa girmemişseniz onlarla evlenmenizde size bir günah yoktur.
Sulbünüzden gelen (öz) oğullarınızın hanımları ile evlenmeniz ve iki kız
kardeşi birlikte nikahlamanız da haramdır. Ancak cahiliyyet devrinde geçen
geçmiştir. Şüphesiz ki Allah gafur (çok bağışlayıcı) ve çok merhamet edicidir.
24- Bir de harb esiri olarak sahibi
bulunduğunuz cariyeler müstesna, evli kadınlarla evlenmeniz de size haram
kılındı. Bütün bunlar Allah'ın üzerinize farz kıldığı hükümlerdir. Bunların
dışında kalanlar ise iffetli olarak zina etmeksizin mallarınızla mehir vermek
suretiyle evlenmek istemeniz size helal kılındı. O halde onlardan nikah ile
faydalanmanıza karşılık mehirlerini kendilerine verin ki, bu farzdır. O mehri
takdir edip kesinleştirdikten sonra birbirinizi razı etmenizde bir mahzur
yoktur. Şüphesiz ki Allah her şeyi çok iyi bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
25- Sizden her kim hür mümin kadınları nikah
edecek bir zenginliğe gücü yetmiyorsa, ona da ellerinizin altındaki mümin
cariyelerinizden efendilerinin rızası ile nikahlamak var. Allah sizin imanınızı
daha iyi bilir. Siz birbirinizdensiniz. O halde sahiplerinin izni ile ve
mehirlerini örfe göre vermek suretiyle cariyelerden iffetli olan, zina etmeyen,
dost da edinmeyenlerle evlenin. Evlendikten sonra bir fuhuş yaparlarsa, o vakit
hür kadınlar hakkında gerekli bulunan cezanın yarısı kendilerine lazım gelir.
Bu hükümler, içinizden günah işlemekten korkanlaradır. Sabretmeniz ise, sizin
için daha hayırlıdır. Allah Gafûrdur, Rahimdir (çok bağışlayıcıdır, çok
merhamet edicidir).
26- Allah, sizlere bilmediklerinizi
bildirmek, sizden öncekilerin yollarını size göstermek ve tevbenizi kabul etmek
istiyor. Allah, her şeyi çok iyi bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
27- Allah sizin tevbenizi kabul etmek
istiyor. Halbuki şehvetlerine uyanlar ise, sizin doğru yoldan büyük bir meyl
ile sapmanızı istiyorlar.
28- Allah, din hususundaki ağır teklifleri
sizden hafifletmek istiyor. Çünkü insan sabır ve tahammül bakımından zayıf
yaratılmıştır.
29- Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda
haksızlıkla yemeyin. Ancak kendi rızanızla yaptığınız ticaretle yemeniz
helaldir. Birbirinizin canına kıymayın. Şüphesiz Allah, size karşı çok
merhametlidir.
30- Kim, zulüm ve tecavüz yolu ile bu
yasakları işlerse, yakında onu cehennem ateşine atacağız. Onu ateşe atmak da
Allah'a pek kolaydır.
31- Eğer siz, yasaklandığınız büyük
günahlardan sakınırsanız, diğer kusurlarınızı örter, sizi güzel bir makama
koyarız.
32- Bir de Allah'ın bazınıza, diğerinden
fazla verdiği şeyleri temenni etmeyin. Erkeklere hak ettiklerinden bir pay
vardır. Kadınlara da kendi kazandıklarından bir pay vardır. İsteklerinizi
Allah'ın fazlından ve kereminden isteyin. Gerçekten Allah her şeyi hakkıyla
bilendir.
33- Anne, baba ve akrabaların bıraktıkları
her şey için bir mirasçı tayin ettik. Yemin akdiyle mirasçı kıldıklarınızın
paylarını da verin. Şüphesiz Allah, her şeye şahittir.
34- Erkekler, kadın üzerine idareci ve
hakimdirler. Çünkü Allah birini (cihad, imamet, miras gibi işlerde) diğerinden
üstün yaratmıştır. Bir de erkekler mallarından (aile fertlerine) harcamaktadırlar.
İyi kadınlar, itaatkar olanlar ve Allah'ın korunmasını emrettiği şeyleri
kocalarının bulunmadığı zamanlarda da koruyanlardır. Fenalık ve
geçimsizliklerinden korktuğunuz kadınlara gelince: Önce kendilerine öğüt verin,
yataklarından ayrılın. Bunlar da fayda vermezse dövün. Eğer size itaat
ederlerse kendilerini incitmeye başka bir bahane aramayın. Çünkü Allah çok
yücedir, çok büyüktür.
35- Eğer karı-koca arasının açılmasından
endişeye düşerseniz bir hakem erkeğin tarafından, bir hakem de kadının ailesinden
kendilerine gönderin. Bu arabulucu hakemler gerçekten barıştırmak isterlerse,
Allah karı-koca arasındaki dargınlık yerine geçim verir. Şüphesiz ki Allah
hakkıyla bilendir, her şeyin aslından haberdardır.
36- Allah'a ibadet edin ve O'na hiçbir şeyi
ortak koşmayın. Sonra anaya, babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, akraba
olan komşulara, yakın komşulara, yanında bulunan arkadaşa, yolda kalanlara,
sahip olduğunuz kölelere iyilik edin. Şüphesiz Allah, kibirlenen ve övünen
kimseyi sevmez.
37- Onlar ki hem kıskanır, cimrilik ederler,
hem de herkese cimrilik tavsiye ederler ve Allah'ın kendilerine lütfundan
verdiği nimeti gizlerler. Biz kâfirlere alçaltıcı bir azap hazırladık.
