Artık Kuran-ı Kerim size bir tık uzaklıkta…
İndeks AnaSayfa
ELMALILI MUHAMMED HAMDİ YAZIR MEALİ
42-ŞURA:
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
1,2- Hâ, mîm, ayn, sîn, kaf.
3- Ey Muhammed! Çok güçlü hüküm ve hikmet
sahibi olan Allah sana da senden öncekilere de böylece vahyeder.
4- Göklerde ve yerde ne varsa, hepsi
O'nundur. O çok yücedir, çok büyüktür.
5- Nerde ise gökler O'nun azametinden tâ
üstlerinden çatlayacak gibi titreşiyorlar. Melekler Rablerini hamd ile tesbih
ediyorlar ve yeryüzünde bulunan kimseler için mağfiret diliyorlar. İyi bilin ki
Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.
6- Allah'tan başka dostlar edinenlere
gelince, Allah onların üzerinde devamlı bir gözetleyicidir. Ama sen onların
üzerinde bir vekil değilsin.
7- Böylece biz sana Arapça bir Kur'ân
indirdik ki, şehirlerin anası (olan Mekke) halkını ve etrafındakileri uyarasın
ve hakkında hiç şüphe olmayan kıyamet gününün dehşetinden onları korkutasın.
Bir grup cennettedir, bir grup da cehennemdedir.
8- Eğer Allah dileseydi bütün insanları bir
tek ümmet yapardı. Fakat O yalnız dilediğini rahmetinin içine almaktadır.
Zalimler için ne bir dost vardır, ne de bir yardımcı.
8- Eğer Allah dileseydi bütün insanları bir
tek ümmet yapardı. Fakat O yalnız dilediğini rahmetinin içine almaktadır.
Zalimler için ne bir dost vardır, ne de bir yardımcı.
9- Yoksa onlar Allah'tan başka dostlar mı
edindiler? Oysa asıl dost Allah'tır. Ölüleri diriltecek olan da O'dur. O'nun
her şeye gücü yeter.
10- Hakkında ihtilafa düştüğünüz herhangi bir
şeyin hükmü Allah'a aittir. İşte benim Rabbim olan Allah budur. Ben yalnız O'na
güvendim ve yalnız O'na yöneliyorum.
11- O göklerin ve yerin yaratıcısıdır. O
sizin için kendi nefsinizden eşler ve hayvanlardan da çiftler yaratmıştır. O,
sizi bu düzen içerisinde üretip çoğaltıyor. O'nun benzeri olan hiçbir şey
yoktur. O, her şeyi işitir ve görür.
12- Göklerin ve yerin kilitleri O'na aittir.
O dilediğine rızkı genişletir ve daraltır. Şüphesiz ki O, her şeyi hakkıyla
bilir.
13- Allah dinden Nuh'a tavsiye buyurduğu şeyi
sizin için de bir kanun yaptı ve (Ey Muhammed!) sana vahyettiğimizi, İbrahim'e,
Musa'ya ve İsa'ya tavsiye buyurduğumuzu da şeriat kıldı. Şöyle ki: Dini doğru
tutun ve onda ayrılığa düşmeyin. Fakat senin kendilerini davet ettiğin şey,
müşriklere ağır geldi. Allah dilediğini kendine seçer ve kendisine yöneleni de
doğru yola iletir.
14- Onlar kendilerine bilgi geldikten sonra,
ancak aralarındaki, çekememezlik yüzünden ayrılığa düştüler. Eğer Rabbin
tarafından azabın ertelendiğine dair bir söz geçmemiş olsaydı aralarında
mutlaka hüküm verilirdi. Kendilerinden sonra Kitab'a vâris kılınan kitap ehli
de Kur'ân hakkında bir şüphe ve tereddüt içindedirler.
15- Ey Muhammed! İşte bunun için insanları
tevhide davet et ve sana emredildiği gibi dosdoğru ol. Onların keyiflerine uyma
ve de ki: "Ben Allah'ın kitaptan indirdiğine inandım ve bana aranızda
adaleti gerçekleştirmem emredildi. Allah bizim de rabbimiz sizin de
Rabbinizdir. Bizim yaptıklarımız bize, sizin yaptıklarınız da size aittir.
Sizinle bizim aramızda hiçbir tartışmaya yer yoktur. Allah hepimizi biraraya
toplayacaktır. Dönüş yalnız O'nadır.
