Artık Kuran-ı Kerim size bir tık uzaklıkta…
İndeks AnaSayfa
ELMALILI MUHAMMED HAMDİ YAZIR MEALİ
13-RA'D:
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
1. Elif, Lâm, Mîm, Ra. İşte bunlar sana o
kitabın âyetleridir ve sana Rabbinden indirilen haktır. Lâkin insanların çoğu
iman etmezler.
2. Allah O'dur ki, gökleri direksiz
yükseltti, onu görüyorsunuz, sonra arş üzerine istiva etti, güneşi ve ayı
emrine boyun eğdirdi. Her biri belli bir vakte kadar akar gider. Bütün işleri O
yönetiyor. Âyetleri O açıklıyor ki, Rabbinizin huzuruna çıkacağınızı iyi
bilesiniz.
3. Yeryüzünü enine boyuna yayıp döşeyen, onda
oturaklı dağlar ve ırmaklar meydana getiren ve yeryüzünde meyvelerin hepsinden
iki çift yapan O'dur. Sürekli olarak gece ile gündüzü birbirine dolamaktadır.
Düşünecek olan bir kavim için bunda muhakkak ki, ibretler vardır.
4. Yeryüzünde birbirine komşu kıtalar vardır.
Üzüm bağları, ekinler, çatallı ve çatalsız hurmalıklar vardır ki, hepsi bir tek
su ile sulanır. Halbuki meyvelerinde birini öbürüne üstün kılıyoruz. Aklı eren
bir kavim için bunda muhakkak ibretler vardır.
5. Eğer şaşıyorsan, asıl şaşılacak şey
onların şu sözleridir: "Biz toprak olup gittikten sonra mı, yani biz
gerçekten yeniden mi yaratılacağız?" İşte bunlar Rablerini inkâr
etmişlerdir. Bunlar boyunlarında demir halkalar bulunanlardır. Ve işte bunlar
cehennemliktirler, orada ebedî kalacaklardır.
6. Ayrıca senden iyilikten önce hemen
kötülüğü getirmeni isterler. Oysa daha önce onlara misal olacak cezalar gelip
geçmiştir. Ve gerçekten Rabbin, zulümlerine karşılık insanlara mağfiret
sahibidir. Bununla beraber Rabbinin azabı da cidden çok çetindir.
7. O kâfirler: "Rabbinden ona bir mucize
indirilmeli değil miydi?" derler. Sen bir uyarıcıdan başka bir şey
değilsin ve her kavim için bir hidayetçi vardır.
8. Her dişinin neye gebe olduğunu Allah
bilir. Ve rahimler ne eksiltir, ne arttırır, onu da bilir. O'nun katında her
şeyin bir ölçüsü vardır.
9. Allah görünmeyeni de bilir, görüneni de. Büyüktür
ve yücelerden yücedir.
10. Sizden sözü gizleyenle açığa vuran, gece
gizlenenle gündüz açığa çıkan, O'nun açısından eşittir (hepsini görür ve
bilir).
11. Her insan için önünden ve arkasından
takip edenler vardır. Allah'ın emrinden dolayı onu gözetirler. Allah bir kavme
verdiğini, o kavim kendisini bozup değiştirmedikçe değiştirmez. Allah bir kavme
de kötülük murad etti mi, artık onun geri çevrilmesine de imkan yoktur. Onlar
için Allah'dan başka bir veli de bulunmaz.
12. Size korku ve ümit içinde şimşeği
gösteren ve o yağmur yüklü bulutları meydana getiren O'dur.
13. Gök gürültüsü O'na hamd ile, melekler de
O'nun korkusundan dolayı O'nu tesbih ederler. O yıldırımlar gönderir, onunla
dilediğini çarpar. Onlar Allah hakkında mücadele edip duruyorlar. Oysa Allah'ın
çarpması pek çetindir.
14. Gerçek dua O'nadır. O'nun dışında
yalvarıp durdukları ise onlara hiçbir şeyle cevap veremezler. Onlar olsa olsa
ağzına su gelsin diye iki avucunu açana benzer ki, o, ona gelmez. Kâfirlerin
duası hep bir sapıklık içindedir.