38- Bunlar, Allah'a ve ahiret gününe iman
etmedikleri halde mallarını, insanlara gösteriş yapmak için harcarlar. Şeytan
kimin arkadaşı olursa, o ne kötü arkadaştır!
39- Bunlar, Allah'a ve ahiret gününe iman
etselerdi ve Allah'ın verdiği rızıktan gösterişsiz harcasalardı kendilerine ne
zarar gelirdi? Allah onların söz ve işlerini çok iyi bilendir.
40- Şüphesiz ki Allah, hiç kimseye zerre
kadar zulüm etmez. Eğer yapılan iyilik zerre kadar da olsa, onun sevabını kat
kat artırır. Ve kendi katından büyük bir mükafat verir.
41- Her ümmetten bir şahit getirdiğimiz ve
seni de onların üzerine bir şahit yaptığımız zaman bakalım kâfirlerin hali ne
olacak!..
42- Allah'ı, inkar edip peygambere isyan
edenler, o kıyamet günü yerle bir olmayı isterler. Allah'tan hiçbir sözü
gizleyemezler.
43- Ey iman edenler! Sarhoş iken ne
söylediğinizi bilinceye kadar namaza yaklaşmayın. Cünüb iken de yolcu olanlar
müstesna gusül edinceye kadar namaza yaklaşmayın. Eğer hasta olur, veya
yolculukta bulunursanız veyahut biriniz abdest bozmaktan gelince veya cinsî
münasebette bulunup, su da bulamazsanız o zaman tertemiz bir toprak ile
teyemmüm edin. Niyetle yüzlerinize ve ellerinize sürün. Şüphesiz ki Allah çok
affedicidir, çok bağışlayıcıdır.
44- Kendilerine kitaptan bir nasib verilmiş
olanları görmüyor musun? Onlar, sapıklığı satın alıyorlar ve sizin de yoldan
sapmanızı istiyorlar.
45- Allah sizin düşmanlarınızı çok iyi bilir.
Gerçek bir dost olarak Allah yeter. Ve yardımcı olarak da Allah yeter.
46- Yahudilerden bir kısmı, (Allah'ın
kitabındaki) kelimeleri esas mânâsından kaydırıp; dillerini eğerek ve dine
saldırarak, "Sözünü işittik, emirlerine isyan ettik, dinle, dinlemez olası
ve râinâ (bizi gözet)" diyorlar. Halbuki onlar, "İşittik ve itaat
ettik; dinle ve bize de bak" deselerdi bu, kendileri için daha hayırlı ve
daha doğru olurdu. Fakat Allah, küfürleri yüzünden kendilerini lanetlemiştir.
Artık onlar, pek azı müstesna, iman etmezler.
47- Ey kendilerine kitap verilenler! Gelin
yanınızda bulunan (Tevrat)ı tasdik etmek üzere indirdiğimiz bu kitaba iman
edin. Biz birtakım yüzleri silip de enselerine çevirmeden yahut cumartesi
halkını (yahudileri) lanetlediğimiz gibi onları lanetlemeden önce iman edin.
Yoksa Allah'ın emri mutlaka yerine gelecektir.
48- Doğrusu Allah, kendisine ortak
koşulmasını asla affetmez. Ondan başkasını (diğer günahları) ise, dilediği
kimseler için bağışlar ve mağfiret buyurur. Her kim Allah'a şirk koşarsa
gerçekten pek büyük bir günah ile iftira etmiş olur.
49- Kendi nefislerini temize çıkaranları
görmüyor musun? Hayır! Ancak Allah, dilediğini temize çıkarır. Onlara kıl kadar
zulmedilmez.
50- Bak nasıl da Allah'a yalan uyduruyorlar.
Apaçık bir günah olarak bu yeter.
51- "Şu kendilerine kitaptan (okuma
yazmadan) bir nasib verilmiş olanları görmüyor musun! Onlar puta ve şeytana
inanıyorlar. Ve Allah'ı tanımayanlara, "Bunlar, müminlerden daha doğru
yoldadır." diyorlar.
52- Onlar, Allah'ın lanet ettiği kimselerdir.
Allah kime lanet ederse artık ona asla bir yardımcı bulamazsın.
53- Yoksa onların mülkten bir payı mı vardır.
Eğer öyle olsaydı, insanlara bir çekirdeğin zerresini bile vermezlerdi.
54- Yoksa onlar, Allah'ın lütuf ve kereminden
insanlara verdiği nimetleri kıskanıyorlar mı? Şüphesiz biz, İbrahim ailesine de
kitap ve hikmeti vermiştik. Hem de onlara büyük bir mülk ve saltanat ihsan
ettik.
55- İşte o yahudilerden bir kısmı ona iman
etti. Bir kısmı da ondan yüz çevirdi. O iman etmeyenlere cehennem alevi yeter.
56- Şüphesiz ki âyetlerimizi inkâr eden
kâfirleri biz yarın bir ateşe atacağız. Derileri piştikçe azabı duysunlar diye,
kendilerine başka deriler vereceğiz. Çünkü, Allah gerçekten çok güçlüdür, hüküm
ve hikmet sahibidir.
57- İman edip salih ameller işliyenleri ise,
altlarından ırmaklar akan cennetlere koyacağız. Orada ebedî olarak kalacaklar.
Onlara orada tertemiz eşler vardır. Onları, koyu gölgeler altında
bulunduracağız.
58- Allah size, emanetleri ehline vermenizi
ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor.
Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor. Şüphesiz ki Allah her şeyi hakkıyla
işiten, hakkıyla görendir.
