Artık Kuran-ı Kerim size bir tık uzaklıkta…
İndeks AnaSayfa
ELMALILI MUHAMMED HAMDİ YAZIR MEALİ
34-SEBE':
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
1- Hamd, o Allah'ındır ki göklerde ne var,
yerde ne varsa hep O'nundur. Ahirette de hamd O'nundur. O hüküm ve himet
sahibidir, herşeyden haberdardır.
2- Yere ne giriyor ve ondan ne çıkıyor,
gökten ne iniyor ve ona ne çıkıyorsa (Allah) hepsini bilir. O çok merhamet
edicidir. Çok bağışlayıcıdır.
3- İnkâr edenler: "Bize o kıyamet saati
gelmez." dediler. De ki: "Hayır, öyle değil, gaybı bilen Rabbim hakkı
için kıyamet size mutlaka gelecektir. O'nun ilminden göklerde ve yerde zerre kadar
bir şey kaçmaz. Bundan daha küçük ve daha büyük ne varsa, hepsi muhakkak açık
bir kitaptadır."
4- Çünkü Allah iman edip iyi ameller
işleyenlere mükafat verecektir. İşte onlar için bir mağfiret ve cömertçe
verilmiş bol rızık vardır.
5- Âyetlerimizi hükümsüz bırakmak için
yarışanlara gelince, onlar için de pek kötü ve elem verici bir azab vardır.
6- Kendilerine ilim verilmiş olanlar
görüyorlar ki, Rabbinden sana indirilen Kur'ân, hakkın kendisidir. O, gücüne
nihayet olmayan, her hamde lâyık bulunan Allah'ın yolunu gösteriyor.
7- Böyle iken inkâr edenler şöyle dediler:
"Siz öldükten sonra, didik didik parçalandığınız vakit, yeniden bir
yaratılış içinde bulunacaksınız diye, size birtakım haberler veren kişiyi
gösterelim mi?"
8- O, bir yalanı Allah'a iftira mı etti,
yoksa kendisinde bir delilik mi var?" Hayır, doğrusu âhirete inanmayanlar,
derin bir sapıklıkla azab içindedirler.
9- Ya gökten ve yerden önlerindekine ve
arkalarındakine bir bakmazlar mı? Dilesek kendilerini yere geçiriveririz. Yahut
gökten üzerlerine parçalar düşürüveririz. Şüphesiz bunda Allah'a yönelen (hakka
gönül veren) her kul için bir ibret vardır.
10- Andolsun ki, biz Davud'a tarafımızdan bir
fazilet verdik. "Ey dağlar! Onunla beraber tesbih edin." dedik ve
bunu kuşlara da (emrettik) ve ona demiri yumuşattık.
11- Bol bol zırhlar yap ve biçimlemede ölçüyü
gözet dedik. Siz de iyi işler yapın, çünkü ben her yapacağınızı gözetiyorum.
12- Süleyman'ın emrine de rüzgarı verdik.
Sabah gidişi bir aylık, akşam dönüşü bir aylık yol idi. Erimiş bakır menbaını
da ona sel gibi akıttık. Hem Rabbi'nin izniyle elinin altında cinlerden de
çalışan vardı. Onlardan da kim emrimizden dışarı çıkarsa ona ateş azabından
tattırırdık.
13- Onlar, ona mihrablar, timsaller
(heykeller) ve havuzlar gibi çanaklar ve sâbit kazanlardan her ne isterse
yaparlardı. Çalışın ey Davud hanedanı, şükür için çalışın. Ama kullarım içinde
şükreden azdır.
14- Ne zaman ki Süleyman'a ölümü hükmettik,
cinlere onun ölümünü sezdiren olmadı. Yalnız bir güve böceği yere dayandığı
asâsını yiyordu. Bu sebeple Süleyman yere yıkılınca ortaya çıktı ki, cinler
eğer gaybı bilir olsalar
o zilletli azab içinde bekleyip durmazlardı.
15- Andolsun ki Sebe' kavmi için oturdukları
yerde bir ibret vardı: Sağ
ve soldan iki bahçe! (onlara):
"Rabbinizin rızkından yiyin de O'na şükredin, ne güzel bir belde ve çok
bağışlayıcı bir Rab!" (denildi).
16- Fakat onlar (şükürden yüz çevirdiler)
bakmadılar. Biz de üzerlerine Arim selini salıverdik ve o güzelim iki
bahçelerini buruk yemişli, ılgınlık ve içinde biraz da sidir ağacı bulunan iki
harap bahçeye çevirdik.