15. Oysa göklerde ve yerde kim varsa ister
istemez kendileri de gölgeleri de sabah akşam Allah'a secde ederler.
16. De ki: "Göklerin ve yerin Rabbi
kimdir?" De ki: "Allah'dır". De ki: "Allah'dan başkalarını,
o kendi kendilerine ne bir fayda, ne de bir zarar verebilenleri dostlar mı
ediniyorsunuz?" De ki: "Hiç kör ile gören bir olur mu? Hiç
karanlıklarla aydınlık bir olur mu?" Yoksa Allah'a, O'nun gibi yaratan
birtakım ortaklar buldular da, bu yaratış kendilerince birbirine benzer mi
göründü? De ki: "Allah, her şeyi yaratandır. O, birdir. Her şeye üstün ve
kahredicidir."
17. Gökten bir su indirdi de vadiler, kendi
miktarlarınca sel olup aktılar. Sel de suyun yüzüne çıkan bir köpük yüklendi.
Bir zinet eşyası veya bir değerli mal yapmak için, ateşte üzerini
körükledikleri madenlerden de onun gibi bir köpük meydana gelir. İşte Allah hak
ile batılı böyle çarpıştırır. Fakat köpük atılır gider, insanlara faydası olan
ise yerde kalır. İşte Allah böyle misaller verir.
18. Rablerinin emirlerine uyanlar için daha
güzeli vardır. O'na itaat etmeyenler ise, yeryüzünde bulunan ne varsa hepsi
kendilerinin olsa da onu ve bir o kadarını bütünüyle kurtuluş fidyesi olarak
verirlerdi. İşte onlar, hesabın kötüsü kendileri için olanlardır. Varacakları
yer de cehennemdir. Orası da ne fena yataktır.
19. Şimdi Rabbinden sana indirilenin
gerçekten hak olduğunu bilen bir kimse, kör olan bir kimse gibi olur mu? Fakat
bunu ancak üstün akıllı ve temiz vicdanlı kimseler idrak ederler.
20. Onlar ki, Allah'ın ahdini yerine
getirirler ve antlaşmayı bozmazlar.
21. Ve onlar ki, Allah'ın riayet edilmesini
emrettiği şeye riayet ederler ve Rablerine saygı gösterirler ve hesabın
kötülüğünden korkarlar.
22. Rablerinin rızasını kazanmak arzusuyla
sabrederler ve namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıklardan
gizli ve açıkça Allah yolunda harcarlar ve çirkinlikleri güzelliklerle yok
ederler. İşte bunlar, bu hayatın akibeti kendilerinin olacak olanlardır.
23. Adn cennetlerine girecekler, atalarından,
eşlerinden ve zürriyetlerinden salih olanlarla birlikte olacaklar. Melekler de
her kapıdan yanlarına girip şöyle diyecekler:
24. "Sabrettiğiniz için size selam
olsun. Ahiret yurdu ne güzeldir!"
25. Allah'ın ahdini misak ile belgeledikten
sonra bozanlar ve Allah'ın birleştirilmesini emrettiği bağlantıları koparanlar
ve yeryüzünü bozguna verenler varya, işte lanet olsun onlara! Ve yurdun kötüsü
de onlaradır.
26. Allah, dilediği kimseye rızkı genişletir
de, daraltır da. Onlar ise dünya hayatı ile ferahlanmaktalar. Oysa düna hayatı
ahiret hayatının yanında bir yol azığından ibarettir.
27. Yine o iman etmeyenler diyorlar ki:
"Ona Rabbinden bir âyet indirilseydi ya." De ki: "Hakikaten
Allah, dilediğini şaşırtır ve kendisine gönül vereni de hidayete erdirir."
28. Onlar, iman etmiş ve kalbleri Allah
zikriyle yatışmış olanlardır. Evet, iyi bilin ki, kalbler Allah'ın zikri ile
yatışır.
29. Onlar ki, iman etmişler ve salih ameller
işlemişlerdir, ne mutlu onlara, varacakları yer de ne güzeldir!
30. İşte seni böyle, kendilerinden önce nice
ümmetler gelip geçmiş olan bir ümmet içinde gönderdik ki, onlar Rahmân'a
küfredip dururlarken, sen onlara sana vahyettiğimiz kitabı okuyasın. De ki:
"O Rahmân benim Rabbimdir, O'ndan başka tanrı yoktur. Ben O'na dayandım,
tevbem de O'nadır.