59- Ey iman edenler! Allah'a itaat edin,
Peygambere de itaat edin ve sizden olan emir sahibine de itaat edin. Eğer
herhangi bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz; Allah'a ve ahiret gününe gerçekten
inanıyorsanız, onu Allah ve Resulüne arz edin. Bu, daha iyidir ve sonuç
bakımından da daha güzeldir.
60- Şunları görmüyor musun? Kendilerinin sana
indirilene ve senden önce indirilene inandıklarını ileri sürüyorlar da tağuta
inanmamaları kendilerine emrolunduğu halde, tağut önünde muhakemeleşmek
istiyorlar. Şeytan da onları bir daha dönemeyecekleri kadar iyice sapıklığa
düşürmek istiyor.
61- Onlara: "Allah'ın indirdiğine ve
Peygambere gelin!" denince, münafıkların senden büsbütün uzaklaştıklarını
görürsün.
62- Ya nasıl, elleriyle yaptıkları yüzünden
başlarına bir felaket gelince, hemen sana geldiler de: "Biz sadece iyilik
etmek ve arayı bulmak istedik." diye Allah'a yemin ediyorlar.
63- Onlar, Allah'ın kalblerindekini bildiği
kimselerdir; Onlara aldırma, onlara öğüt ver ve onların içlerine tesir edecek
güzel söz söyle!
64- Biz hangi peygamberi gönderdikse, sırf
Allah'ın izni ile itaat edilmek üzere gönderdik. Eğer onlar kendilerine
zulmettikleri zaman sana gelseler de Allah'tan günahlarının bağışlanmasını
dileselerdi ve Resul de onların bağışlanmasını dileseydi, elbette Allah'ı
affedici, merhametli bulurlardı.
65- Hayır! Rabbine andolsun ki iş bildikleri
gibi değil, onlar aralarında çıkan çekişmeli işlerde seni hakem yapıp sonra da
senin verdiğin hükme karşı içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın, tam bir
teslimiyetle boyun eğmedikçe iman etmiş olamazlar.
66- Eğer biz onlara: "Kendinizi öldürün,
veya yurtlarınızdan çıkın." diye yazmış olsaydık, içlerinden pek azı
hariç, bunu yapamazlardı. Fakat kendilerine verilen öğütleri tutsalardı,
elbette haklarında hem daha hayırlı, hem de daha sağlam olurdu.
67- Ve o zaman elbette kendilerine katımızdan
büyük mükafat verirdik.
68- Ve onları elbette doğru yola iletirdik.
69- Kim Allah'a ve Peygambere itaat ederse
işte onlar, Allah'ın kendilerine nimet verdiği peygamberlerle, sıddıklarla,
şehidlerle, iyilerle birliktedir. Bunlar ne güzel arkadaştır!
70- Bu lütuf Allah'tandır. Bilen olarak Allah
yeter.
71- Ey iman edenler! Düşmana karşı her türlü
savunma tedbirinizi alınız. Onlara karşı ya küçük birlikler halinde hareket
ediniz veya topyekün seferber olunuz.
72- Şüphesiz içinizden bir kısmı vardır ki,
pek ağır davranır. Eğer başınıza bir musibet gelirse: "Allah bana lutfetti
de onlarla beraber bulunmadım." der.
73- Ve eğer Allah'tan size bir lütuf ve zafer
erişecek olsa, sizinle kendisi arasında hiç sevgi yokmuş gibi, bu sefer de hiç
şüphesiz şöyle diyecek: "Ah ne olurdu, onlarla beraber olaydım da büyük
murada ereydim."
74- O halde geçici dünya hayatını, ebedî
ahiret hayatı karşılığında satacak olanlar, Allah yolunda savaşsınlar. Her kim
Allah yolunda savaşır da öldürülür veya galip gelirse, her iki durumda da biz
ona yarın pek büyük bir mükafat vereceğiz.
75- Hem size ne oluyor ki, Allah yolunda:
"Ey Rabbimiz! bizleri bu halkı zâlim olan memleketten çıkar, tarafından
bizi iyi idare edecek bir sahip ve bize katından bir kurtarıcı gönder"
diye yalvarıp duran zayıf ve zavallı erkekler, kadınlar ve çocukların
kurtarılması uğrunda savaşa çıkmıyorsunuz?
76- İman edenler, Allah yolunda savaşırlar.
İnkâr edenler de tağut yolunda savaşırlar. O halde siz şeytanın taraftarlarına
karşı savaşın. Çünkü şeytanın hilesi zayıftır.
77- Kendilerine, "Ellerinizi savaştan
çekin, namazı kılın, zekatı verin" denilenleri görmedin mi? Üzerlerine
savaş yazılınca hemen içlerinden bir kısmı insanlardan, Allah'tan korkar gibi,
hatta daha çok korkarlar ve "Rabbimiz! Niçin bize savaş yazdın? Ne olurdu
bize azıcık bir müddet daha tanımış olsaydın da biraz daha yaşasaydık?"
derler. Onlara de ki: "Dünya zevki ne de olsa azdır, ahiret, Allah'a karşı
gelmekten sakınan için daha hayırlıdır ve size kıl kadar haksızlık
edilmez."
78- Her nerede olursanız olun ölüm size
yetişir, son derece sağlam kaleler içinde de bulunsanız yine kurtulamazsınız.
Onlara bir iyilik erişirse "Bu, Allahtandır" derler, bir kötülüğe
uğrarlarsa, "Bu, senin yüzündendir." derler. Ey Muhammed! De ki:
"Hepsi Allah'tandır." Bu topluma ne oluyor ki, hiç söz anlamaya
yanaşmıyorlar?