16- Allah'ın davetine uyulduktan sonra, hâlâ
O'nun dini hakkında mücadele edenlerin, getirdikleri deliller Rableri yanında
batıldır. Onların üzerinde bir gazab ve kendileri için şiddetli bir azab
vardır.
17- Bu kitabı ve ölçüyü hakla indiren
Allah'tır. Ne bilirsin, belki de kıyamet saati yakındır!
18- O'na inanmayanlar kıyametin çabuk
gelmesini istiyorlar. İnananlar ise O'ndan korkarlar ve O'nun hak olduğunu
bilirler. İyi bilin ki, kıyamet saati hakkında tartışanlar derin bir sapıklık
içindedirler.
19- Allah kullarına çok lütufkârdır.
Dilediğine rızık verir. O çok kuvvetlidir, çok güçlüdür.
20- Her kim ahiret kazancını isterse, biz
onun kazancını artırırız, her kim de dünya kazancını isterse ona da ondan
veririz, ama onun ahirette hiçbir nasibi yoktur.
21- Yoksa onların, Allah'ın dinde izin
vermediği şeyi kendilerine meşru kılacak ortakları mı vardır? Eğer azabın
ertelenmesine dair kesin yargı sözü olmasaydı, aralarında hemen hüküm verilir,
işleri bitirilirdi. Gerçekten zalimler için acı bir azab vardır.
22- Sen kıyamet günü kazandıkları şeyin
cezası başlarına gelirken zalimlerin korkudan titrediklerini görürsün. İman
edip salih amel işleyenler ise cennet bahçelerindedirler. Rablerinin yanında
onlar için istedikleri her şey vardır. İşte büyük lütuf budur.
23- İşte Allah iman edip salih amel işleyen
kullarını bununla müjdeler. Ey Muhammed! De ki: "Ben bu tebliğime karşı
sizden akrabalıkta sevgiden başka hiçbir ücret istemiyorum." Her kim bir
iyilik yaparsa biz onun iyiliğini artırırız. Şüphesiz ki Allah çok
bağışlayıcıdır, şükrün karşılığını verir.
24- Yoksa onlar, senin hakkında:
"Allah'a karşı yalan uydurdu." mu diyorlar? Eğer Allah dilerse senin
de kalbini mühürler; batılı yok eder ve sözleriyle hakkı gerçekleştirir.
Şüphesiz ki O kalplerde bulunan şeyleri hakkıyla bilir.
25- Kullarının tevbesini kabul eden,
kötülükleri affeden ve sizin yaptıklarınızı bilen O'dur.
26- Allah iman edip, salih amel işleyenlerin
tevbesini kabul eder, onlara lütfundan daha fazlasını verir. Kâfirler için ise
şiddetli bir azap vardır.
27- Eğer Allah rızkı kullarına bol bol
verseydi, mutlaka yeryüzünde azgınlık ederlerdi. Fakat O dilediğini belli bir
ölçüye göre indiriyor. Şüphesiz ki O, kullarından haberdardır, onları hakkıyla
görür.
28- İnsanlar ümitlerini kestikten sonra
yağmuru indiren ve rahmetini her tarafa yayan O'dur. Övülmeye layık olan gerçek
dost O'dur.
29- Gökleri yeri ve her ikisinde yaydığı
canlıları yaratması da Allah'ın kudretinin delillerindendir. O'nun dilediği
zaman onları biraraya toplamaya da gücü yeter.
30- Başınıza gelen herhangi bir musibet kendi
ellerinizle kazandıklarınız yüzündendir. Bununla beraber Allah yine de çoğunu
affeder.
31- Siz yeryüzünde (O'nu) aciz
bırakamazsınız. Sizin Allah'tan başka bir dostunuz ve yardımcınız da yoktur.
32- Denizlerde yüce dağlar gibi gemilerin
yürümesi de O'nun kudretinin delillerindendir.
33- Eğer O dilerse rüzgarı durdurur da
yelkenle giden gemiler denizin üzerinde duruverirler. Şüphesiz ki bunda sabırlı
olan ve çok şükreden kimseler için nice ibretler vardır.
34- Yahut da Allah kazandıkları günahlar
yüzünden onları helâk eder ve birçoğunu da bağışlar.