31. Bir Kur'ân ki, onunla dağlar yürütülse
veya onunla yer parçalansa veya onunla ölüler konuşturulsa (o yine bu Kur'an
olurdu). Fakat emir bütünüyle Allah'ındır. İman edenler, kâfirlerden ümit kesip
daha anlamadılar mı ki, Allah dileseydi, elbette insanların hepsine toptan
hidayet buyururdu. O küfürde direnenlerin kendi sanatlarıyla başlarına musibet
inip duracak, ya da yurtlarının yakınına konacak. Nihayet Allah'ın vaadi
gelecek. Muhakkak ki, Allah vaad ettiği zamanı şaşırmaz.
32. Andolsun ki, senden önceki peygamberlerle
de alay edildi. Ben de o kâfirlere bir süre için meydan verdim. Sonra da tuttum
onları cezalandırdım. O vakit azabım nasıl imiş (gördüler).
33. Bütün kazandıklarıyla her bir nefsin
üzerinde böylesine hükümran olan başka kim vardır? Böyle iken tuttular da
Allah'a ortaklar uydurdular. De ki: "Onlara isimler verip durun bakalım.
Siz O'na yeryüzünde bilmediği bir şey mi haber vereceksiniz? Yoksa anlamı
olmayan kuru bir laf mı? Doğrusu küfre sapanlara kendi oyunları güzel
gösterildi de yoldan saptırıldılar. Allah her kimi saptırırsa, artık onu yola
getirecek kimse yoktur.
34. Onlara dünya hayatında bir azap vardır.
Ahiret azabı ise elbette daha çetindir. Onları Allah'dan koruyacak da yoktur.
35. Müttakilere vaad olunan cennetin misali
şöyledir: Altından ırmaklar akar durur, yemişleri süreklidir, gölgeleri de.
İşte bu, takva yolunu tutanların akıbetidir. Kâfirlerin akıbeti de ateştir.
36. Bir de kendilerine kitap verdiklerimiz,
sana indirilen (vahiy) le sevinç duyuyorlar. Bununla beraber hizipleşenlerden,
âyetlerin bir kısmını inkâr edenler de vardır. De ki: "Ben ancak Allah'a
kulluk etmekle ve O'na şirk koşmamakla emrolundum. Ben O'na davet ediyorum,
dönüşüm de O'nadır."
37. Ve işte biz o Kur'ân'ı Arapça bir hüküm
olarak indirdik. Yemin olsun ki, eğer sen, sana vahiyle gelen bu bilgiden sonra
onların keyiflerine uyacak olursan, sana Allah'dan ne bir dost vardır, ne de
bir koruyucu.
38. Andolsun ki, biz senden önce de
peygamberler gönderdik. Onlara da eşler ve çocuklar verdik. Allah'ın izni
olmadan herhangi bir âyet getirmek ise hiçbir peygamberin haddi değildir. Her
ecel için bir yazı vardır.
39. Allah dilediğini imha eder, dilediğini de
yerinde bırakır. Ana kitap O'nun katındadır.
40. Onlara vaad ettiğimiz azabın bir kısmını
sana göstersek, yahut seni, onu görmeden vefat ettirsek, yine de sana düşen
sadece tebliğ etmek, bize düşen de hesaba çekmektir.
41. Görmüyorlar mı ki, biz yeri etrafından
eksiltip duruyoruz. Allah öyle hükmeder ki, O'nun hükmünü engelleyecek kimse
yoktur. O çok hızlı hesap görür.
42. Onlardan öncekiler de hileler
yapmışlardı. Fakat sonuçta bütün hileler(in cezası) Allah'a aittir. Her nefsin
ne kazandığını O bilir. Bu dünyanın akıbetinin kime ait olduğunu kâfirler de
yakında bilecekler.
43. O kâfirler: "Sen Allah tarafından gönderilmiş
bir peygamber değilsin" diyorlar. De ki: "Benimle sizin aranızda
şahit olarak Allah yeter, bir de yanında kitap ilmi bulunan (yeter)."


İndeks
AnaSayfa