79- (Ey insanoğlu!) sana gelen her iyilik
Allah'tandır, sana ne kötülük dokunursa kendindendir. Ey Muhammed! Biz seni
bütün insanlara bir elçi olarak gönderdik. Buna şahit olarak da Allah yeter.
80- Kim peygambere itaat ederse Allah'a itaat
etmiş olur. Kim de yüz çevirirse, biz seni onlara bekçi olarak göndermedik.
81- Sana "Peki" derler, fakat senin
yanından çıktıklarında, içlerinden birtakımı, geceleyin (gündüz) söylemiş
olduklarının tersini kurarlar. Allah onların geceleyin tasarladıklarını
yazıyor. Sen onlara aldırma. Allah'a güven. Vekil olarak Allah yeter.
82- Onlar hâlâ Kur'ân'ı gereği gibi düşünüp
anlamaya çalışmazlar mı? Eğer o Allah'tan başkası tarafından indirilmiş olsaydı
mutlaka onda birçok çelişkiler bulurlardı.
83- Kendilerine güven veya korku hususunda
bir haber geldiğinde onu hemen yayıverirler. Halbuki onu peygambere ve
aralarında yetkili kimselere götürselerdi, onlardan sonuç çıkarmaya gücü
yetenler, onu anlarlardı. Allah'ın üzerinizdeki lütfu ve rahmeti olmasaydı, pek
azınız hariç, şeytana uyardınız.
84- (Ey Muhammed) Allah yolunda savaş! Sen
ancak kendi yaptığından sorumlusun. Müminleri de savaşa teşvik et. Umulur ki,
Allah kâfirlerin gücünü kırar. Hiç şüphesiz ki Allah kuvvet ve kudretçe çok
daha güçlü, ve cezası daha çetindir.
85- Kim güzel bir işte aracılık ederse, ona o
işin sevabından bir pay vardır. Kim de kötü bir şeyde aracılık yaparsa, ona da
o kötülükten bir pay vardır. Allah her şeyi gözetip karşılığını verir.
86- Siz bir selam ile selamlandığınız zaman,
siz de ondan daha güzeliyle karşılık verin veya verilen selamı aynen iade edin.
Şüphesiz Allah, her şeyin hesabını gereği gibi yapandır.
87- Kendinden başka ilâh olmayan Allah, sizi
kıyamet gününde mutlaka biraraya toplayacaktır. Bunda asla şüphe yoktur.
Allah'tan daha doğru sözlü kim olabilir?
88- O halde, siz niçin münafıklar hakkında
iki gruba ayrılıyorsunuz? Allah onları kazandıkları günah yüzünden terslerine
döndürdüğü halde Allah'ın saptırdığını yola getirmek mi istiyorsunuz? Allah
kimi saptırırsa, sen onun için bir çıkış yolu bulamazsın.
89- Onlar, küfür işledikleri gibi, sizin de
küfür işleyip kendileriyle bir olmanızı arzu ettiler. Onun için, onlar Allah
yolunda hicret edinceye kadar içlerinden dost edinmeyin. Eğer bundan yüz
çevirirlerse onları yakalayın ve bulduğunuz yerde öldürün; Onlardan ne bir
dost, ne de bir yardımcı edinmeyin.
90- Ancak o kimselere dokunmayın ki, sizinle
aralarında anlaşma olan bir kavme sığınmış bulunurlar. Yahut ne sizinle, ne de
kendi kavimleriyle savaşmayı gönüllerine sığdıramayıp tarafsız olarak size
gelmişlerdir. Eğer Allah dileseydi, onları size musallat kılardı, onlar da
sizinle savaşırlardı. Eğer onlar sizden uzak dururlar, sizinle savaşmayıp size
barış teklif ederlerse, Allah, sizin için onlar aleyhine bir yol vermemiştir.
91- Diğer birtakım kimseleri de bulacaksınız
ki; hem sizden emin olmak, hem de kavimlerinden emin olmak isterler. Fitne için
her davet olunuşlarında onun içine başaşağı dalarlar. Eğer bunlar sizden
çekinmezlerse, kendilerini bulduğunuz yerde yakalayın ve öldürün. İşte bunlar
aleyhinde size açık bir ferman verdik.
92- Hata dışında bir mümin, diğer bir mümini
öldüremez. Ve kim bir mümini yanlışlıkla öldürürse, mümin bir köle azad etmesi
ve ölenin ailesine (varislerine) teslim edilecek bir diyet vermesi gerekir.
Ancak ölünün ailesinin bağışlaması müstesnadır. Eğer öldürülen, mümin olmakla
beraber size
düşman bir kavimden ise, o zaman, öldürenin
bir köle azad etmesi gerekir. Eğer öldürülen sizinle aralarında antlaşma olan
bir kavimden ise, öldürenin, ölenin ailesine diyet vermesi ve mümin bir köle
azad etmesi gerekir. Bunlara gücü yetmeyenin de Allah tarafından tevbesinin
kabulü için arka arkaya iki ay oruç tutması gerekir. Allah, Alimdir (her şeyi
bilendir), Hakimdir (hüküm ve hikmet sahibidir).
93- Kim bir mümini kasten öldürürse, cezası,
içinde ebedî olarak kalacağı cehennemdir. Allah ona gazab ve lanet etmiş ve
onun için büyük bir azab hazırlamıştır.