17- Bunu onlara nankörlüklerinin cezası
yaptık ve biz hep böyle çok nankör olanları cezalandırırız.
18- Biz onlarla o bereket verdiğimiz
memleketler arasında, sırt sırta şehirler meydana getirmiştik. Ve onlar da muntazam
gidiş geliş düzenledik. (Onlara): Buralarda gecelerce ve gündüzlerce emniyet
içinde gezip yürüyün (dedik).
19- Buna karşı onlar: "Ey Rabbimiz!
Seferlerimizin arasını uzaklaştır" dediler ve nefislerine zulmettiler. Biz
de onları efsanelere çevirdik ve tamamen didik didik dağıttık. Şüphesiz ki
bunda çok şükredecek her sabırlı için elbette ibretler vardır.
20- Yine yemin ederim ki, İblis onlar
hakkındaki zannını hakikaten doğru buldu da içlerinde müminlerden ibaret bir
gruptan başkası ona uydular.
21- Halbuki İblis'in onlar üzerinde hiçbir
saltanat kudreti yoktu. Fakat biz ahirete imanı olanı belli edecek, ondan şüphe
içinde bulunandan ayırt edecektik. Öyle ya Rabb'in her şeyi gözetleyendir.
22- De ki: "Allah'ı bırakıp da tanrı
saydığınız putlarınıza istediğiniz kadar yalvarın. Onların ne göklerde, ne
yerde zerre kadar güçleri yetmez. Onların, bunlarda bir ortaklığı da yok.
Allah'ın da onlardan bir yardımcısı yoktur."
23- Allah'ın huzurunda şefaat da fayda
vermez. Ancak izin verdiği kimseninki müstesna. Nihayet kalblerinden dehşet
giderildiği zaman "Rabbiniz ne buyurdu?" derler. (Şefaat sahipleri
de): "Hakkı söyledi" derler. O, her şeyden yüksek ve büyüktür.
24- De ki: "Size göklerden ve yerden
rızık veren kimdir?" Yine de ki: "Allah'tır, herhalde ya biz, ya da
siz mutlak bir hidayet üzerindeyiz veya açık bir sapıklık içindeyiz."
25- De ki: "Siz bizim yaptığımız
günahlardan sorumlu tutulmazsınız. Biz de sizin yaptıklarınızdan sorumlu
olmayız."
26- De ki: "Rabbimiz hepimizi bir araya
toplayacak, sonra da hak hükmü ile aramızı ayıracaktır. Asıl hüküm veren ve her
şeyi bilen O'dur."
27- De ki: "O'na ortak diye
takıştırdıklarınızı bana gösterin bakayım! Hayır, öyle şey yoktur, doğrusu
güçlü ve hikmet sahibi olan ancak Allah'tır."
28- Biz seni ancak bütün insanlara bir
müjdeci ve bir uyarıcı olarak gönderdik. Fakat insanların çoğu bilmezler.
29- Ve: "Eğer gerçekçiyseniz bu vaad ne
zaman olacak?" diyorlar.
30- De ki: "Size vaad edilen öyle bir
gündür ki, ondan ne bir an geri kalabilirsiniz, ne de ileri
geçebilirsiniz."
31- Kâfirler: "Biz ne bu Kur'ân'a
inanırız, ne de ondan öncekilere." dediler. Fakat o zalimler yakalanıp
Rablerinin huzuruna durduruldukları zaman, birbirlerine söz atarken bir görsen!
Bir taraftan zayıf düşürülenler, o büyüklük taslayanlara: "Siz
olmasaydınız biz mutlaka mümin olurduk" derler.
32- Diğer taraftan büyüklük taslayanlar,
zayıf düşürülenlere: "Size hidayet geldikten sonra, sizi ondan biz mi
çevirdik? Hayır, siz kendiniz suçluydunuz." derler.
33- O zayıf düşürülenler de o büyüklük
taslayanlara: "Hayır, (işiniz) gece, gündüz hilekârlıktı. Çünkü siz bize
Allah'ı inkâr etmemizi ve O'na eş koşmamızı emrediyordunuz." derler.
Bunlar azabı gördükleri zaman içlerinden pişmanlık getirmektedirler. Biz de o kâfirlerin
boyunlarına demir halkalar geçirmişizdir. Onlar sadece yaptıklarının cezasını
çekiyorlardır.