35- Âyetlerimiz hakkında mücadele edenler
bilsinler ki kendileri için kaçacak bir yer yoktur.
36- Size verilen herhangi bir şey sadece
dünya hayatının geçici bir menfaatidir. Allah katında bulunanlar ise iman edip
sadece Rablerine güvenen kimseler için daha hayırlı ve daha kalıcıdır.
37- O iman edenler, büyük günahlardan ve
hayasızlıktan kaçınırlar. Onlar öfkelendikleri zaman da kusurları bağışlarlar.
38- Onlar, Rablerinin davetini kabul ederler
ve namazı dosdoğru kılarlar. Onların işleri de kendi aralarında bir istişare
iledir. Kendilerine verdiğimiz rızıktan onlar Allah yolunda harcarlar.
39- Onlar, bir zulüm ve saldırıya uğradıkları
zaman birbirleriyle yardımlaşırlar.
40- Bir kötülüğün cezası yine onun gibi bir
kötülüktür, ama kim affeder, bağışlarsa onun mükafatı Allah'a aittir. Şüphesiz
ki Allah, zalimleri sevmez.
41- Zulme uğradıktan sonra hakkını alan
kimseye gelince, işte onların aleyhinde ceza vermek için herhangi bir yol
yoktur.
42- Yol ancak insanlara zulmedenler ve
yeryüzünde haksız yere taşkınlık edenler aleyhinedir. İşte onlar için acı bir
azap vardır.
43- Her kim de sabreder ve kusuru bağışlarsa,
işte bu elbette azmedilecek işlerdendir.
44- Allah kimi saptırırsa artık bundan sonra
onun için hiçbir dost yoktur. Sen, azabı gördüklerinde zalimlerin: "Acaba
dönecek bir yol var mıdır?" dediklerini görürsün.
45- Sen, onların aşağılıktan dolayı başları
öne eğilmiş, göz ucuyla gizli gizli etrafa bakarlarken ateşe sunulduklarını
görürsün, iman edenler de: "Gerçekten zarara uğrayanlar hem kendilerine
hem de ailelerine kıyamet günü yazık etmiş olan kimselerdir."
diyeceklerdir. İyi bilin ki zalimler devamlı bir azap içerisindedirler.
46- Onların Allah'tan başka kendilerine
yardım edecek hiçbir dostları yoktur. Allah kimi saptırırsa, artık onun için
çıkar bir yol yoktur.
47- Allah tarafından, geri çevrilemeyecek
kıyamet günü gelmeden önce, Rabbinizin davetine uyun, çünkü o gün, sizin için
sığınacak bir yer yoktur ve siz inkâr da edemezsiniz.
48- Ey Muhammed! Eğer onlar yüz çevirirlerse
bilsinler ki, biz seni onların üzerine bir bekçi olarak göndermedik. Sana düşen
sadece tebliğdir. Gerçekten biz insana tarafımızdan bir rahmet tattırırsak ona
sevinir, ama elleriyle yaptıkları yüzünden kendilerine bir kötülük isabet
ederse, o zaman görürsün ki insan çok nankördür.
49- Göklerin ve yerin hükümranlığı yalnız
Allah'a aittir. O dilediğini yaratır, dilediğine kız çocuk, dilediğine de erkek
çocuk bahşeder.
50- Yahut Allah onları erkek ve kız olmak
üzere çift verir, dilediğini de kısır yapar. Şüphesiz ki O her şeyi bilir.
O'nun her şeye gücü yeter.
51- Allah bir insanla ancak vahiy yoluyla
veya perde arkasından
konuşur. Yahut da bir elçi gönderir de
izniyle ona dilediğini vahyeder. Şüphesiz ki O çok yücedir, hüküm ve hikmet
sahibidir.
52- İşte biz böylece sana da emrimizden
Kur'ân'ı vahyettik. Yoksa sen kitap nedir? İman nedir? bilmiyordun. Fakat biz
onu bir nur kıldık. Onunla kullarımızdan dilediğimizi doğru yola iletiyoruz.
Şüphesiz ki sen de insanları doğru bir yola götürüyorsun.
53-Göklerde ve yerde bulunanların sahibi olan
Allah'ın yoluna götürüyorsun. İyi bilin ki bütün işler sonunda yalnız Allah'a
dönecektir.


İndeks
AnaSayfa