94- Ey İman edenler! Allah yolunda cihada
çıktığınız zaman, mümini kâfirden ayırmak için iyice araştırın. Size selam
veren kimseye, dünya hayatının menfaatini gözeterek, "Sen mümin
değilsin" demeyin. Allah katında çok ganimetler var. İslâm'a ilk önce
girdiğiniz zaman siz de öyle idiniz. Sonra Allah size lutufta bulundu. Onun
için iyice araştırın. Şüphesiz ki Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.
95- Müminlerden özür sahibi olmaksızın
oturanlarla Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler eşit olamazlar.
Allah, mallarıyla, canlarıyla cihad edenleri, derece itibariyle, oturanlardan
üstün kıldı. Allah onların hepsine de cenneti vaad etmiştir. Bununla beraber
Allah mücahitlere, oturanların üzerinde büyük bir ecir vermiştir.
96- Kendi katından derece derece rütbeler,
bir mağfiret ve rahmet vermiştir. Öyle ya, O çok bağışlayıcı, çok merhamet
edicidir.
97- Melekler, kendilerine zulmeden kişilerin
canlarını aldıklarında, onlara, "Ne işte idiniz?" derler. Onlar da:
"Biz yer yüzünde zayıf kimselerdik." derler. Melekler: "Allah'ın
yeryüzü geniş değil miydi, siz de orada hicret etseydiniz ya?" derler.
İşte bunların varacakları yer cehennemdir. O ne kötü gidiş yeridir.
98- Ancak gerçekten aciz ve zayıf olan,
çaresiz kalan ve hicret etmeye yol bulamayan erkekler, kadınlar ve çocuklar
hariç...
99- Umulur ki, Allah bu kimseleri affeder.
Allah çok affedici, çok bağışlayıcıdır.
100- Her kim Allah yolunda hicret ederse,
yeryüzünde gidecek çok yer de bulur, genişlik de bulur. Her kim Allah'a ve
Peygamberine hicret etmek maksadıyla evinden çıkar da sonra kendisine ölüm
yetişirse, kuşkusuz onun mükafatı Allah'a düşer. Allah çok bağışlayıcıdır, çok
merhamet edicidir.
101- Yeryüzünde sefere çıktığınızda
kâfirlerin size bir kötülük yapacağından korkarsanız namazı kısaltmanızda size
bir vebal yoktur. Kuşkusuz kâfirler sizin apaçık düşmanınızdır.
102- Sen onların aralarında bulunup da onlara
namaz kıldırdığında içlerinden bir kısmı seninle beraber namaza dursun.
Silahlarını da yanlarına alsınlar. Bunlar secdeye vardıklarında diğer bir kısmı
arkanızda beklesin. Sonra o namaz kılmamış olan diğer kısım gelsin seninle
beraber kılsınlar ve ihtiyatlı bulunsunlar, silahlarını yanlarına alsınlar.
Kâfirler arzu ederler ki, silahlarınızdan ve eşyanızdan bir gafil olsanız da size
ani bir baskın yapsalar. Eğer size yağmur gibi bir eziyet erişir veya hasta
olursanız silahlarınızı bırakmanızda bir vebal yoktur. Bununla beraber ihtiyatı
elden bırakmayın. Kuşkusuz Allah kâfirlere alçaltıcı bir azap hazırlamıştır.
103- O korkulu zamanda namazı kıldınız mı
gerek ayakta, gerek otururken ve gerek yanlarınız üzerinde hep Allah'ı
zikredin. Korkudan kurtulduğunuzda namazı tam erkanı ile kılın. Çünkü namaz
müminlere belirli vakitlerde yazılı bir farzdır.
104- Düşman topluluğunu takip etmede gevşeklik
göstermeyin. Eğer siz acı duyuyorsanız, kuşkusuz onlar da sizin acı duyduğunuz
gibi acı çekiyorlar. Oysa siz Allah'tan onların ümit edemeyecekleri şeyleri
umuyorsunuz. Kuşkusuz Allah her şeyi bilendir, hikmet sahibidir.
105- Biz sana Kitab (Kur'ân)ı hak olarak
indirdik ki, insanlar arasında Allah'ın sana gösterdiği şekilde hüküm veresin.
Sakın hainlerin savunucusu olma!
106- Allah'tan bağışlanmanı dile. Şüphesiz,
Allah bağışlayıcıdır, esirgeyicidir.
107- Kendilerine hainlik edenleri savunma.
Muhakkak Allah hain günahkârları sevmez.
108- Bunlar, insanlardan (hainliklerini)
gizlerler de, Allah'tan gizlemezler. Oysa O, geceleyin istemediği şeyi
kurarlarken onların yanı başlarındadır. Allah, onların yaptıklarını (ilmiyle)
kuşatmıştır.
109- Haydi siz dünya hayatında onları
savunuverdiniz (diyelim). Peki kıyamet gününde Allah'ın huzurunda onları kim
savunacaktır? Yahut onlara kim vekil olacaktır?
110- Kim bir kötülük işler, yahut nefsine
zulmeder, sonra da Allah'tan bağışlanmasını dilerse, Allah'ı bağışlayıcı ve
esirgeyici bulur.
111- Kim bir kötülük işlerse, kendi nefsine
kötülük etmiş olur. Allah her şeyi hakkıyle bilendir, hikmet sahibidir.
112- Kim bir hata veya bir günah işler de
sonra onu bir suçsuzun üzerine atarsa, muhakkak iftira etmiş ve apaçık bir günah
yüklenmiş olur.
113- Eğer Allah'ın sana lütuf ve merhameti
olmasaydı, onlardan bir güruh seni sapıtmaya çalışırdı. Halbuki onlar, ancak
kendi nefislerini saptırırlar, sana hiçbir zarar veremezler. Allah, sana Kitab
(Kur'an)ı ve hikmeti indirmiş ve sana bilmediğin şeyleri öğretmiştir. Allah'ın
sana olan lütfu büyüktür.