34- Biz herhangi bir memlekete tehlikeyi
haber veren bir uyarıcı gönderdikse, mutlaka oranın refah ile şımartılmış
olanları: "Biz sizin gönderildiğiniz şeyleri tanımayız." dediler.
35- Ve yine dediler ki: "Biz malca da
daha çoğuz, evlatça da, bize azab edilmez."
36- De ki: "Rabbim rızkı dilediğine
genişletir, dilediğine sıkar. Fakat insanların çoğu bilmezler."
37- Halbuki sizi huzurumuza yaklaştıracak
olan, mallarınız ve evlatlarınız
değildir. Ancak iman edip de salih amel
işleyenlere gelince, işte onların amellerine karşı kendilerine kat kat mükafat
vardır. Onlar cennet köşklerinde emniyet içindedirler.
38- Âyetlerimizi hükümsüz bırakmak için
yarışanlara gelince, işte onlar Hakk'ın huzuruna azab içinde getirileceklerdir.
39- De ki: "Gerçekten Rabbim kullarından
dilediği kimseye rızkı hem genişletir, hem daraltır. Her neyi hayra harcarsanız
O, onun yerine başkasını verir. Hem O, rızık verenlerin en hayırlısıdır."
40- O gün Allah, onları hep birlikte mahşere
toplayacak, sonra meleklere: "Şunlar size mi tapıyorlardı?"
diyecektir.
41- Onlar da: "Seni tenzih ederiz. Bizim
onlara karşı sığınacak velimiz sensin. Hayır, onlar cinlere tapıyorlardı. Çoğu
onlara inanmışlardı." diyecekler.
42- İşte o gün birbirinize ne bir menfaate,
ne de bir zarara sahip olabilirsiniz. Ve biz o zulmedenlere: "Tadın
bakalım o yalan deyip durduğunuz ateşin azabını!" deriz.
43- Karşılarında açık deliller halinde
âyetlerimiz okunduğu zaman o zalimler: "Bu, başka değil, sırf sizi
atalarınızın taptığı tanrılardan men etmek isteyen bir adam." dediler. Ve:
"Bu (Kur'ân), başka bir şey değil, sırf uydurulmuş bir iftira"
dediler. O kâfirler, hak kendilerine geldiği zaman: "Bu apaçık bir
sihirden başka bir şey değil." dediler.
44- Halbuki biz onlara öyle ders alacakları
kitaplar göndermedik. Kendilerine senden önce bir uyarıcı da göndermedik.
45- Onlardan öncekiler de yalanlamışlardı.
Hem bunlar, onlara verdiklerimizin onda birine eremediler. Peygamberlerimi yalanladılar,
ama beni inkâr edişin sonu nasıl oldu?
46- De ki: "Size sadece bir tek nasihat
edeceğim. Şöyle ki: Allah için ikişer, üçer ve teker teker kalkarsınız, sonra
da iyi düşünürsünüz." Arkadaşınızda (peygamberde) delilikten eser yoktur.
O, yalnız şiddetli bir azabın önünde, sizi sakındıracak bir peygaberdir.
47- De ki: "Ben sizden herhangi bir
ücret istemem, O sizin içindir. Benim ecrim ancak Allah'a aittir. O, her şeye
şahittir."
48- De ki: "Gerçekten Rabbim, hakkı
yerli yerine koyar. O, gaybları hakkıyla bilendir."
49- De ki: "Hak geldi, batılın önü de
kalmaz, sonu da."
50- De ki: "Eğer ben yanılırsam, yalnız
kendi adıma yanılırım. Ve eğer hidayeti bulmuşsam, bilinmeli ki Rabbimin bana
vahiy vermesiyledir. Çünkü O, yakındır, işitir, işittirir."
51- Onları telaşa düştükleri zaman görsen:
Artık kaçamak yoktur. Yakın yerden yakalanmışlardır.
52- Ve: "O'na iman ettik"
demektedirler. Fakat onlar için (âhiret gibi) uzak bir yerden (imana) el sunmak
(ulaşabilmek) nerede?
53- Halbuki daha önce (dünyada) O'nu inkâr
etmişlerdi. Uzak yerden gayba taş atıyorlardı.
54- Artık kendileriyle arzularının arasına
set çekilmiştir. Tıpkı bundan önce benzerlerine yapıldığı gibi. Çünkü hepsi
işkilli bir şüphe içinde bulunuyorlardı.


İndeks
AnaSayfa