114- Bir sadaka vermeyi yahut iyilik yapmayı
veyahut da insanlar arasını düzeltmeyi emreden(ler)inki hariç, onların
aralarındaki gizli gizli konuşmalarının çoğunda hiçbir hayır yoktur. Kim
bunları sırf Allah'ın rızasını kazanmak için yaparsa, yakında ona büyük bir
mükafat vereceğiz.
115- Kim kendisine doğru yol besbelli
olduktan sonra Peygamber'e karşı çıkar, müminlerin yolundan başkasına uyup
giderse onu döndüğü yolda bırakırız ve cehenneme sokarız. Orası ne kötü bir
gidiş yeridir.
116- Şüphesiz Allah kendisine ortak
koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışında dilediğini bağışlar. Allah'a ortak koşan,
muhakkak ki, derin bir sapıklığa düşmüştür.
117- Onlar, Allah'ı bırakırlar da, yalnız dişilere
taparlar. Böylece ancak inatçı şeytana tapmış olurlar.
118, 119- Allah o şeytana lanet etti. Ve o
da: "Elbette senin kullarından belirli bir pay alacağım, onları mutlaka
saptıracağım, onları boş kuruntulara sokacağım, ve onlara emredeceğim de hayvanların
kulaklarını yaracaklar, onlara emredeceğim de Allah'ın yaratışını
değiştirecekler" dedi. Kim Allah'ı bırakıp da şeytanı dost edinirse,
şüphesiz o, apaçık bir ziyana uğramış olur.
120- Şeytan onlara vaad eder ve onları boş
umutlarla oyalar. Oysa şeytanın onlara vaadi, aldatmadan başka bir şey
değildir.
121- Bunların varacakları yer cehennemdir.
Ondan kurtulmak için çare bulamazlar.
122- İman edip iyi işler yapanları da
altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacağız, orada ebedî olarak
kalacaklardır. Bu, Allah'ın gerçek vaadidir. Allah'dan daha doğru sözlü kim
olabilir?
123- (İş), ne sizin kuruntunuza, ne de kitap
ehlinin kuruntusuna göredir. Kötülük yapan, o yüzden cezalandırılır. O,
kendisine Allah'tan başka ne bir dost, ne de bir yardımcı bulabilir.
124- Erkek veya kadın, kim mümin olur da
güzel amellerden işlerse, işte onlar cennete girerler. Zerre kadar da
haksızlığa uğratılmazlar.
125- İyilik yaparak kendisini Allah'a teslim
eden ve İbrahim'in dinine dosdoğru olarak tâbi olan kimseden, din bakımından
daha iyi kim olabilir? Allah, İbrahim'i dost edinmişti.
126- Göklerde ve yerde olanların hepsi
Allah'ındır. Allah, her şeyi kuşatıcıdır.
127- Kadınlar hakkında senden fetva isterler.
De ki: Onlar hakkındaki fetvayı size Allah veriyor: Yazılmış hakları olan
mirası kendilerine vermediğiniz ve nikahlanmayı istemediğiniz öksüz kızlar ve
zavallı çocuklara ve bir de yetimlere adaletle davranmanız hakkında Kitap'ta
size okunan âyetler vardır. Sizin her yaptığınız iyiliği, muhakkak Allah bilir.
128- Eğer bir kadın kocasının
geçimsizliğinden, yahut kendisinden yüz çevirmesinden endişe ederse, aralarında
bir sulh yapmalarında, onlara bir günah yoktur. Sulh hep hayırlıdır. Zaten
nefisler kıskançlığa hazırdır. Eğer iyi geçinir ve geçimsizlikten sakınırsanız,
şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
129- Kadınlarınız arasında her yönden
adaletli davranmaya ne kadar uğraşsanız buna güç yetiremezsiniz. Bari birisine
tamamen kapılıp da diğerini askıya alınmış gibi bırakmayın. Eğer arayı düzeltir
ve haksızlıktan korunursanız, şüphesiz Allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.
130- Eğer karı-koca birbirlerinden ayrılacak
olurlarsa, Allah, onların her birini geniş lutfuyla muhtaç bırakmaz. Allah'ın
lutfu geniştir, hikmeti büyüktür.
131- Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'ındır.
Sizden önce kendilerine kitap verilenlere ve size Allah'tan korkmanızı
emrettik. Eğer inkâr ederseniz, biliniz ki, göklerde ve yerde ne varsa hepsi
Allah'ındır. Allah hiçbir şeye muhtaç değildir, hamd ve senâ O'na yakışır.
132- Göklerde ve yerde ne varsa hepsi
Allah'ındır. Vekil olarak Allah yeter.
133- Ey insanlar! Eğer Allah dilerse sizi
giderir de başkalarını getirir. Ve Allah, buna kadirdir.
134- Kim dünya nimetini isterse, bilsin ki
dünya ve ahiret nimeti Allah katındadır. Allah her şeyi çok iyi işiten ve çok
iyi görendir.
135- Ey iman edenler! Adaleti ayakta tutan ve
kendiniz, ana-babanız ve yakın akrabanız aleyhine de olsa, yalnız Allah için
şahitlik eden kimseler olunuz. Zira zengin de olsa, fakir de olsa, Allah
ikisine de (sizden) daha yakındır. Nefsinizin arzusuna uyarak adaletten
uzaklaşmayın. Eğer (şahitlik ederken) dilinizi eğer, bükerseniz veya
çekinirseniz, şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
136- Ey iman edenler! Allah'a, Peygamberine,
Peygamberine indirdiği Kitab'a, ve daha önce indirdiği kitaba iman edin. Kim
Allah'ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününü inkâr
ederse sapıklığın en koyusuna düşmüş olur.
137- İman edip sonra inkâr eden, sonra iman
edip tekrar inkâr eden, sonra da inkârlarında ileri gidenleri Allah ne
bağışlayacak, ne de doğru yola eriştirecektir.
138- Münafıklara da haber ver ki, kendileri
için çok acı bir azab vardır.
139- Onlar, müminleri bırakıp kâfirleri dost
ediniyorlar. Onların yanında izzet ve şeref mi arıyorlar? Halbuki bütün izzet ve
şeref Allah'a aittir.
140- Allah size Kitab (Kur'an)da:
"Allah'ın âyetlerinin inkâr edildiğini ve onlarla alay edildiğini
işittiğiniz zaman, başka bir söze geçmedikleri müddetçe, o kâfirlerle
oturmayın. Aksi halde siz de onlar gibi olursunuz" diye hüküm indirdi.
Muhakkak ki Allah, münafıkların ve kâfirlerin hepsini cehennemde toplayacaktır.
141- Onlar sizi gözetleyip dururlar. Eğer
Allah tarafından size bir zafer nasip olursa: "Biz sizinle beraber değil
miydik?" derler. Şayet kâfirlerin zaferden bir payı olursa: (Bu defa da
onlara): "Size üstünlük sağlayarak sizi müminlerden korumadık mı?"
derler. Allah, kıyamet gününde aranızda hükmünü verecektir. Allah, müminlerin
aleyhine kâfirlere hiçbir yol vermeyecektir.
142- Münafıklar, Allah'ı aldatmaya çalışırlar.
Halbuki Allah, onların oyunlarını başlarına geçirecektir. Onlar, namaza
kalktıkları zaman tembel tembel kalkarlar. İnsanlara gösteriş yaparlar. Allah'ı
pek az anarlar.
143- Münafıklar, küfür ile iman arasında
bocalamaktadırlar. Ne bu müminlere bağlanırlar, ne de şu kâfirlere. Allah kimi
doğru yoldan saptırırsa, sen artık ona kurtuluş yolu bulamazsın.
144- Ey iman edenler! Müminleri bırakıp da
kâfirleri dost edinmeyin. Kendi aleyhinizde Allah'a apaçık bir delil mi vermek
istiyorsunuz?
145- Şüphesiz ki münafıklar, cehennem
ateşinin en aşağı tabakasındadırlar. Onlara bir yardım edici de bulamazsın.
146- Ancak tevbe edenler, durumlarını
düzeltenler, Allah'a sarılanlar ve Allah için dinlerine samimi olarak
bağlananlar müstesna. İşte bunlar müminlerle beraberdirler. Allah, müminlere
büyük bir mükafat verecektir.
147- Eğer şükreder ve iman ederseniz Allah
size azabı ne yapar? Allah, şükredenlerin mükafatını veren ve her şeyi
bilendir.
148- Allah, zulme uğrayanların dışında,
çirkin sözün açıkça söylenmesinden hoşlanmaz. Allah her şeyi hakkıyla işiten,
hakkıyla bilendir.
149- Bir hayrı açıklar yahut gizlerseniz,
yahut da bir kötülüğü bağışlarsanız, biliniz ki, Allah da çok bağışlayıcıdır,
her şeye hakkıyla kadirdir.
150- Onlar, Allah'ı ve peygamberlerini inkâr
ederler, Allah ile peygamberlerinin arasını ayırmak isterler. "Kimine
inanırız, kimini inkâr ederiz" derler. Bu ikisinin (imanla küfrün)
arasında bir yol tutmak isterler.
151- İşte onlar gerçek kâfirlerdir. Biz de
kâfirlere alçaltıcı bir azab hazırlamışızdır.
152- Allah'a ve peygamberlerine iman edenler
ve onlar arasında ayırım yapmayanlara (Allah) pek yakında mükafatlarını
verecektir. Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir.
153- Kitap ehli, senden, kendilerine gökten
bir kitap indirmeni istiyorlar. Musa'dan bundan daha büyüğünü istemişler ve:
"Allah'ı bize açıkça göster" demişlerdi. Haksızlıkları sebebiyle
onları yıldırım çarptı. Sonra kendilerine açık deliller geldiği halde buzağıyı
(tanrı) edinmişlerdi. Onları bundan dolayı da affettik. Ve Musa'ya açık bir
delil (yetki) verdik.
154- Söz vermeleri için Tur dağını üzerlerine
kaldırdık. Onlara: "O kapıdan secde ederek girin" dedik. Yine onlara:
"Cumartesi yasağını çiğnemeyin" dedik ve onlardan sağlam bir söz
aldık.
155- Verdikleri sözden dönmeleri, Allah'ın
âyetlerini inkâr etmeleri, haksız yere peygamberlerini öldürmeleri ve
"kalblerimiz kılıflıdır" demelerinden dolayı (başlarına türlü belalar
verdik). Doğrusu Allah, inkârları sebebiyle onların kalplerini mühürlemiştir.
Pek azı hariç onlar inanmazlar.
156-(Kalblerinin mühürlenmesinin diğer bir
sebebi de İsa'yı) inkâr etmeleri ve Meryem'e büyük bir iftirada bulunmalarıdır.
157- Bir de "Biz Allah'ın peygamberi
Meryem oğlu İsa Mesih'i öldürdük" demeleridir. Oysa onu ne öldürdüler, ne
de astılar. Fakat öldürdükleri kimse, onlara İsa gibi gösterildi. Onun hakkında
anlaşmazlığa düşenler, ondan yana tam bir kuşku içindedirler. O hususta bir
bilgileri yoktur. Sadece zanna uyuyorlar. Onu kesinlikle öldürmediler.
158- Fakat Allah onu kendisine yükseltmiştir.
Allah, aziz (daima üstün)dir, hikmet sahibidir.
159- Kitap ehlinden hiçbir kimse yoktur ki,
ölmeden önce ona (İsa'ya) iman etmiş olmasın. Kıyamet gününde o, onlara
şahitlik edecektir.
160/161- Yahudilerin zulmetmeleri ve birçok
kimseleri Allah yolundan alıkoymaları, yasaklandıkları halde faiz almaları ve
insanların mallarını haksız yere yemeleri sebebiyle daha önce kendilerine helâl
kılınan temiz şeyleri haram kıldık. Onlardan kâfir olanlara can yakıcı bir azap
hazırladık.
162- Fakat onlardan ilimde derinleşmiş
olanlar ve iman edenler, sana indirilene ve senden önce indirilenlere iman
ederler. Onlar, namazı kılan, zekatı veren, Allah'a ve ahiret gününe iman
edenlerdir. İşte onlara büyük bir mükafat vereceğiz.
163- Muhakkak biz, Nuh'a ve ondan sonra gelen
peygamberlere vahyettiğimiz gibi, sana da vahyettik. İbrahim'e, İsmail'e,
İshak'a, Yakub'a, torunlarına, İsa'ya, Eyyûb'a, Yunus'a, Harun'a ve Süleyman'a
da vahyettik. Davud'a da Zebur'u verdik.
164- Daha önce sana anlattığımız
peygamberlerle, anlatmadığımız başka peygamberlere de (vahyettik). Ve Allah
Musa ile de konuştu.
165- Peygamberleri müjdeciler ve azab
habercileri olarak gönderdik ki, peygamberlerden sonra insanların Allah'a karşı
bir bahaneleri olmasın. Allah mutlak üstündür, yegane hikmet sahibidir.
166- Fakat Allah, sana indirdiğini kendi
ilmiyle indirmiş olduğuna şahitlik eder. Melekler de buna şahitlik ederler.
Allah'ın şahitliği de kafidir.
167- Şüphesiz inkâr edip, insanları Allah
yolundan alıkoyanlar, derin bir sapıklığa düşmüşlerdir.
168- Muhakkak Allah, inkâr edenleri ve
zulmedenleri ne bağışlar, ne de doğru bir yola eriştirir.
169- Onları ancak cehennemin yoluna (iletecek
ve) onlar orada ebedî olarak kalacaklardır. Bu ise Allah'a çok kolaydır.
170 - Ey insanlar, Resul size, Rabbi'nizden
hakkı (gerçeği) getirdi. Kendi yararınıza olarak ona inanın. Eğer inkâr
ederseniz, bilin ki göklerde ve yerde olanların hepsi Allah'ındır. Allah
bilendir, hikmet sahibidir.
171- Ey kitab ehli! Dininizde taşkınlık
etmeyin ve Allah hakkında ancak doğru olanı söyleyin! Meryem oğlu İsa Mesih,
sadece Allah'ın elçisi, Meryem'e atmış olduğu kelimesi ve O'ndan bir ruhtur.
Allah'a ve peygamberlerine inanın (Allah) üçtür demeyin. Kendi yararınız için
buna son verin. Muhakkak ki Allah tek bir ilâhtır. O, çocuk sahibi olmaktan
yüce (münezzeh)dir. Göklerdeki ve yerdekilerin hepsi O'nundur. Vekil olarak
Allah yeter.
172 - Hiçbir zaman Mesih de Allah'ın bir kulu
olmaktan çekinmez, Allah'a yakın melekler de. Kim O'na kulluk etmekten çekinir
ve büyüklük taslarsa bilsin ki O, onların hepsini huzuruna toplayacaktır.
173- İnanıp güzel işler yapanlara gelince,
onların mükafatlarını eksiksiz ödeyecek ve lütfundan onlara daha fazlasını da
verecektir. Allah'a kulluktan çekinip büyüklük taslayanlara da şiddetli bir
şekilde azab edecek ve onlar Allah'dan başka kendilerine ne bir dost, ne de bir
yardımcı bulamayacaklardır.
174 - Ey insanlar! Size Rabbinizden bir delil
(Muhammed) geldi ve size apaçık bir nur indirdik.
175 - Allah'a inanıp O'na sımsıkı sarılanları
(Allah), kendisinden bir rahmet ve lutfa sokacak ve kendisine varan dosdoğru
yola iletecektir.
176- Senden fetva istiyorlar. Deki:
"Allah size kelâle (babasız ve çocuksuz kimse) nin mirası hakkında hükmünü
açıklıyor: Çocuğu olmayan, fakat kız kardeşi bulunan bir kişi ölürse, bıraktığı
malın yarısı o (kız kardeşi)nundur. Çocuğu olmayan kız kardeş ölürse, erkek
kardeş ona varis olur. Eğer (ölenin) iki kız kardeşi varsa, bıraktığının üçte
ikisi onlarındır. Eğer kardeşler erkek ve kız olurlarsa, erkeğin hissesi, iki
kızın hissesi kadardır. Şaşırmamanız için Allah size (hükümlerini) açıklıyor.
Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.


İndeks
AnaSayfa